En Son Paylaşılan Haber
Etiket : kadın sağlığı
"Ne onunla ne onsuz…" Kadınların topuklu ayakkabıyla ilişkisini tek nefeste anlatan en iyi söz şüphesiz budur. Yüzyıllardan bu güne kadının artarak devam eden topuklu ayakkabı sevdası, estetik avantajların yanı sıra pek çok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. Bu sorunlardan biri ayak bileği kilitlenmesi. Uzun süre giyilen topuklu ayakkabıların ayak bileği sıkışmasına neden olduğunu söyleyen ve hastalığın çoğu zaman bel fıtığıyla karıştırıldığını söyleyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ruhsan Cihan, tıpta Tarsal Tunel Sendromu diye bilinen ayak bileği sıkışması sorunuyla ilgili şu bilgileri veriyor:
Ayak bileğimizin iç kısmındaki kemiğin arkasında aynen el bileğinde olduğu gibi sinir ve ayak başparmağının bükülmesini sağlayan tendonların geçtiği tunel bulunur. Bu tunelin içinden geçen sinir çeşitli nedenlerden dolayı sıkışabilir. Tunelin içinden geçen sinirlerde oluşabilen herhangi bir iletim bozukluğu Tarsal Tunel Sendromuna yol açar, kişi ayağını hareket ettiremez. Uzun süre yüksek topuklu ayakkabı giyen kadınlarda bu hastalığa sık rastlamak mümkün.
Şikayetler Bel Fıtığı ile Aynı
Hastalık verdiği belirtiler nedeniyle en çok bel fıtığı ile karıştırılıyor. Şikayetler belde oluşan sinir kökü basılarının oluşturduğu belirtiler ile neredeyse aynı. Hastalar çoğunlukla ayak parmaklarında, topukta, ayak tabanında, ayak bileğinde ağrı, yanma ve baldıra yayılan ağrı şikayetiyle geliyor. Yaşanan ağrı kişileri gece uykudan uyandırabilecek kadar şiddetli olabiliyor.
Hastalarımız genellikle bize belinde bir sorun olduğunu düşündüğü için geliyor. Ayrıca, topuk dikeni, plantar fasciitis gibi hastalıklarla da karıştırılabiliniyor. Bu nedenle bu belirtilerde doğru teşhisi koyabilmek için iyi bir fizik muayene ve EMG tetkiki gerekiyor.
Şeker Hastalarında Sık Görülüyor
Tarsal tünel sendromu 40-70 yaş arasındaki kişilerde daha sık görülüyor. Diyabet (şeker) hastalarında görülme sıklığı ise daha fazladır. Çünkü diyabet, sinir iletiminde bozulmaya yol açan bir hastalıktır. Ayak bileğinde oluşan burkulmalara ve diğer travmalara bağlı tendon üzerinde oluşan ödem veya enflamasyon hastalığın tetiklenmesine neden olabiliyor.
Ayak bilek kırıkları sonucu oluşan kemik deformiteleri de Tarsal Tuneli tetikleyebilir. Düz taban olan, ayak bileğini fazla kullanan, fazla ayakta duran kişilerde risk altındadır. Uzun yol şoförlerinde, garsonlarda, ev işi yapan kişilerde de daha sık görülmektedir. Tabi kilo fazlalığı da hastalığı tetiklemektedir.
Kesin Tanı İçin EMG Şart
Biz hastalığı ortaya sevideyken yakaladığımızda ilaç tedavisi ve Fizik Tedavi öneriyoruz. İstirahat bandajları, ayağın yukarıda tutulması, sinir iletimini düzenleyen ilaçlar tedavimizi kolaylaştırmaktadır. Genellikle hastalarımız başka tanılar ile ilaç kullanmaya başlamış oluyorlar. Bu nedenle hastanın fizik muayenesinin detaylı bir şekilde yapılıp, diğer hastalıklardan ayırımın iyi bir şekilde yapılması gerekmektedir. Tarsal tünel sendromu göz ardı edilmemelidir. Kesin tanı için EMG çekilmesi önemli.
Kadının hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri hamilelik dönemi. 9 aylık bu serüvende bebeğin gelişim süreci konuşulurken annenin ruh halindeki değişimler çoğunlukla göz ardı ediliyor. Uzmanlar, bu dönemde pek çok duyguyla baş etmeye çalışan kadının başta eşi olmak üzere yakın çevresinden destek görmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, anne adaylarının hamilelik döneminde hormonların da etkisiyle heyecan, korku ve kaygı gibi birbirinden farklı duygular yaşadığını söyledi. Prof.Dr. Aslıhan Dönmez, şöyle konuştu:
"Hamilelik denilince çoğunlukla anne adayında meydana gelen fiziksel değişiklikler akla gelir. Oysa hamilelik boyunca gerçekleşen gerek fiziksel gerekse hormonal değişimlerin anne adayında önemli psikolojik değişikliklere yol açtığını biliyoruz. Bir ebeveyn olma beklentisi de bu psikolojik değişikliklere katkıda bulunur.
Bu psikolojik değişikliklerin başında duygudurumu dalgalanmaları, korkular ve kaygılar başta gelir. Duygudurumu dalgalanmaları çabuk öfkelenme, tahammülsüzlük, "sulu göz" olma halini içerir. Korkular ve kaygılar daha çok gebelikle, bebekle, doğumla, ebeveyn olmakla ilgilidir."
Hamilelik döneminde kadının psikolojik evreleri
Hamileliğin farklı evrelerinde farklı psikolojik değişimlerin meydana gelebildiğini belirten Prof. Dr. Dönmez, üç aylık dönemlerde yaşanan bu psikolojik evreleri şöyle anlattı:
Adet dönemi öncesi sendromuna benzer
İlk 3 ay: Beklenen ve istenilen bir gebelikse anne adayının temel duygusu tabi ki mutluluk olacaktır. Durum tam tersiyse kaygılar ve üzüntü baskın olabilir. Halsizlik ve sabah bulantıları anne adayının duygudurumunu olumsuz etkileyebilir. Anne adayı tıpkı adet öncesi sendromuna benzer şekilde gergin olabilir. Bebeğini kaybetme korkusu ve bebeğinin sağlık durumu ile ilgili kaygılar belirgindir.
Hamileliğin balayı dönemi
İkinci 3 ay: Genellikle hamileliğin "balayı" dönemi olarak adlandırılır çünkü sabah bulantıları ve yorgunluk gitmiştir, anne adayı kendini daha iyi hisseder. Artık bedendeki değişimler görünür hale gelmeye başlar ve bebeğin hareketleri hissedilir. Beden değişimleri özellikle kilo ve görünüm takıntıları olan kadınlarda kaygı doğurabilir ve kendine güvende azalmaya neden olabilir.
Kaygı ve gerginlik ortaya çıkabilir
Üçüncü 3 ay: Doğum iyice yaklaştığı için doğum eylemi ve bebeğin yaratacağı yaşam değişiklikleri kaygıların önemli bir kaynağını oluşturur. Bedensel değişimler anne adayını artık iyice zorlamaya başlayabilir ve bu durum gergin hissetmeye neden olabilir."
Olumsuz yorumlar psikolojisini etkileyebilir
Özellikle anne adayının kilo almış olmasıyla ilgili yapılan olumsuz yorumların psikolojisini olumsuz etkileyebildiğini belirten Prof.Dr. Aslıhan Dönmez, bu konuda da en büyük görevin eşlere ve yakın çevresine düştüğünü söyledi. Prof.Dr. Dönmez, "Doğum eyleminin ve bebek büyütmenin zorluklarının abartılarak anlatılması, anne adayının zaten var olan kaygılarını daha da arttırabilir.
Hamilelikte cinsellik istenmeyebilir!
Özellikle baba adaylarının eşlerinin fiziksel değişimleri karşısında olumsuz yorumlar yapmaları ve eşlerinden hem duygusal hem de cinsel anlamda soğumaları anne adayının psikolojisini olumsuz etkileyebilir. Birçok baba adayı bu dönemde cinsel ilişkiyi istemeyebilir ve bunun temel nedeni eşine veya bebeğe zarar verme korkusu olabilir. Anne adayı ise bunu 'Artık beni beğenmiyor ve beğenmeyecek' diye algılayabilir. Bazen de tam tersi bir durum olabilir; anne adayı cinsellikten soğuyabilir ve babalar bu defa istenmediklerini düşünebilir ve bu konuda ısrarcı davranabilirler" diye konuştu.
Prof.Dr. Aslıhan Dönmez, anne adaylarının bu dönemi rahat ve sorunsuz geçirmeleri için baba adaylarına ve yakın çevreye önemli görevler düştüğünü belirterek "Meydana gelen fiziksel değişimler konusunda olumsuz herhangi bir yorum yapmamak, duygudurum değişimleri konusunda sabırlı olmak, kaygı ve korkuları paylaşmasına izin vermek anne adayının kendini rahat hissetmesi açısından önemlidir" tavsiyesinde bulundu.
Cinsel uyumsuzluk ya da ten uyuşmazlığı çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmasına, aldatmaya hatta ayrılık ve boşanmalara neden olan en yaygın sebeplerden biri. Partnerinizle birbirinize deli gibi aşık olabilirsiniz ama ne var ki yatak odasında istekli ve uyumlu değilseniz, o zaman ilişkiniz tehlikede demektir. Peki partnerinizle uyumlu olup olmadığınızı nasıl anlayacaksınız? Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak'a kulak verelim:
FARKLI LİBİDO SEVİYELERİ: Herkesin aynı seviyede libidoya sahip olduğu söylenemez. Ayrıca sadece erkeklerin daha çok cinsellik istediğini iddia etmek de bir haksızlık. Kadınlar da en az erkekler kadar cinselliği yaşamaya istekli olabilir. Stres, iş yoğunluğu ve yaşam tarzıyla ilgili sorunlar kişinin libidosunu etkileyebilir ve kişinin cinsellikten uzaklaşmasına sebep olabilir ya da başka sebeplerden libido düşüklüğü söz konusu olabilir. Partneriniz ve siz böyle bir problemle karşı karşıyaysanız, durum daha kötüye gitmeden konuşmalı ve gerekirse destek almalısınız.
BASKICI PARTNER: Partneriniz, siz istemediğiniz zamanlarda, seks yapma konusunda size sürekli baskı yapıyorsa ve rahatsız olduğunuz bir şeyi yapmaya zorlanıyor hissediyorsanız, aranızda cinsel bir uyumdan bahsetmek mümkün olmayabilir.
BENCİL PARTNER: Birçok kadın cinsellikte partnerlerinin bencilliğinden şikayet eder. Genelleme yapmaktan kaçınsak da çoğunlukla ilk önce erkeklerin orgazma ulaştığı bir gerçek. Ama bu bir problem olmaktan çıkarılabilir. Partneriniz yine de sizi memnun edebilir. Ama o bencil davranmayı tercih ediyor ve bunun için çaba göstermiyorsa uyumsuzluğun ortasındasınız demektir. Cinsel ilişkide bencillik orta vadede ciddi bir sıkıntı meydana getirir ve bir tarafı mağdur durumuna düşürür.
ESKİ PARTNERLERLE KIYASLAMA: Partnerinizin cinsel yönden sizi eski sevgili ya da eski eşiyle kıyaslaması hiç hoş bir şey olmadığı gibi aynı zamanda sinir bozucu da. Partneriniz sizi sürekli eskiden birlikte olduğu kadınlarla kıyaslıyorsa, bu size saygı duymadığı anlamına gelir. Rahatsız olmanıza rağmen bu rencide edici tavrından vazgeçmiyorsa, konuyu gündemin birinci sırasına almalı ve çözüm üretmelisiniz.
SUÇLULUK DUYGUSU: Partnerinizle yaşadığınız cinsellik sizi duygusal yönden memnun ya da mutlu etmiyor aksine pişmanlık ve suçluluk hissediyorsanız, bu ciddi bir bilinçaltı sebebe işaret edebilir. Bir şeyi yapmaya kendinizi adeta itiliyor gibi hissediyorsanız, sıkıntıya girerek ilişki yaşıyorsanız bu tablo ilişkide uyumsuzluğun ciddi göstergesidir.
YATAKTA AGRESİFLİK: Her iki tarafın da rızası olduğu sürece, yatakta biraz agresiflik normal karşılanabilir. Ama bazı erkekler, partnerlerini rahatsız edecek derecede agresif davranışlar sergilerler. Partneriniz, sizin sınırlarınızı aşacak kadar saldırgan davranıyorsa, bir orta yol bulmanın zamanı gelmiş demektir.
RAHATSIZ EDEN TALEPLER: Çiftlerden biri zengin fantezi dünyasına sahip olabilir. Partneriyle bu anlamda bir dengeye sahip değilse; cinsellikte geniş fanteziye sahip olanın talepleri diğer tarafa ağır, uygunsuz, ters gelebilir. Cinsel ilişkide tek tarafın beklentilerine cevap vermemek konusunda sürekli bir tartışma varsa burada zaten uyum söz konusu olamaz.
CİNSEL UYUMSUZLUĞUN TEHLİKE SİNYALLERİ
Bir ilişkinin, özellikle evliliklerde, uzun süre devam etmesi için partnerlerin cinsel yönden uyumlu olmasının büyük önem taşıdığına dikkati çeken Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, cinsel uyumsuzluğun başlıca sinyallerini ise şöyle sıralıyor:
CİNSEL DÜRTÜNÜZ ÇOK MU ZAYIF? Partnerlerden birindeki zayıf cinsel dürtü, cinsel uyumsuzluk belirtisi olabilir. Fakat bu durum bir hastalık nedeniyle ya da stresten de kaynaklanmış olabilir. Zayıf cinsel dürtü meselesini ciddiye alın ve arkasında yatan sebebi bulmaya çalışın. Tek başınıza çözüm bulamıyorsanız özellikle cinsellik konusunda deneyimli bir uzman desteği alın.
STRES: İş ya da ekonomik sıkıntılar, ailevi sorunlar nedeniyle yaşadığınız stres cinsel yaşamınızı ciddi manada olumsuz etkileyebilir, fakat partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olmanız da sizde strese neden olabilir. Partnerinizle daha iyi bir cinsel yaşam için stres ve iş yoğunluğunuzu kontrol altına almaya çalışın. Özellikle stres, korku kaynaklı uyumsuzluk konularında hipnoterapi hızlı bir çözüm olasılığı sunar.
DEPRESYON LİBİDONUZU ÖLDÜREBİLİR: Depresyon partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olduğunuzun başka bir belirtisi olabilir. Depresyon, enerjinin düşük olması, yaşamdan zevk almama, çökkünlük şeklinde kendini belli eder ve bu ağır duyguların olduğu yerde cinsel enerjiyi aramak boşunadır. Bu, uyumsuzluk sorununu daha da ağırlaştırabilir ve hatta libidonuzu tamamen öldürebilir. Deneyimli bir uzmana başvurmanın vakti gelmiş demektir.
CİNSEL BİRLİKTELİK AZALIRSA: Partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olmanız günlük hayatta ona karşı davranışlarınızda da kendini belli eder. Bir ilişkideki cinsel birlikteliklerin sayısı azaldıkça, bu durum çoğunlukla partnerler arası ilişkide sorunların baş göstermesine sebep olur. Uzun zamandır aynı evde kalan kankalar gibi yaşamaya başlamışsınız alarm sinyalleri çalıyor demektir.
CİNSELLİKLE İLGİLİ ÇEKİNCELER: Partnerinizle cinselliğe dair yeni bir şeyi deneme konusunda isteksizseniz, bu durum sonunda partnerinizin de heyecanının azalmasına sebep olur, ilişkiden kaçınmasına dahi yol açabilir. Bu, partnerler arası cinsel uyumsuzluğun ya da kimyaların uyuşmamasının çok basit bir göstergesi olabilir.
ÇEKİM YOKSA EREKTİL BOZUKLUK ORTAYA ÇIKAR: Erkeklerde görülen bu sorunun kökeninde genelde tıbbi bir sebep vardır ama tamamen duygusal bir sebep de erektil (sertleşme) bozukluğa neden olabilir. Partnerler arasında çekimin olmaması ve cinsel uyumsuzluk erkek partnerde erektil bozukluk olarak ortaya çıkabilir.
PARTNERİNİZ HAZIR VAZİYETE BEKLERKEN UYUMAYIN: Partnerlerden biri cinsel birliktelik için hazır vaziyette beklerken, diğer partner onun yanında uyumayı tercih ediyorsa ve bu durum çok sık yaşanıyorsa sıkıntı büyük olabilir. Bu durum, partnerler arası çeşitli sebeplere bağlı bir cinsel uyumsuzluktan kaynaklanıyor olabilir. Fakat, partnerlerden biri çok yorgun olduğu için böyle davranıyorsa, o zaman sabırlı olun ve ertesi günü bekleyin.
PARTNERİNİZİ AÇIN: Partneriniz sizinle cinsel konularda konuşamıyor ya da bu konuları konuştuğunda rahatsız oluyorsa, bu durum aranızda bir cinsel uyumsuzluk göstergesi olabilir. Çekingen mizaçta olmak, çok dindar ya da aşırı geleneksel bir aile tarafından büyütülmüş olmak gibi faktörler de bu durumun sebebi olabilir. O nedenle partnerinize biraz destek olun ve açılması için ona biraz zaman verin.
DAHA AZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİYORSANIZ: Cinsel uyumsuzluğun en önemli göstergesi artık ilişkinizde cinsel birlikteliğin hiç olmuyor oluşudur. Bu tehlike sinyalini ciddiye alın ve partnerinizle ilişkinizi düzeltmek için bu konu hakkında konuşun. Zira bu durum çok daha büyük sorunların da göstergesi olabilir. İşin içinden çıkamayacak gibiyseniz iyi bir uzman desteği size arzu ettiğiniz mutluluk için yol gösterici olacaktır.
CİNSEL UYUMSUZLUĞA HİPNOTERAPİ
Ülkemizde cinselliğin eğitimli bireyler arasında dahi tabu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, sorun çok büyük dahi olsa genellikle "demek ki böyle oluyor" dercesine cinsel uyumsuzluğun normal gören, çaresinin olmadığını düşünen insanların olduğunu söylüyor.
Cinsel uyumsuzluğun hipnoterapi gibi hiçbir tıbbi işlem gerektirmeyen bir yöntemle artık bir sorun olmaktan çıktığını belirten ve bu konuda etkili çalışmalar yapan Psikolog Başkak, uyumsuzluk yaşayan çiftlerin hipnoterapi tekniğiyle mutlu bir uyum yakalayabildiğini vurguluyor.
Daha gebeliğin ilk haftasından itibaren başlayan ve doğuma kadar hiç bitmeyen ağrılar bazen göz ardı edilebilecek bazen ise mutlaka takip edilmesi şart olan bir durumdur. Peki gebelikte görülen hangi ağrılar tehlikeli hangileri tehlikesiz?Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, doktora gidip gitmeme konusunda tereddüt eden anne adayları için bir ağrı rehberi hazırladı.
GEBELİKTE KESKİN BİR AĞRI OLMASI NORMAL MİDİR?
Gebelik boyunca vücudunuz pek çok değişim geçirerek içinde büyüyen yaşama adapte olmaya çalışır. Gebeliğin doğal bir sonucu olan kilo artışı bile bazı rahatsızlıklara sebep olur.
İLK GEBELİKLERDE AĞRIYI AYIRT ETMEK ZOR
Özellikle ilk gebeliklerde normal bir ağrıyla, olası bir komplikasyondan kaynaklanan ağrının ayrımını yapmak hem çok güçtür hem de stres kaynağıdır.
BIÇAK SAPLANMIŞ GİBİ
Gebelik esnasında şikayetçi olunan ve keskin karakter taşıyan ağrılar en çok rahim etrafında, kasıklarda veya karında hissedilen 'bıçak saplanmış gibi' ağrılardır. Oldukça rahatsız edici olmakla beraber, gebelikte meydana gelen normal değişimlerle alakalıdırlar.
BAZI YAYGIN SEBEPLER
Kramp: Rahmin genişlemesine bağlı olarak meydana gelen kramplar keskin bir ağrı şeklinde hissedilir.
Yuvarlak bağ ağrısı: Bu ağrı gebeliğin ikinci üç ayında hissedilir ve karnın tek veya her iki yanında keskin bir ağrıyla ortaya çıkar. Ağrı, rahmi yerinde tutan bu bağın gerilmesine bağlıdır.
Gaz ve şişkinlik,
Kabızlık.
DÜŞÜK VE DIŞ GEBELİK HABERCİSİ
Bu ağrılar normal gebeliğin seyrinde görülse de, medikal tedavi gerektirebilecek acil durumları da akıldan çıkarmamak gerekir. Erken gebelik döneminde görülen kasığa lokalize ağrı 'dış gebelik' habercisi olabilir.
Gerçekleşmekte olan bir düşük olayında da kramplar nedeniyle şiddetli ağrı olabilir.
TEHLİKELİ AĞRILAR
Peki normal bir gebeliğe de eşlik edebilen bu ağrılar hangi belirtilerle birlikte olursa bir tehlike habercisidir?
Ağrı, bulantı, kusma, bol kanama, ateş ve titremeyle beraberse,
Ağrı, istirahate rağmen kesilmiyor ve devam ediyorsa,
Ağrı, yürümeyi, konuşmayı ya da soluk almayı güçleştiriyorsa tehlikelidir.
NORMAL AĞRIYI GİDERMEK İÇİN BUNLARI YAPIN
Peki komplike olmayan, normal gebeliğin parçası olabilecek bir ağrıyla karşılaştığınızda, ağrıyı gidermek için ne yapalım?
Gebeliğe uygun germe egzersizleri,
Nefes alma ve nefes kontrol etme egzersizleri,
Uyku ve oturma pozisyonu değişiklikleri,
Hareket.
Ancak bu önlemlere rağmen ağrı gitgide yoğunlaşıyorsa ve günlük aktivitenizi engelliyorsa mutlaka doktorunuzla iletişime geçmeniz gerek."
Bazı erkekler, gerdek gecesi o kanı görmeden kızın daha önce cinsellik yaşamadığına inanmıyor!Çünkü çoğu insan kanamanın bekaretin iyi bir göstergesi olduğunu düşünüyor. Başka bir deyişle ilk cinsel deneyimi olduğu düşünülen bir genç kızda ilişki sonrası kanama olamazsa, bekaretini daha önce kaybetmiş olduğuna inanılıyor. Bu yüzden, gelinlik giyerek ebedi mutluluk yolunda adım atmaya hazırlanan binlerce genç kız 'ya kanama olmazsa?' endişesini yaşıyor.
BAKİRELERİN YÜZDE 63'ÜNDE KANAMA OLMADI
Uzmanlara göre, ilk ilişkiden sonra mutlaka kanama olacağı yönündeki inanış yaygın ve yanlış bir inanç. Yapılan bilimsel açıklamalara karşın bazı kültürlerde bu yanılgı adeta kökleşmiş durumda.
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, düğün mevsimi bütün hızıyla devam ederken kızlık zarı ve kanamayla ilgili gençlerin kafasını meşgul eden sorulara açıklık getirdi:
"Nasıl fiziksel özelliklerimiz birbirinden farklıysa, kızlık zarının yapısı da herkeste farklıdır. Normalde ilk birleşmede kızlık zarının yırtılıp kanaması beklenir. Fakat bazı zarlar vajina girişinde fazla yer kaplamazlar.
Kızlık zarı bu özgün yapısı nedeniyle, bazı kadınlarda penis girişine izin verir ve yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlar halk arasında "elastik zar" olarak adlandırılır. Bu durumda zar ancak normal doğum sonrasında yırtılır.
Kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle, kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak çok az sayıda damar bulunması durumunda yine ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir.
Bazen de ilk ilişkide yırtılmanın olduğu bölgede hiç damar olmayabilir veya bulunan çok küçük damarlar anında pıhtılaşabilir, böylelikle de hiç kanama izlenmeyebilir.
Bu nedenlerle bazen ilk cinsel ilişki sonrasında bile kanama olmayabilir. Hatta bazılarında kızlık zarı doğuştan olmayabilir.
Bu konuda yapılmış çok az bilimsel çalışma olmakla beraber Dr. Sara Patterson'nun 1998'de British Medical Journal'de yayınlanan çalışmasında, sorgulanan kadınların %63'ü ilk cinsel ilişki sonrasında kanamasının olmadığını belirtmiştir. Geri kalanların ise kanama miktarı birkaç saat süren hafif lekelenmeden, adet kanamasına benzer miktarlara değişkenlik gösterebilmektedir."
Op. Dr. Betül Görgen / Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı
"TARİH BOYUNCA KANAMANIN OLMASI İYİ BİR ŞEY OLARAK KABUL EDİLMİŞTİR"
"Eskiden beri evliliklerin birçoğu ekonomik ve politik çıkarlar düşünülerek yapıldığından, kadının bakire olması önemlidir ve cinsel ilişki sonrası olan kanama da erkek gücünün ve cesaretinin bir göstergesi olarak görülmüştür. Yine bazı kültürlerde, ilk gece sonrası kanlanmış çarşaf gösterilmedikçe çiftin evliliği geçerli sayılmaz.
1980'LERDEN ÖNCE BABALIĞIN İSPATI
İlk ilişki ve kanamanın olması bekaret kadar babalık durumunu da kapsar. Çünkü doğumda bir çocuğun annesi kesin bellidir (babalık testleri de 1980'lerden önce olmadığı için) ama babanın kim olduğu bilinemez. Bu nedenle bir fikre göre erkek bakire bir kadınla ilişkiye girdiğini ıspatlarsa, o kadından doğacak çocuğun babası olduğunu da kanıtlamış olur.
Yüzyıllardır kadının cinselliği ve bu yöndeki istekleri hep görmezden gelinmiştir hatta imkansız olduğu düşünülmüştür. Cinsellik ancak erkek isterse yaşanması gereken bir şey olarak kabul edilmiştir. Tarih boyunca cinsel güç ve cinsellik %100 erkeğe ait bir haktır. Bunun aksi şekilde davranan kadınlar cezalandırılmıştır.
Tüm bu farklı fikirler ve kültürel eğilimlerden dolayı, kanamanın olması iyi bir şey olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle kadınlar zaman zaman bunu kanıtlamak zorunda kalmıştır. Kanıtlaması hayatını kurtarmıştır."
KANAMA 3 GÜNDEN UZUN SÜRMEMELİ
Kanamayla ilgili efsanelerin, kulaktan dolma bilgilerin genç kadınları ömür boyu cinsellikten soğutabildiğini belirten Op. Dr. Betül Görgen, kanamayla ilgili en çok merak edilen konular hakkında şu bilgileri verdi:
İlk cinsel ilişki sonrası neden kanama olur?
İlk cinsel ilişkiyi takip eden kanamanın en yaygın sebebi, kızlık zarının yırtılmasıdır. Kızlık zarı ya da himen vajinal kanalın girişini çevreleyen ince bir dokudur ve ilk cinsel ilişkide yırtılabilir. Ama bu kanamanın kaynağı her zaman sadece kızlık zarı olmayabilir. Bazen bitmek üzere olan ya da yeni başlayan adet kanaması da yanılgı sebebidir.
Kanamanın lekelenme şeklinde devam etmesi normal midir?
İlk ilişki sonrası kanama lekelenme şeklinde 1-3 gün sürebilir.
İlk ilişki sonrası kanama kaç gün devam eder?
Kanama kısa süreli ve miktar olarak az olmalıdır. 3 günden uzun ve fazla miktarda kanama olması durumunda mutlaka bir kadın doğum uzmanının görmesi gerekir. Çünkü nadir de olsa kan kaybına yol açan ve dikiş atmayı gerektiren yırtıklar oluşabilir.
Genital bölgede rahatsızlık hissi ve acı olması normal midir?
İlk ilişki sonrası kişiden kişiye değişen bu tip belirtiler olabilir. Bunun sebebi de vajina ve vulvada gelişebilen ödem ve hassasiyettir.
DİĞER KANAMA SEBEPLERİ
Eğer kadın aşırı heyecan, korku ve endişe nedeniyle cinsel olarak uyarılmamışsa, vajina kasları gevşemez ve ilişkiyi kolaylaştıracak kayganlaşma meydana gelmez. Bu durumda ilişki olursa, kanamanın olma ihtimali yüksektir.
Vajinal bir enfeksiyon varsa bu da ilişki esnasında kanamaya yol açar.
Yaş faktörü de kanama açısından önemlidir. Daha genç yaştaki kadınlarda, kızlık zarı yapısal olarak (kızlık zarı halkası daha kalın ve kanlanması daha fazla olduğu için) kanamaya daha fazla eğilimlidir.
Son yıllarda adım başı gördüğümüz kahve markaları sayesinde, kahvenin değişik lezzetlerde, soğuk olarak hazırlanarak yaz mevsiminde de tüketiminin artması; çeşidi gitgide artan enerji içecekleri eski yıllara göre çok daha fazla ve hesapsız kafein alımına neden oluyor. Kahve, çay, kola, ice tea gibi içeceklerde bulunan kafein aslında bir ilaç. Tüketildiği zaman kolayca plasenta yoluyla fetüse ulaşır ve etkilerini gösterir. Bu yüzden hamilelik sırasında kafein tüketimi, gelişen fetüse etkileri açısından sıklıkla tartışılan bir konu. Ancak sorulması gereken asıl soru zararlı etkilerinin hangi miktardan sonra başladığıdır.
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, kafeinin fetüse olası zararları konusunda yapılan bilimsel çalışmalar hakkında önemli bilgiler verdi:
RİSKLİ MİKTARIN SINIRI
"Çoğu kadın doğum uzmanı düşük olasılığını artırdığı için anne adaylarına kafein içeren içecekleri tümden yasaklıyor. Evet bunu destekleyen çalışmalarda düşük ve ölü doğum riskinde artış olduğu gösterilmiştir ama bu tüketilen miktarla ilişkili bir durumdur.
2002'de yapılan bir çalışma 800 mg ve üstünde (8 fincan ve üstü) kafein alımının erken dönemde ölü doğum riskini artırdığını göstermiştir.
Diğer bir çalışmada ise 600 mg ve üstü (6 fincan ve üstü) kafein tüketiminde düşük yapma riskinin arttığını belirtilmektedir.
Kaliforniya'da yapılan bir çalışmada riskli miktar 300mg (3 fincan) olarak belirlenmiştir.
2016 da yapılan bir çalışmada ise gebelik oluşmadan önce her gün en az iki kafeinli içecek tüketenlerde, potansiyel düşük riskinde artış bulunmuştur.
4 FİNCANDAN SONRASI LÖSEMİYE NEDEN OLUYOR
Yakın zamanda Amerika Kadın Hastalıkları ve Doğum Dergisi'nde (AJOG - American Journal of Obstetrics and Gynecology) yayınlanan bir çalışmada anneleri günde iki fincandan fazla kahve tüketen bebeklerde çocukluk çağı lösemilerinin daha sık gözlendiği belirtilmektedir. Çalışmada; 300mg'dan (4 fincan) fazla kafein tüketiminin riski %60, 600mg (8 fincan) üstündeki tüketimin ise %72 oranında çocukluk çağı lösemilerini artırdığı belirtilmektedir.
Kafeinin fetal DNA'yı değiştirerek bebeği lösemiye yatkın hale getirdiği düşünülmektedir.
KAFEİN OBEZİTEYLE BAĞLANTILI ÇIKTI
Yine son zamanlarda yapılan bir çalışmada hamilelikteki aşırı kafein tüketiminin çocukluk çağı obezitesiyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir.
Uluslar arası Obezite Dergisi'nde yayımlanan ve 15 yıllık incelemeyi kapsayan araştırmada, gebelikleri boyunca yoğun kafein alan annelerin çocuklarında, almayanlara göre %89 daha fazla obeziteye rastlanmıştır.
HAMİLELER İÇİN GÜVENLİ MİKTAR NEDİR?
Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği'ne göre, sağlıklı bir bebek sahibi olmak için annenin 200mg ve altında kafein tüketmesi gerekir. Dünya Sağlık Örgütü ise sınır değeri günde 300mg olarak belirlemiştir.
Bu rakamları daha iyi kavramak açısından örneklemek gerekirse kahve zincirlerinde satılan küçük boy (237 ml'lik) Americano 75mg, Latte 75mg, Macciato 150mg, Kapuçino 75mg, Espresso 75 mg kafein içerir.
1 fincan Türk kahvesi ise 50 mg kafein içeriyor.
Herhangi bir şikayet olmamasına rağmen idrar testlerinde çıkan iltihabın nedenini Hisar Intercontinental Hospital İç Hastalıkları Bölümü Uzmanı Dr. Fatma Kural Aydın'a sorduk…
Kadınlarda üretra adı verilen mesane çıkışının anatomik olarak kısa olması nedeniyle özellikle E.coli kaynaklı sistit ve diğer üriner sistem enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Fatma Kural Aydın; 'Kadınlar bu tür enfeksiyonlara daha yatkındırlar.
Üriner sistem enfeksiyonlarında genellikle idrarda yanma, sık idrara çıkma, kasıklarda ağrı gibi belirtiler olur. Bu belirtiler yoksa ve check up gibi başka nedenlerle yaptırdığınız tetkiklerde ağrı olmamasına rağmen idrarınızda iltihap saptanıyorsa kesinlikle ihmal etmeyin. Bu tüberküloz ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklara bağlı olabilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insandan insana bulaşır.
Kaynak; bu hastalıkları hiçbir semptom olmadan taşıyıcı olarak ürogenital sistemlerinde taşıyan insanlardır. Yani bir kişide cinsel yolla bulaşan hastalık etkeni saptandığında bu hastalık en az bir kişide daha var anlamına gelir. Bazen bu durumlar kadınlarda rahim ağzı iltihabına neden olarak renkli ve kokulu akıntıya yol açarak; hiçbir bulgu olmadan bu tür mikroplar için taşıyıcılık gelişip partnerin tekrar tekrar enfeksiyon kapmasına sebep olabilir.
Bundan dolayı da kişilere bu tür hastalıkların tanısı konduğunda mutlaka partnerleri ile birlikte tedavi edilmelidirler. Tanılar rutin idrar kültürleri değil özel idrar kültürlerinde saptanır. Bu nedenle herhangi bir testte idrarda iltihap saptanması durumunda mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar kültürü, vajen kültürü gibi ek tetkikler yapılmalı, iltihaba neden olan bir bakteri olup olmadığı araştırılmalıdır.
Bu nedenle idrar tahlilinizde iltihap çıkarsa mutlaka hekiminize başvurarak ek tetkikleri yaptırın ve kontrollerinizi ihmal etmeyin.' açıklamasında bulundu.
Öğle saatleriydi... Kadın doğum polikliniğin kapısı açıldı ve içeri 60'lı yaşların başında bir hanımla beraber kumral uzun saçlı hoş, genç bir kadın girdi.Doktor hanım "Hoş geldiniz" diyerek şikayetlerinin ne olduğunu sorduğunda, anne ağlamaklı bir sesle yanıt verdi;
"Aaah ah... keşke benim için gelmiş olsaydık ama kızım için geldik."
Kızının 35 yaşında olduğunu, henüz evlenmediğini ve resim öğretmenliği yaptığını söyledi. "Kızımın atama sonuçlarını beklerken başımıza neler geldi?" diye devam etti.
Öğretmen hanım da ağlamaklıydı; "Ben kendi sağlığıma çok önem veririm doktor hanım ama şoktayım..."
Ailede daha önce bu kötü hastalığa yakalanan kimse yokmuş. Bekar olduğu için de hiç kadın doğum bölümüne muayene olmamış.
HAMAMDA ÖĞRENMİŞ
Fakat memedeki kitlenin fark edilmesi çok ilginç... Bir gün hamama gitmişler, hamamda kese yapan kadın koltuk altındaki kitleyi fark etmiş. Onun üzerine yapılan tetkiklerde meme kanseri olduğu ortaya çıkmış ve acil ameliyat olması gerektiği sonrasında da kemoterapi yapılacağı söylenmiş.
Öğretmenin gözyaşları dinince doktor, ultrasonla muayenesini yaptı. Ameliyat sonrası ilaç tedavisiyle ilgili bilgi verdi ve bunun yumurtalıklarına vereceği zararı, önlem alınmazsa ilaç tedavisi sonrasında bebek sahibi olma şansının çok düşebileceğini anlattı.
Doktor, yumurta dondurma işleminden bahsetti. Anlattıkları arasında anne-kızın en çok dikkatini çeken bölüm "yumurta toplama işleminin vajinal ultrasonografiyle" yapılacak olmasıydı. Çünkü öğretmen hanım bakireydi ve bu işlem sonrasında bekaretini kaybedecekti!
Anne tam ikna olmuş görünmüyordu. Doktor bu işlemin olması için kızlık zarını bozmak zorunda olduğunu söylediğinde anne ciddi tepki verdi.
Doktor, bu işlem sonrasında bekaretini hastanede yapılan işlem nedeniyle kaybettiğine dair resmi yazı da vereceklerini, bu konuda endişe etmelerinin yersiz olduğunu anlattı.
KANSERLİ ÖĞRETMEN BEKARETİ UĞRUNA...
Bir süre sohbet ettikten sonra, anne ve kızı olayın psikolojik şokundan biraz olsun uzaklaşmışlardı, hatta ameliyat sonrası göğüs estetiği ile ilgili bilgi aldılar.
Doktor, yumurta dondurmanın önemini ve böyle bir fırsatın mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini yineledi. "Yumurtaların dondurulacağı için kanseri yenince istediğin bir zamanda çocuk yapabileceksin" diye devam etti.
Operasyon için gerekli tetkikleri tamamlamaları için anneyle kızını yolcu etti. İki üç gün sonrasına da gün verdi...
Beklenen gün geldiğinde anne ve kızı yeniden geldiler ancak bekaret konusundaki fikirleri değişmemişti. Anne, kızının bekaretinin bozulmamasını tercih etmişti. Her ne kadar eğitimli de olsa öğretmen hanım için de bekaret konusu önemliydi.
Güzel öğretmen kanser tedavisini yense bile ömür boyunca çocuk sahibi olamayacaktı. Evleneceği erkeğe bekaretini sunabilecek ancak çocuk veremeyecekti. Hem evleneceği erkeğin hem de kendisinin soyu da devam etmeyecekti...
O YÖNETMELİK ÇIKTI AMA KIZLIK ZARINA TAKILDI
Sağlık Bakanlığı'nın 6 Mart 2010 yılında Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelik ile Türkiye'de kanser gibi zorunluluk hallerinde "sperm ve yumurta dondurma" işlemine izin verilmişti. 30 Eylül 2014'te yapılan yeni bir düzenleme erken menopoz riski olan henüz ailesini tamamlayamamış bireyler için de umut kaynağı haline geldi.
Birçok kadını ve erkeği sevindiren, hayata bağlayan o yönetmelik, hayatının baharındaki birçok genç kadın için kabus oldu. İşlem sırasında bekaretin kaybediliyor olması nedeniyle ailelerin çoğu bu işleme izin vermiyor. Hastanelerde ve tüp bebek merkezlerinde dramatik tablolar yaşanıyor...
35 yaşındaki öğretmeni, annesini ve daha birçok vakayı ikna edememenin üzüntüsünü yaşayan Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, toplumumuzda bekaret konusunun hala çok önemli bir tabu olduğuna dikkati çekiyor.
Önyargıları ve toplum baskısının yarattığı bakış açısını değiştirmenin zor olduğunu vurgulayan Op. Dr. Betül Görgen, "Ciddi bir kanser ameliyatı ve sonrasında göreceği ilaç tedavisinin doğurganlık üzerine olan olumsuz etkileri bile bekaret söz konusu olunca önemini yitiriyor. Bu konuda bilgilendirmeler yapılıyor hatta devletin sağlık kurumları da yumurta dondurma işlemini yapıyor ama buna karar veren ya da mecbur kalan kişi bakireyse ne olacak sorusuna yanıt ve çözüm yok. Toplumun büyük bir kısmı sağlık sebebiyle de olsa bekaretin kaybına olumlu bakmıyor" diyor.
TOPLUMUN KANAT ÖNDERLERİ DEVREYE GİRMELİ
Günümüzde pek çok kanser türünün ve özellikle de meme kanserinin genç kadınlarda görülme sıklığı artıyor. Genelde kariyer nedeniyle evlilik ve çocuk planlarını ertelemiş olan bu kadınlar zaten olayın şokunu atlatmaya çalışırken, onlara destek olacak ve doğru yönlendirecek kişilere ihtiyaç duyuyorlar.
Op. Dr. Betül Görgen, bilimle gelenek arasına sıkışan insanlara bir çıkış yolu aralamak için sadece yönetmeliklerin ve uzman doktorların yeterli olmadığını söylüyor. Dini kurumların yetkilileri başta olmak üzere toplumun kanaat önderlerinin bekaretin sağlık nedeniyle bozulabileceği konusunda bir söylem geliştirmeleri gerektiğini vurguluyor. Yaşanan dramın yükünün kadın doğum ve tüp bebek uzmanlarının omuzlarında olduğunu anlatan Op. Dr. Görgen, bu gibi durumlarda sadece hastaya değil, hastanın ailesine de psikolojik destek verilmesi çağrısında bulunuyor.
ÜREME HAKKINA DESTEK
Öte yandan, üreme hakkını her şeye rağmen kullanmak isteyen genç hanımlar ve onlara destek olan aileler de var. Bunun kendilerini çok mutlu ettiğini ifade eden Op. Dr. Betül Görgen, yumurta dondurmanın basit süreci hakkında şu bilgileri verdi:
"Yumurta dondurma işlemi 15-20gün içinde tamamlanan bir süreç ve kanserin ilerlemesine yol açmayan ilaçlarla yapılıyor. Kanser tedavisi bitip günlük hayatına dönen genç kadın kendisini eksik hissetmiyor ve geleceğe umutla bakıyor."
Medikal ve ameliyatsız uygulamalarla güneş ışınlarının cilt üzerinde bıraktığı yıkıcı etkiyi, kışa girmeden tedavi etmek ve oluşan cilt tahribatını onarmak mümkünEstetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, güneş ışınlarının etkinliğinin azaldığı şu dönemde, yaşlanma belirtilerinin önüne geçmek için, cildi tekrar eski formuna sokulması gerektiğini açıkladı: "Güneş ışınlarına tepki olarak bronzlaşan cilt, sonbaharla birlikte artık nemini kaybetmiş, yorulmuş ve canlılığını yitirmiş bir hale gelir.
Bu form kaybı yaşlanma belirtilerinin çok daha çabuk ilerlemesine ve özellikle yüz bölgesinde çizgilerin belirgin hale gelmesine sebep olur. Bu yıkımın önüne geçmek için öncelikle cildin su kaybını tazelemek gerekir. Nemlendirmek ve bol su içmek en pratik cilt canlandırıcı sonbahar önerisi olabilir" dedi.
Medikal uygulamalardan yardım alabilirsiniz
"Yaz mevsimine girerken kimyasal peeling ve benzeri uygulamaları önermeyiz. Fakat mevsim itibariyle cildin bir takım ihtiyaçlarını karşılamak adına ilave medikal uygulamaların son derece etkili, yapıcı bir fonksiyonu vardır. Söz gelimi güneş ışınlarından dolayı sürekli kısılan göz, çevresine ve alın bölgesine ince çizgilerin daha belirgin hale gelmesini sağlamıştır. Botoks bunun için bir çözüm olabilir. Yine aynı şekilde dolgu uygulamaları, cildin kaybettiği nemi kazandırır ve cilt alt dokusundaki hacim kaybının önüne geçer.
Sadece yüz bölgesine değil, sürekli açıkta kalan ve hep ihmal edilen ama yaşlılığı en çok gözler önüne seren el üzerine de dolgu uygulamaları aynı mantık çerçevesinde yapılabilir" diyen Op.DR. Bülent Cihantimur, ihtiyaca göre, ozon terapi ve PRP uygulamalarının da bu dönemde yapılabileceğini söyledi.
Kolajen kaybına Örümcek Ağı Estetiği
"Yaşlanma belirtilerinin bu dönemde hızlıca hissedilmesinin bir başka nedeni de, kolajen kaybının yaşanmasıdır. Kolajeni tekrar aktif hale getirmek, artan çizgileri ve sarkmaları tekrar formuna sokmaksa, ameliyatsız Örümcek Ağı estetiği ile mümkün. Sosyal hayatı etkilemeyen, hem tedavi eden, hem de sürekli cildin tazelenmesine olanak sağlayan Örümcek Ağı estetiği, cilt için sonbaharda yapılabilecek en etkili uygulamalardan birisidir" diyen Cihantimur, muayene sonrasında kişisel tedavi planlarının oluşturulması gerektiğini ve önlemler alındığı takdirde cildin tekrar yenilenmesinin mümkün olabileceğinin de altını çizdi.
Her kadının doğal bir süreç olarak yaşadığı menopoz erken geldiğinde kadınlar zor bir döneme giriyor. Bu dönem dikkatli takip edilmediğinde ise önemli sağlık sorunları baş gösterebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Nuri Ceydeli, erken menopoz tedavisindeki gelişmeleri paylaştı. Ceydeli, "Ülkemizde kadınlar ortalama 47, Avrupa'da ise 51 yaşında menopoza giriyor. Yumurtalık rezervinin sona ermesiyle ortaya çıkan menopozun, 40 yaşından önce olması erken menopoza girildiğini gösteriyor" dedi.
Dünyada her 100 kadından 3'ü erken menopoza giriyor. Erken menopoz rahim kanseri gibi birçok hastalığa da davetiye çıkarabiliyor. Zamanından önce menopoza girmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Operatör Doktor Nuri Ceydeli, "Kadının yaşamında bir dönüm noktası olan menopoza hazırlıklı olmak ve yaratacağı zorlu etkileri önlemler alarak azaltmak gerekir" diyor. Ceydeli, erken menopozun 15-29 yaşlarındaki 1000 kadından birinde, 30-39 yaşlarındaki 100 kadından birinde görüldüğünü söyledi.
Genetik yapı ve yaşam tarzı menopoz yaşını etkiliyor
Psikolojik değişiklikler, uykusuzluk, ani terlemeler, odaklanamama ya da agresif tavırlar erken menopozun en dikkat çekici belirtileri oluyor. İyi bir analizle kolayca anlaşılabilen erken menopozu etkileyen faktörler arasında ailedeki anne ya da ablanın menopoza girdikleri yaşın önem taşıdığını belirten Op. Dr. Nuri Ceydeli, "Erken menopozda genetik yapı daha etkili olsa da beslenme, yaşam şekli ya da stres gibi faktörler de menopoza girme yaşını etkiliyor. Araştırmalar; erken menopoza girme sebebinin yüzde 60'ının genetik olduğuna işaret etse de yaşam tarzı, beslenme ve stres gibi faktörler de erken menopozda son derece etkili oluyor.
Erken menopozu etkileyen bir diğer faktör ise coğrafya olabiliyor. Uzakdoğulu kadınların daha geç yaşlarda veya biraz daha az semptomlarla menopoza giriyor. Bunun nedeni beslenme tarzlarına (soya proteini tüketimi çok fazla), refah düzeyi ve stresin az olmasıdır" dedi.
Menopoz check-up ile birçok hastalığın erken teşhisi mümkün
Ailesinde erken menopoz yaşayan herkesin gerekli tıbbi kontrolleri aksattırmadan yaptırmasını öneren Op. Dr. Nuri Ceydeli, erken menopoz belirtilerinden biri olan adet düzensizliklerinde de uzmana danışılması gerektiğine dikkat çekiyor. Ceydeli, "Adet düzensizliği gibi bir durumda altta yatan nedenlerin bazı tetkikler aracılığıyla sorgulanması gerekir. Genetik ve diğer faktörler dışında hastaya tıbbi gereklilikten dolayı yapılan bazı cerrahi operasyonlar, kemoterapi ya da radyoterapi tedavileri de erken menopoza neden olabilir" diyor.
Menopoz Check-up uygulamasının menopoza girmiş ve girecek olan kadınlara gerçekleştirilebildiğini ifade eden Ceydeli, Menopoz Check-up ile kadınların bu süreci daha sağlıklı bir şekilde geçirmesinin, jinekolojik hastalıkların erken tanısı ve tedavisinin, meme sağlığının korunmasının, kemik erimesinin, ateş basması, sinirlilik ve uykusuzluk gibi genel sağlık sorunlarının giderilmesinin amaçlandığını belirtti.
Genellikle erkeklerin en fazla baktığı ve çekici bulduğu bölgeyi, göğüsler olarak düşünsek de, bilim tam tersini söylüyor. Erkekler kalçaları daha çekici buluyor, peki neden?Çoğumuzun Örümcek Ağı Estetiğinin bulucusu olarak tanıdığı Op. Dr. Bülent Cihantimur, bir erkek gözüyle kadın güzelliğini ön plana çıkaran ve kadının aslında ne istediğine kafa yoran bir cerrah. Doğru ve etkili estetiğin, erkek gözüyle bakma ve kadını anlayabilmekten geçtiğini söylüyor. İşte bu farklı bakış, bir kez daha kadınlara çekici olmanın sırrını veriyor ve ekliyor: "Erkekler kalçalara bakar".
Neden kalçalar bu kadar önemli
Op. Dr. Bülent Cihantimur "Çünkü içgüdüsel olarak kalçaları seviyoruz. Geniş pürüzsüz ve dolgun kalçalar, doğurganlığın simgesi. En güçlü kas yapısı burada bulunuyor ve kadınlarda ergenlikle birlikte bu alanda hormonal değişim sonucu yağ birikimi oluşuyor. Popo yuvarlaklaşıyor. Bu noktada cinsel çekicilik unsuru olarak kabul edebileceğimiz "kadın yürüyüşü" ortaya çıkıyor. Kısa kalça kemiği ve dolgun kalça, bu hareket biçimini doğuruyor. İnsan evrimini düşünürsek, yeryüzünde yüz yüze bakarak çiftleşen tek varlığın insanoğlu olduğunu görürüz. 4 ayaklı yaşadığımız dönemde ise, memeler aşağıda, gözükmüyor bile! Ama kalçalar apaçık ortada ve güçlü formuyla bariz bir çekicilik simgesi. İşte içgüdülerimiz o zamanlardan beri kuşkusuz kalçaları uyarıcı bölge olarak görüyor" diyerek, kalçaların çekici geliyor olmasının en büyük nedeninin içgüdüler olduğunu söyledi.
Kalça mı, göğüsler mi?
"Göğüslerin yuvarlak anatomisi, kalçaları çağrıştırır. 2 ayaklı olduktan sonra, ortaya çıkan göğüsler, kalçaların cinsel işlevini ikame etmeye başlarlar. Kısaca göğüslerin popüleritesi, temelinde kalçaları anımsatıyor olmasından kaynaklanır diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur ayrıca Brezilya poposu estetiği olarak bilinen ve son yıllarda pek çok ünlünün X large kalça ölçüleriyle gündeme getirdiği bu operasyonun neden bu kadar fazla talep edildiğini açıkladı: "Brezilya poposu her zaman gündemdeydi, popülerliğini hiçbir zaman yitirmedi. Sadece günümüzde vücutların daha cömertçe sergilendiğini görüyoruz ve dahası insanlar istek, beğeni ve arzularını çok daha rahat ifade ediyorlar. Kitle iletişim araçları özellikle sosyal medya bu özgürlüğü veren, hemen herkesin elinde tuttuğu akıllı telefonlarıyla kendi kanalına program yapar gibi videolar, fotoğraflar yayınladığı bir mecra. Kadınlar ve erkekler artık bedenleriyle son derece barışık, ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Barışık olmayanlar spor, egzersiz, diyet programları uyguluyor. Artık herkes estetik cerrahiden yardım alıyor. Daha güzel, daha çekici, daha talepkar olmayı seviyoruz. Daha evvel kalçalar bu kadar popüler değildi, dersek hata etmiş oluruz. Kalçalar her zaman göğüslerden çok daha evvel dikkat çeken bir bölgeydi ve böyle olacak sadece bunu daha rahat ifade etmeye başladık o kadar".
Brezilya Poposu estetiği nasıl yapılıyor?
"Arzu edilen kalça formu, dik, dolgun, pürüzsüz cilde sahip ve tamamlayıcı unsur olarak ince belli olandır. Örümcek ağı estetiği ile kalçalara sıkı ve dik bir form kazandırıyoruz. Sonrasında karın ya da bel gölgesinden Cihantimur Yağ Transferi tekniği ile aldığımız bölgesel yağları, kalçalara dolgunluk vermesi için aktarıyoruz. Kök hücreden zengin hale getirildikten sonra nakledilen bu yağ, hem popo bölgesindeki cilt yüzeyinin pürüzsüzleşmesine fayda sağlıyor, hem de daha kalıcı ve istenilen forma sokulmasına vesile oluyor. Bu iki teknik ayrıca iyileşme sürecini kısaltıyor".
Her ay korkulu rüya gibi gelen bu dönem, vücut için bir hediye olsa da beraberinde getirdiği çok sayıda belirti nedeniyle çekilmez bir hal alabiliyor. Bu belirtilerin başında ağrılı kramplar, bulantı, şişkinlik, baş ağrısı ve sırt ağrısını sıralayabiliriz. Vücudu yoran bu belirtiler nedeniyle güçsüz ve yorgun kalınabileceğini vurgulayan Diyetisyen Danem Apa Doğan, özellikle kış aylarında artan adet sancısı ve şikayetlerinin azalmasına yardımcı olacak doğal yiyecek ve içecekleri sıraladı;
SU
Günde 2,5-3 litre su tüketimi özellikle adet dönemlerindeki şişkinlik ve kramplara karşı etkili olur. Krampların şiddetini azaltır. Özellikle bu dönemde artan tatlı isteğine karşı koyabilmek için su içimini arttırmalı ve şeker dengesini sağlayabilmek için su şişenizin içine 1 çubuk tarçın koyarak denemelisiniz.
BALIK
Omega 3 yağ asitleri ve D vitamini yönünden zengin somon gibi yağlı balıklar adet sancılarının azalmasına yardımcı olur. Her iki besin öğesi de kramp ve sancıların azalmasında etkilidir. Şişkinlik şikayetinin de azalması için kızartma yapmaktan kaçınmalı fırında buğulama veya ızgara yöntemlerini seçmelisiniz. Ayrıca balığın yanında yapacağınız havuçlu bir salata da yine krampları etkisizleştirmek için çok etkili olacaktır.
ANANAS
Sulu olması ve tatlı tadıyla ananas krampların azalmasında, ödemin giderilmesinde en etkili besinlerin başında geliyor. Özellikle adet dönemi şişkinliklerinin giderilmesi için her gün kullanırsanız adet dönemi şikayetlerinizin azaldığını görebilirsiniz.
BİTKİ ÇAYLARI
Yeşil çay, kırmızı meyve çayları, tarçın portakal çayı ve nane limon çayı, adet süreci içinde değişen tüm vücut fonksiyonlarınızın düzenli şekilde çalışmasını sağlayacaktır. Yeşil çay ödem oluşumunu azaltır ve metabolizmanızın daha hızlı çalışmasını sağlar. Kırmızı meyve çayları (ahududu, kuşburnu, kızılcık, yaban mersini vb.) ise içeriğindeki antioksidan kapasitesi ile rahatlatıcı etki gösterir ve kramp şikayetlerini azaltır. Tarçın portakal çayı artan tatlı isteğinizi bastırmada en etkili bitki çaylarının başında gelir. Nane limon çayı ise şişkinlik, gaz ve bulantı şikayetlerinizin azalması için yine içmeniz gereken çaylar arasındadır. Ancak bu noktada dikkat etmeniz gereken nokta güvenilir kaynaklardan elde edilen, saklama ve üretim koşulları belli olan çaylardan tercih etmeniz olmalıdır.
BİTTER ÇİKOLATA
Tatlıya en çok ihtiyaç duyduğumuz adet döneminde yine doğru tercihler ile tatlı atağınızı bastırabilirsiniz. Kalori değeri yüksek tatlılar yerine yiyeceğiniz 20 gram bitter çikolata sizi mutlu ederken antioksidan etkisi ile kasların gevşemesine, rahatlamaya ve ağrıların azalmasına destek olur.
MUZ
Egzersiz öncesi kramp oluşumunu engellemek için verdiğimiz muz aynı şekilde adet sancı ve kramplarının azalması için de en çok tavsiye edilen besinlerin başındadır. Adet döneminde yiyeceğiniz 1 muz kramp şikayetlerinizi ne denli azaltıyor takip edebilirsiniz.
TARÇINLI SÜT
Sabahları içeceğiniz tarçınlı ılık süt, kalsiyumun etkisi ile kramplara karşı etkili olacaktır. Tarçın ile tatlandırdığınız sütünüz tatlı atağınızın oluşmasını engeller. Eğer süt içtiğimde şişkinlik şikayetim artıyor diyorsanız laktozsuz süt deneyebilirsiniz.
EGZERSİZİ İHMAL ETMEYİN
Her zaman olduğu gibi adet döneminde de egzersizi ihmal etmemek çok önemli. Gün içinde orta tempoda yürüyüşler yaparak kaslarınızın rahatlamasına yardımcı olabilirsiniz.
Beslenmenizde yaptığınız doğru tercihler ile yaşamınızın her dönemini kaliteli yaşayabilirsiniz.
Türk toplumunda kadının saygın bir yeri vardır. Kadınlar tarihimizden bu güne toplum ve aile arasında bir köprü görevi görmüştür. Gerek zekâları gerekse anaç özellikleri sayesinde ülkemizin kalkınmasında ciddi rolü olan kadınlarımızın bu günlere gelmemizde ne kadar önemli bir rolü olduğunu Atatürk şu sözü ifade eder: "... Dünyada hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu Kadını kadar gayret gösterdim diyemez". Bu nedenle her ne kadar hayatın akışına çok yansımasa da kadınların lider özellikleri daha baskın çıkıyor.
REEM Nöropsikiyatri Merkezi'nden Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, kadınların beyinsel farklılıkları ve lider yaradılışları konularındaki görüşlerini paylaşıyor.
Kadınlar ve erkeklerin beyin farklılıkları
Erkekler, daha çok sol beyin ağırlıklıdır. Sol ya da sağ beyinden birinin çok daha baskın olarak ön plana çıkması, erkeklerde daha çok rastlanan bir durumdur. Bu nedenle gelişmiş sağ beyin özelliklerinden dolayı; mimarlık, ressamlık, heykeltıraşlık gibi sanatsal beceriler erkeklerde daha baskındır. Dolayısıyla kadınlar, her iki beyin yarımküresini iyi kullanırken, erkeklerin sağ ya da sol beyinden birini daha iyi kullanabilme özellikleri vardır.
Kadınların beyin kan akımı erkeklerden daha fazladır. Her iki cinsiyetteki iç kulak tüy hücre sayısı aynı olmakla birlikte, kadınlarınki daha yoğun titreşmekte ve daha iyi işitmeye neden olmaktadır. Kadınlar tatlı ve ekşiye karşı daha duyarlıdır. Beyin kan akımının yanında, beyin glikoz kullanımı da kadın beyninde yüksektir.
Algı ve farkındalık açısından kadınlar daha üstün
Kadınlar bunu içgüdüsel olarak hisseder. İçgüdü, kadın beyninin çevresinden beş duyusu ile aldığı verileri işlemesi ile gerçekleşmektedir. Kadınların beyni erkeklere kıyasla özellikle vücut dilini çözme, karşısındaki kişi konuşmasa dahi onu anlama hücreleri ile donatılmıştır. Kadın beyni daha empatik olup, en küçük ipuçlarını değerlendirerek başkalarının düşüncelerini, inanç ve eğilimlerini, duygularını keşfetme konusunda erkek beynine göre çok daha ustadır.
Kadın beyni adeta yüksek teknoloji ile donatılmış yüksek performanslı bir duygu makinesidir. Her an başkalarının duygu değişikliklerini tarar, farkları yakalar. Buna karşılık erkek beyni ses tonu ve yüz ifadelerinden, vücut dilinden duyguları ve duygu değişikliklerini çözecek radar keskinliğine sahip değildir.
Duygusal beyin kadınlarda daha aktifAşık olan kadınlarda, fonksiyonel MRI incelemeleri sonucunda kaudat nukleusta, septumda ve parietal kortekste aktivite artışı izlenirken; aşık olan erkeklerde ise, sadece vizüel kortekste aktivite artışı söz konusudur. Bu durum, aşık olan kadınlarda daha çeşitli ve yoğun beyin aktiviteleri olduğunu göstermektedir. Bu yüzden aşk travması geçiren kadınlar, erkeklerden daha zor ve güç normale döner. Limbik sistem ya da duygusal beyin, kadınlarda daha büyüktür ve bu nedenle daha kolay bağ kurarlar. Kadınların arkadaşları bu nedenle daha fazladır. Limbik sistemin büyük olması, psikolojik problemlerin ve depresyon olasılığını da artırır.
Kadınlar daha iyi konuşur
Kadınlar erkeklere göre konuşmaya daha erken başlar ve akıcı konuşur. Ayrıca genelde okuma yazmayı daha erken sökerler. Kompozisyon, anlatıma dayalı dersler ve yabancı dil öğrenmeye karşı daha ilgili olurlar. Kadınlar genelde bir karar vermeden önce daha fazla bilgi toplamayı tercih ederler. Alışveriş merkezlerinde vitrinleri dolaşanların çoğunun kadın olması dikkat çekicidir. Erkekler ise daha çabuk karar verirler.
Kadınların strese karşı duyarlılıkları daha fazla
Kadınların strese karşı, psikolojik tepkileri daha yoğun buna karşılık fizyolojik tepkileri ise erkeklerden daha zayıftır. Bu yüzden, stresin meydana getirdiği fizyolojik aşınma erkeklerde çok daha fazladır. Buna karşılık stresin oluşturduğu psikolojik bilanço ise kadınlarda daha ağırdır. Bu nedenle, ortalama ömür olarak kadınlar daha çok yaşarken, erkekler ise kadınlara göre daha az depresyon ve diğer ruhsal bozukluklar yaşarlar.
Dünyada ve ülkemizde en başta gelen ölüm nedenlerinden biri olan kalp krizi, çoğunlukla istirahatte, daha nadir olarak da ağır bir eforla başlayan belirtiler veriyor. Belirtiler vakaların çoğunluğunda tipik göğüs ağrısı şeklinde olsa da, bazı hastalarda üst karın bölgesindeki ağrı, mide şikayetleriyle karıştırılabiliyor. Hatta alt çeneye vuran ağrı nedeniyle diş hekimine başvuran hastalar bile görülüyor. Erkeklerde 40'lı, kadınlarda ise menopoz sonrası 50'li yaşlarda kalp krizi riski artmaya başlıyor. Türkiye'de ve dünyada ölüm nedenlerinin başında gelen kalp-damar hastalıkları, genç, yaşlı, kadın ve erkek tüm yaş ve cinsiyet gruplarını tehdit ediyor. Günümüzde stres, sporsuz yaşam, beslenme alışkanlıkları ve sigara kalp krizinin ortaya çıkmasında en önemli etkenler arasında geliyor. Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bahadır Dağdeviren, Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla, 9 soruda kalp krizi hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı:
KALP KRİZİ NEDİR?
Kalp kasının bir bölümüne giden kan akımının aniden durması sonucu kalp krizi ortaya çıkar. Kalp krizi vakalarının büyük çoğunluğu aniden ve istirahat halindeyken oluşur. Bazen de kalp krizi, kalbin aşırı oksijene ihtiyaç duyduğu hallerde bu ihtiyacı kan damarlarının karşılayamaması sonucu oluşur. Bu durum ağır eforlarla örneğin kar kürürken, yokuş yukarı hızla koşarken oluşabilir.
TEHLİKE NE ZAMAN BAŞLAR?
Kalp vücuttaki diğer kaslar gibi bir tür çizgili kastan oluşur. Normal fonksiyon görebilmesi için kanla gelen oksijene ve besin maddelerine (glukoz ve yağ asitleri) ihtiyaç duyar. Kalbe kanı getiren damarlara koroner damarlar adı verilir. Bu koroner damarların herhangi birinde oluşan bir kan pıhtısı kan akımını aniden durdurduğunda, o bölgedeki kalp kası oksijensiz ve besinsiz kaldığı için normal fonksiyonunu göremez, yani kasılması bozulur.
Kan akımının kesilmesi 20 dakikadan fazla sürerse, o bölgedeki kalp kasında kalıcı bir hasar oluşur. Eğer bu süre 4-6 saati geçerse o koroner damar bölgesindeki kalp kası tamamen canlılığını yitirir. Bu yüzden kalp krizinde adeta zamanla yarışan bir çaba ile erken müdahale önemlidir. Bu gerçek anlaşıldığından beri gelişmiş kalp merkezlerinde kalp krizi geçirmekte olan hastaya acil koroner anjiyografi ve tıkalı damarı balon kataterle açma, ardından da tam açıklığı sağlayacak bir stent yerleştirme işlemi yapılmaktadır. Bu işlemin yapılamadığı veya geciktiği durumlarda ise pıhtı eritici özel ilaçlar kullanılmaktadır.
KALP KRİZİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Kalp krizi çoğunlukla istirahatte başlayan, daha nadir olarak da ağır bir eforla başlayan belirtiler verir. En tipik belirtisi olan göğüs ağrısı iki göğsün ortasında baskı tarzında ve yavaş başlayan ama giderek şiddetlenen bir ağrıdır. Bu göğüs ağrısı omuzlara, kolların iç yüzüne, sırta, alt çeneye ve karna doğru yayılabilir. Ağrıya nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, halsizlik ve solukluk eşlik edebilir.
Bu belirtiler kişiden kişiye ve hasar gören kalp kası bölgesine göre değişken şekillerde ortaya çıkabilir. Belirtiler vakaların çoğunluğunda tipik göğüs ağrısı ve eşlik eden belirtiler şeklinde olsa da, bir bölüm hastada üst karın bölgesindeki ağrı mide şikayetleriyle karıştırılabilir. Hatta alt çeneye vuran ağrı nedeniyle diş hekimine başvuran hastalarımız bile vardır. Ayrıca kalp krizi belirtileri özellikle şeker hastaları ve yaşlı hastalarda göğüs ağrısı olmadan da örneğin sadece bulantı, terleme, halsizlik ve nefes darlığı şeklinde ortaya çıkabilir.
KALP KRİZİNİ TETİKLEYEN ETKENLER NELERDİR?
Kalp damar hastalıkları (Koroner arter hastalığı) için tanımlanmış risk faktörleri aynı zamanda kalp krizi geçirme riski için de geçerlidir. Bunlar;
• Sigara
• Ailede (birinci derece yakınlarda) 55 yaşından önce kalp krizi geçirme
• Şeker hastalığı
• Kilo fazlası
• Hipertansiyon
• Yüksek kolesterol
• Düşük HDL kolesterol (iyi kolesterol)
• Stres
• Fiziksel aktivitenin az olduğu hayat tarzı
Bu risk faktörlerinden bir veya daha azı bulunan kişiler düşük risklidir. 2 ile 3 risk faktörü varsa orta, üçten fazla risk faktörü varsa yüksek risklidir. Neyse ki aileden gelen genetik yatkınlık dışında olan risk faktörlerini ortadan kaldırmak elimizdedir.
KALP KRİZİ GENETİK MİDİR?
Kalp krizi çok sayıda risk faktörünün ortak bir sonucudur. Kalp krizi sadece genetik faktörün etkisiyle oluşsaydı, kaçınılmaz bir kader olarak değerlendirilirdi. Oysa tek yumurta ikizlerinde bile (genetik özellikleri neredeyse yüzde 100 benzer olan kişiler) birinde olurken diğeri hiç kalp krizi geçirmeyebilir. Genetik bir alt yapı dış etkenlerle birleştiğinde kalp krizi riski artar.
HANGİ YAŞLAR EN YÜKSEK RİSKLİDİR?
Kalp krizine yol açan ve koroner damarların duvarlarında biriken kolesterol plakları daha çocukluk döneminden başlayarak oluşmaya başlar. Bu plaklar yaş ilerledikçe büyüyerek belli bir hacme ulaştığında komplike olma eğilimi gösterir. Yani koroner damar duvarındaki bu kolesterol yüklü plak, yırtılma ya da ülsere olma eğilimine girer. 20'li yaşlarda bile koroner damar duvarında tespit edilmiş olan kolesterol plakları genellikle 40'lı yaşlarda çatlama, ülsere olma ve aniden damar duvarını bozarak kan pıhtısı ile kan akımının kesilmesine yol açabilir.
Erkeklerde 40'lı yaşlar, kadınlarda ise menopoz sonrası 50'li yaşlar kalp krizi riskinin ciddi olarak artmış olduğu ilk yaşlardır. Yaş ilerledikçe bu risk daha da artar. Bununla birlikte kolesterolden, yüksek fast food beslenme tarzı ve sigara alışkanlığında artış, daha stresli ve düzenli spor yapmayan bir hayat tarzının gençler arasında yaygınlaşması kalp krizi yaşını 30'lu yaşlara kadar indirmektedir. 30-40 yaş arası erkeklerde düzensiz olarak yapılan aşırı zorlayıcı spor (örneğin haftada bir ya da ayda bir iki kez halı saha futbol maçı) riski 5-6 kat artırmaktadır. Buna karşın haftanın en az 4 günü yapılan düzenli egzersiz (hızlı tempolu 45 dakika 1 saat dolayında bir yürüyüş) riski azaltır.
RİSK AZALTICI ÖNLEMLER NELERDİR?
Genetik yatkınlık dışındaki hemen hemen tüm risk faktörleri modifiye edilebilir, hayat tarzı değişiklikleri ve ilaçlarla belli sınırlar içerisinde kontrol edilebilir faktörlerdir. Bunun için;
• Sigaranın bırakılması,
• Kilo fazlasının verilmesi,
• Kolesterol seviyelerinin normal sınırlarda tutulması
• Kan basıncının normal seviyelerde tutulması
• Tuz ve yağdan fakir bir beslenme alışkanlığına geçilmesi
• Haftanın çoğu günü yapılan düzenli spor aktivitesi
alınacak önlemlerdir.
KALP KRİZİ ANINDA NE YAPMAK GEREKİR?
Kalp krizi nedeniyle kaybedilen hastaların yarısından çoğu daha hastaneye ulaşamadan kaybedilmektedir. Bu nedenle kalp krizi belirtileri ortaya çıktığında, kalp hastalıkları uzmanının bulunduğu ve koroner yoğun bakım ünitesi bulunan bir sağlık kuruluşuna en kısa sürede ulaşması gerekir. Koroner damar tıkanıklığı 20 dakikayı geçtiğinde kalp kası hasar görmeye başlar ve ne kadar geç müdahale edilirse, bu hasar o kadar geri dönüşümsüz ve büyük olur. Bu yüzden tedaviye bir an önce başlamak gerekir.
Hastaneye ulaşana kadar geçen sürede kalp krizi şüphesi taşıyan hastaya hemen bir aspirin çiğnetilmesi, hastanın oksijensiz kalmasını ve kalbinin yorulmasını olabildiğince engellemek için 45 derecede yatar pozisyonda dinlenmeye alınarak etrafının boşaltıması gerekir.
Hastaneye ulaşıldığında kalp elektrosu ve yapılan kan tetkikleri neticesinde bir kalp krizi olduğu kesinleştirilirse, hasta hemen koroner yoğun bakım ünitesinde tedaviye alınacaktır.
Uygun ve zamanında yapılan tedaviler kalp krizlerinden kaybı yüzde 30 daha azaltmaktadır.
KALP KRİZİ ATLATAN BİR KİŞİ İLERİDE NELERE DİKKAT ETMELİDİR?
Kalp krizi geçiren bir hasta erken dönemi tamamladıktan sonra kalp kasında oluşan hasarı ciddiyetine göre hastaneden çıkmadan hastanın riski belirlenir ve buna göre bir tedavi planı çizilir. Acil anjioplasti ile müdahale edilmiş ve kalp kasında fazla hasar kalmayan bir hasta 2 gün sonra taburcu edilip bir hafta sonra da işine geri dönebilecek duruma gelebilir. Buna karşın kalp kasında fazla miktarda hasar oluşan hastalarda bu hasarın iyileşmesi bir aya kadar uzayabilir ve bir kısmında kaybedilen kalp kası nedeniyle kalbin pompalama gücü azalarak kalp yetersizliğine yol açabilir.
Uzun dönemde alınması gereken önlemler ise tekrar bir kalp krizi geçirme riskini azaltmak için hayat tarzı değişiklikleri ve kalp koruyucu ilaç tedavilerini içerir.
Bunun için;
• Doktorun vermiş olduğu tedavi planına uyulmalı
• Düşük yağ ve tuz içeren diyete uyulmalı
• İdeal kiloya inilmeli
• Kolesterol ve tansiyon normal sınırlarda tutulmalı
• Doktorunuzun önerdiği sıklık ve düzeyde egzersize başlanmalı
• Sigara içilmemeli
• İlaçlarınızı yanınızda taşımalı ve hangisinden ne dozda aldığınızı öğrenmeli
• Düzenli kontroller yaptırılmalı
• Hangi durumlarda hastaneye tekrar başvurulması gerektiği doktora sorulmalı
Yapılan son araştırmalara göre, dünyada ve Türkiye'de erkekler sigara içme alışkanlıklarından vazgeçerken kadın içicilerin sayısı sürekli artıyor. Uzmanlar, sigaranın kadın cildinde kırışıklıklara, deri ve damar yolu hastalıklarına ciddi oranda sebep verdiğine dikkat çekiyor. Araştırmalar, sigaranın günümüzde hala en çok erkekler tarafından tüketildiğini ancak sigara içen kadınların sayısının her gün daha da yükseldiğini, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadın içicilerin arttığını gösteriyor. Dünya genelinde sigara içen kadın sayısı ise 200 milyona ulaşıyor. Gelişmekte olan ülkelerde sigara içen kadınların yüzdesi, sigara içen erkeklerin sayısına ulaşırsa, bir sonraki nesilde sigara içen kadın sayısı 500 milyondan fazla olacak.
Yeşilay Dergisi'nin Mayıs sayısında sigaranın kadınlar üzerindeki etkisi detaylı olarak ele alındı. Günde bir paket sigara içen kişinin cildi, yaklaşık bir gün boyunca yeterli oksijeni alamıyor. Bu nedenle sigara içen kadınlarda, ciltte ve özellikle yüzdeki kırışıklıklar, sigara içmeyen kadınlara oranla daha çok oluyor. Sigara içen kadının normal yaşından iki-üç yıl daha yaşlı göstermesinin yanı sıra sigaranın ana maddesi olan nikotin, derideki kan damarlarında daralmaya da yol açıyor. Kan damarlarındaki daralmayla damarın beslediği dokunun yeterli oksijeni alamaması sonucunda ise ciltteki yaraların iyileşmesi gecikiyor.
Akciğer kanseri ilk sırada…
Sigara içen kadınlarda, görünüşlerine ne kadar dikkat ederlerse etsinler, erken yaşlanma belirtileri ve cilt kırışıklıkları gözlemleniyor. Endişe bozukluğu olan kadınların sigara içmeye daha meyilli olmasının yanı sıra sigara içen kadınların içmeyenlere oranla daha depresif oldukları belirtiliyor. Kadınlarda, nedeni kanser olan ölümlerin başında akciğer kanserinin gelmesi, rahmi ağzı kanseri ve osteoporoz gelişme riskinin sigara içmeyen kadınlara oranla daha fazla olması, hamilelik ve emzirme döneminde sigara içen annelerin sütleri üzerinde kötü etkileri olması da sigaranın zararlı diğer yönlerinden.
Amerika'dan 101 bin hemşirenin sağlık durumunun 30 yıl boyunca izlenmesiyle sonuçlanan bir araştırmaya göre; kadınlar sigarayı çok az, hatta günde bir tane bile içse kalp hastalığı, dolayısıyla ani ölüm riskleri iki kat artıyor. American Heart Association dergisinde yayımlanan araştırmada, sigarayı bırakanların kalp krizi riskinin birkaç yıl içinde hızla azaldığına değiniliyor. Yapılan araştırmalar ayrıca, sigara içilen her beş yılın ani kalp hastalığından ölüm riskini yüzde 8 artırdığını gösteriyor.
Sigarayı bırakan kadınlarda ise, 20 yıl sonra bu riskin hiç içmemiş biri düzeyine indirdiği görülüyor. Kanada'daki Alberta Üniversitesi'nden Dr. Roopinder Sandhu "Bu araştırmanın en önemli sonucu kadınlara sigarayı derhal bırakmanın ne kadar önemli olduğu mesajını vermesidir" diyor.
Hamile misiniz? Seyahat planlarınızı ertelemenize gerek yok, keyfini çıkarın. Çünkü hamilelik bir hastalık durumu değil. Her şeyinizi kısıtlamanız gerekmiyor. Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, hamileler için yolculuk ve tatil tüyolarını yazdı...
GİTMEK İSTEDİĞİNİZ YERİ BELİRLERKEN MANTIKLI OLUN
Seçim yaparken evinize yakın bölgeleri tercih edin. Yolculuk süreniz uzadıkça konforunuz da azalır. İdeal olarak 2 ya da 3 saatlik uçuş mesafesiyle ulaşabilecek yerleri tercih etmek gerekir. Eğer varış yeri uzun mesafe ise yolculuğa ara verip bir gece dinlenmek de uygun bir seçenektir. Gideceğiniz yerde tıbbi desteğin olduğunu bilmek sizi rahatlatacaktır. Mümkünse aşı olmanızı gerektirecek yerlere seyahat planlamayın. Riskli bir bölgeye gidecekseniz öncesinde mutlaka doktorunuzu görün.
PLANLAMA YAPIN
İleriye yönelik planlama size zaman kazandırır. Yanınıza almak istediğiniz şeylerin bir listesini oluşturun. Seyahate uzun süre ayırın ki istediğinizde dinlenmek ve ihtiyaçlarınızı gidermek için zamanınız olsun. Yolculuk esnasındaki gecikmeler için sizi rahat ettirecek yastık ya da battaniye gibi eşyaları yanınıza almayı unutmayın.
PLANLI VALİZ HAZIRLAYIN
Gebelikte size konfor sağlayacak doğru çamaşır, ayakkabı ve aksesuar çok önemlidir. Yürüyüş yapmayı seviyorsanız rahat ayakkabı ve giysiler bulundurun. Bir kaç haftadan fazla sürecek bir seyahat planlıyorsanız, büyüyen karnınızı hesaba katmalısınız. Gebeler için hazırlanan çoğu mayo genişleme kapasitesine sahiptir. Ancak pamuklu giysilerin geniş olanlarını seçmek gerekir.
YOLCULUĞUN KEYFİNİ ÇIKARIN
Yolculuk için tren, araba, gemi ya da uçak hangisini seçerseniz seçin alacağınız birkaç ufak önlem yolculuğunuzu daha mükemmel hale getirecektir. Molalarda yapacağınız germe egzersizleri şişkinlikten, kramplardan ve sırt ağrılarından korunmanızı sağlayacaktır. Karayolu kullanıyorsanız, mümkünse ara ara mola verip hareket edin. Eğer aracı kullanan sizseniz saat başı veya yarım saatte bir dinlenin. Uzun süren yolculuklarda kan dolaşımını açısından baskı yapan çoraplar ve destek sağlayan yastıklar önemlidir. Ayrıca bol miktarda su ve atıştırmalık da unutulmamalıdır.
RAHAT OLUN
Bu süreci iyi değerlendirin. Gevşemeye çalışın. Stressten uzaklaşıp, yeniden canlanmak için kendinize şans verin. Yeterince dinlenin, temiz havayı soluyun. Yorgun hissediyorsanız, sahilde kitap okuyun, güzel ılık bir banyo yapın.
SAĞLIKLI BESLENİN
Seyahatler değişik mutfakları tatmak için bir fırsat olabilir. Değişik meyveler, taze fırından çıkmış ekmekler tatillerin vazgeçilmezidir. Ancak gebelik nedeniyle tedbiri elden bırakmamak gerekir. Özellikle yöresel gıdaları tüketirken dikkatli olmak gerekir. Yolculuk için sağlıklı atıştırmalıklar ve sevdiğiniz özel gıdalar varsa yanınıza alın. Yol boyunca özellikle yaz günlerinde bol sıvı tüketmeyi ihmal etmeyin.
DÜZENLİ MOLALAR VERİN
Gebelik boyunca kendinizi daha yorgun hissetmenizden doğal bir şey olamaz. Bu nedenle tatilde yeterince uyuyun. İhtiyaç hissettiğinizde dinlenin. Tatil bunun içindir. Aynı zamanda her zamankinden fazla tuvalet ihtiyacınız olabilir. Bunun için endişeliyseniz yanınızda sabun ve antibakteriyel hijyenik mendil bulundurun.
FARKLI ŞEYLER YAPIN
Gebelik farklı aktiviteler yapmak, boş zamanlarını değerlendirmek için harika bir dönemdir. Tatil boyunca günlük endişelerinizden uzaklaşın. Görmediğiniz şehirleri keşfedin. Okumak istediğiniz kitapları okuyun. Hareketli bir anne adayıysanız, yoga, pilates, yüzme veya yürüyüş yapabilirsiniz. Bu tatil bebeğiniz doğduktan sonra bir süre yapamayacağınız şeyleri yapmak için büyük bir fırsat olabilir. Eşinizle deniz kıyısında romantik bir yemek gibi…
SAĞDUYULU OLUN
Tatil süresince bazı aktivitelerden uzak durmanız gerekebilir. Özellikle rüzgar sörfü, dağcılık, binicilik gibi düşme riski taşıyan sporlardan kaçınmalısınız. Ilık banyo ve su terapisi iyi gelecektir ama aşırı ısı veren ortamlar tehlikeli olabilir. (sauna vb)
İLGİNİN TADINI ÇIKARIN
Tatilde ilgi odağı olmaktan utanmayın. Özellikle Akdeniz ülkelerinde hamile kadınlara yakın ilgi gösterilir. Bu özel ilginin tadını çıkarın, ayrıcalığın keyfini sürün.
Hamileliğiyle birlikte hayatının en özel günlerini yaşayan anne adayları ve emziren annelerin beslenmelerine dikkat etmesi gerekiyor. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan, "Gebelik sürecinde yanlış beslenme bebeğe zarar verir, anne ve bebek sağlığını iyileştirmeye ve geliştirmeye yardımcı farklı besin ve besin gruplarını tüketmek çok önemlidir.
Gebe ve emziren kadının beslenmesinde artan protein gereksinmesinin karşılanmasında tavuk eti önem taşır" diyor.
Gebelik döneminde anne adayının enerji ve besin ögesi gereksiniminin karşılanması ve besin öğesi depolarının dengede tutulması, anne karnındaki bebeğin büyümesinin ve gelişmesinin sağlanması ayrıca bebeğin yetişkinlik döneminde oluşabilecek kronik hastalıklarının görülme riskinin önlenmesinde, emziklilikte ise süt yapımında gereken besin ögesi deposunun oluşması için gebelik döneminde kişiye özgü bir beslenme programı gerekir.
"Besin çeşitliliğine dayalı beslenme, anne ve bebek sağlığı için önemlidir"
Sağlıklı bir gebelik ve emziklilik dönemi için tüm besin ögelerinin önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Ayla Gülden Pekcan, "Gebe ve emziren kadınların dört besin grubundan her gün yeterli ve dengeli miktarlarda tüketmesi büyük önem taşır. Aynı besin grubunda yer alan kırmızı et, tavuk, balık, yumurta ve kuru baklagiller, vücuda protein, demir, çinko, fosfor, magnezyum, B1, B6, B12, niasin sağlar. Gebelik ve Emziklilik döneminde günde 3-4 porsiyon tavuk, yumurta ya da kurubaklagil, 3-4 porsiyon süt ve süt ürünleri, 5-7 porsiyon taze meyve ve sebze, 3-7 porsiyon ekmek ve tahıl grubundan besinler tüketilmelidir. Gebe ve emziren kadının beslenmesinde artan protein gereksinmesinin karşılanmasında tavuk eti ise büyük önem taşır" dedi.
"Gebe ve emzikli beslenmesinde yer alan tavuk eti beslenme kalitesini artırır, kesinlikle tüketilmelidir"
Tavuk etinin besin ögesi örüntüsü; iyi kaliteli protein içermesi, yağ içeriğinin düşük olması, gebelikte aşırı vücut ağırlığı artışı olan gebelerde iyi bir seçenek olması, bazı vitamin ve mineraller için iyi kaynak olması nedeniyle gebe ve emziren kadınların diyetinin vazgeçilmezi olduğunu söyleyen Pekcan, "Tavuk etinin beslenmeye eklenmesi diyetin kalitesini arttırır. Haftada en az 2-3 kez tavuk etinin tüketilmesi iyi bir seçenektir ve kesinlikle tüketilmelidir.
"Tavuk eti hayvansal besin olarak iyi kaliteli protein kaynağıdır. Derisiz tavuk etinin 100 gramı yaklaşık 20 gram (göğüs eti:22 gram; but eti: 19 gram) protein sağlar. Tavuk eti proteinlerin yapı taşı olan elzem amino asitlerden, özellikle, lizin, histidin, arjinin açısından zengindir. Pişirme sırasında da protein içeriği artar. Tavuk eti proteininin sindirimi kolaydır. Gebe ve emziren kadının beslenmesinde artan protein gereksinmesinin karşılanmasında tavuk eti önem taşır" diye konuştu.
Çoğu insan tarafından gebelik bir mutluluk süreci olarak görülmesine rağmen, anne adaylarının yüzde 10 ila 20'si depresyon belirtileriyle boğuşmak durumunda.Depresyonun çoğu tipinde ilk tedavi seçeneği; antidepresanlardır. Bu grup ilaçlar belirtileri ortadan kaldırırken kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlar. Gebelikte antidepresan kullanımı bebeğinizin sağlığı için risk oluşturabilir fakat keserseniz siz risk altında olabilirsiniz.
Peki o zaman ne yapmalı?
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, antidepresanlar ve gebelikte kullanımıyla ilgili önemli bilgiler verdi.
GEBELİK DEPRESYONU NASIL ETKİLER?
"Önceleri gebelik hormonlarının kadını depresyondan koruduğu düşünülürdü. Ancak araştırmacılar bunun doğru olmadığını ortaya koydu. Üstelik, gebelik duyguları tetikleyerek depresyonla başa çıkmayı zorlaştırabilir.
GEBELİK SÜRESİNCE DEPRESYON TEDAVİ EDİLMELİ MİDİR?
Evet, gebelik esnasında depresyon mutlakla tedavi edilmelidir.
Eğer tedavi edilmemiş depresyon durumu varsa, rutin gebelik kontrolünüzü aksatabilirsiniz. Sağlıklı beslenme zorlaşır, hatta alkol ve sigaraya düşkün hale gelebilirsiniz. Tüm bu olumsuz durumlar erken ve düşük ağırlıklı bebek doğumuna sebep olabilir. Ayrıca doğum sonrasında depresyonun şiddetlenmesi olasılığı artar, sonuçta bebeğinizle de yeterince ilgilenemezsiniz.
ANTİDEPRESAN KULLANIMI TEDAVİDE BİR SEÇENEK OLABİLİR Mİ?
Gebelik sırasında antidepresan kullanımına karar verirken zarar/yarar dengesi göz önünde tutulmalıdır. Bebekte anomali veya başka problemlerle karşı karşıya gelme olasılığı çok çok düşüktür.
GEBELİKTE HANGİ ANTİDEPRESANI KULLANALIM ?
Gebelik esnasındaki kullanımda tercih edilebilecek antidepresanlar:
SSRI (seçici seratonin geri alım inhibitörleri): Bu grubun, gebelik boyunca güvenle kullanılabilir olduğu düşünülmektedir. (Citalopram, Fluoxetin (Prozac) ve Sertraline)
SNRI: Seratonin ve Norepinefrin gerialım inhibitörleri): Bu gruptaki antidepresanlar da gebelikte bir alternatif olabilir. (Duloxetine (Cymbalta) ve Venlafaxine (Effexor XR)
Bupropion (Wellbutrin): Hem depresyon hem de sigara bağımlılığı için kullanılır. Aslında bu ilaç gebelik depresyonunda ilk seçenek olmamasına karşın, diğer gruplara yanıt vermeyen ve sigara bağımlılığı olan gebelerde kullanılabilir.
Trisiklik Antidepresanlar: Bu grup 1. ve 2. seçenek olmamakla birlikte diğerlerine yanıt olmadığında tercih edilebilecek alternatiftir.
Bazı araştırmacılar, SSRI grubunun gebeliğin 2. yarısında kullanıldığında nadir fakat ciddi akciğer problemi oluşturduğunu belirtmişlerdir. Bazı çalışmalarda nadir doğum anomalileri oluştuğuna dair bildirimler varsa da total risk son derece düşüktür.
GEBELİKTE HANGİ ANTİDEPRESANLARDAN KAÇINMAK GEREKİR?
SSRI grubundan olan Paroxetine (Paxil) kullanımı gebelikte önerilmez. Araştırmalarda, Paroxetine kullanımında, fetüste küçük kalp defektleri rastlanma sıklığında artış izlenmiştir.
BEBEK İÇİN BAŞKA NE GİBİ RİSKLER VAR?
Antidepresanları tüm gebelik boyunca ya da gebeliğin son yarısında kullanılırsa bazen bebekte doğumda geçici olarak huzursuzluk ve titreme görülebilir.Bu problemlerle karşılaşmamak için gebeliğin sonlarına doğru ilaç kesilmelidir.
İLACI DEĞİŞTİRMELİ MİYİM?
Antidepresanı değiştirmek ya da kesmek size ve doktorunuza bağlıdır. İlaca bağlı potansiyel risklerin oluşturacağı endişeler, depresyonu tetikleyebilir.
ANTİDEPRESAN KULLANIMINI GEBELİK SÜRESİNCE KESERSEM NE OLUR?
Bu durumda depresyon tekrar tetiklenebilir. Özellikle SSRI grubunun ani kesilmesinde; bulantı ve kusma, titreme, halsizlik, gerginlik görülebilir."
MUTLAKA DOKTORUNUZA DANIŞIN
Op. Dr. Betül Görgen, depresyondaysanız, gebelik durumu varsa ya da gebe kalmayı düşünüyorsanız ilaç konusunda mutlaka bir uzmana danışmanızı istiyor. Op. Dr. Görgen, "Bazen hafif ve orta düzeyde depresyon psikoterapi ile düzelebilir. Orta ve şiddetli depresyon durumu varsa veya eskiden depresyon geçirmişseniz, daha şiddetli olarak tekrarlama olasılığı yüksektir" diyor.
Op. Dr. Görgen, annen adaylarına gebelikte depresyonun nedenleri ve etkileri hakkında şu bilgileri verdi:
GEBELİK DEPRESYONUNU TETİKLEYEN DURUMLAR
Gebe kalmadan önce de depresyon hikayesi veya adet öncesi yaşanan semptomların şiddetli olması
Çok genç yaşta gebe kalmak (daha genç gebeler daha fazla risk altında)
Bu süreçte yalnız yaşamak veya yeterli aile desteği almamak
Sınırlı sosyal destek olması (iş yeri sorunları ve maddi sıkıntılar)
Sorunlu bir evlilik sürdürmek veya eşinden şiddet görmek
Gebeliğe, ruhen ve bedenen hazır olmadan yakalanmak
ANNE VE BEBEĞE ETKİLERİ
Gebeliğin adeta doğasında olan stress, depresyon belirtilerini şiddetlendirir.
Depresyon durumu tıbbi uyarıları dikkate almaya engel olabilir. Sigara tüketimi artar veya yeme bozuklukları başlar.
Artan şekilde sigara, alkol ve uyuşturucu ilaçların kullanımı hem size hem de bebeğinize zarar verecektir.
Bazı çalışmalar gebelik depresyonunun erken doğum ve düşük doğum tartısı olasılığını artırdığını belirtmektedir. Ancak bu konu hala tartışılmaktadır.
Depresyon, sizin ile bebeğiniz arasında duygusal bağ gelişmesine engel olabilir. Gebelik boyunca süren depresyon ise doğum sonrası depresyon olasılığını artırır.
KENDİNİZE İYİ BAKIN
Yeni bir bebek için hazırlanmak elbette zor bir süreç ama sizin sağlığınız ilk planda olmalıdır. Bu nedenle her şeyi bir anda yapmaya kalkışmayın. Ev işlerinden uzaklaşın ve sizi gevşeten mutlu eden şeylerle uğraşın. Kendinize iyi bakmazsanız bebeğinize de iyi bakamazsınız.
Endişelerinizi eşinizle, ailenizle veya yakın arkadaşınızla paylaşın. Onlardan destek isterseniz, size yardımın bir yolunu bulacaklardır.
Hala kendinizi mutsuz ve gergin hissediyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına gitmekten çekinmeyin.
MUTLAKA TEDAVİ OLUN
Pek çok antidepresan ilaç gebelikte de güvenle kullanılabilir ve bebeğinize zarar vermez.
Ancak doktorunuzla muhtemel riskler üzerine konuşmayı ihmal etmeyin. Doktorunuz sizin belirtilerinizi değerlendirip bir tedavi planı için ruh sağlığı doktoruna gitmenizi önerebilir. Bu konuda destek almaktan kaçınmayın.
Gebelik sırasında meme kanserinin oluşması oldukça nadir bir durum olmakla birlikte, git gide daha fazla kadının annelik yaşını kişisel ve mesleki nedenlerle ertelemesi, meme kanseri ve gebeliğin beraber görülme olasılığını artırıyor. Hatta önümüzdeki yıllarda bu tip vakaların çok daha sık karşımıza çıkacağı tahmin ediliyor. Çünkü son yıllarda çocuk sahibi olma yaşı 30-40’lı yaşlara kadar geciktiriliyor.Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen ile 3 bin gebelikte bir ortaya çıkan gebelik esnasında en sık rastlanan kanser türü meme kanserinin teşhis ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.
GEBELİKTE MEME KANSERİ NASIL FARKEDİLİR?
Gebelikte meme kanseri saptandığında, sıklıkla bunun geç tanı konmuş ve gebelik olmadığı dönemde başlamış bir kanser olduğunu düşünürüz. Bu nedenle de lenf nodüllerine yayılım olasılığı daha fazla olabilir. Bu kısmen gebelikteki hormonal değişimlerin de sonucu olabilmektedir. Gebelikte rutin adet döngüsü sonlanır ve östrojen ve progesteron seviyesi artar. Aynı zamanda emzirme sürecine hazırlık olarak prolaktin hormonu da artar. Bu hormon etkisiyle göğüsler büyür, hassas ve düzensiz bir hale gelir. Bu da hem doktor hem hasta için boyutu büyüyene kadar bir kitlenin fark edilmesini geciktirir.
Gebeliğin erken döneminde meme kanseri tanısı koyamamanın diğer bir nedeni de, genelde tarama yöntemlerinin gebelik sonrasına ertelenmesidir. Gebelik ve emzirme dönemi meme dokusunun daha yoğun olmasına neden olur. Böylece erken dönemde meme kanserinin mamografik bulguları ile normal bulgular kolaylıkla birbirine karıştırılabilir. Gecikmiş tanı gebelikteki meme kanserinin en büyük problemlerinden biridir.
GEBELİKTE MEME KANSERİ TEŞHİSİ HANGİ YÖNTEMLE YAPILMALI?
Eğer göğsünüzde kitle veya herhangi bir değişiklik fark ederseniz bunu önemseyerek doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz muhtemelen mamografiyi gebelikte önermeyecektir. Bu durumda US ve MRI gibi görüntüleme testleri yapmak uygundur. Şüpheli bir değişiklik mutlaka dikkate alınmalı ve gebeliğe bağlı bir değişiklik olduğuna karar vermeden önce gerekirse biopsi uygulanmalıdır.
Mammografi gebelik sırasında başlayan meme kanserlerinin çoğunu saptayabilir ve gebelikte bile oldukça güvenli olduğu düşünülür. Mammogram’ın yarattığı radyasyon miktarı da çok düşüktür. Radyasyon göğüslere fokus olduğu için vücudun diğer kısımlarına ulaşabilecek miktar çok düşüktür. Ekstra koruma için belin alt bölgesine koruyucu bir örtü konabilir. Ancak bazı bilim adamları radyasyonun doğmamış bebeğe etkisi konusunda hala hemfikir değildir. Ancak gebelik esnasında da olsa erken tanı çok önemlidir ve bunu unutmamak gerekir.
MEME BİOPSİSİ BEBEĞİ ETKİLER Mİ?
Eğer memede kitle ele gelir yada şüpheli bir lezyon saptanırsa biopsi düşünülmelidir. Meme biopsileri genellikle iğne ile yapılır ve gebelik olsa da yatış gerektirmez. Biopsi yapılacak alanın uyuşturulması fetüs için bir risk teşkil etmez.
İğne biopsisinden yanıt alınmadığı durumlarda cerrahi biopsi sonraki adımdır. Burada şüpheli alandan küçük bir kesi yapılarak doku örneği alınır. Bu işlem genel anestezi altında yapılır ve gebelik açısından risk taşımaz.
MEME KANSERİ ANNEDEN BEBEĞE GEÇER Mİ?
Eğer meme kanseri saptanmışsa, kanser hücrelerinin memenin içine ve vücudun diğer kısımlarına yayılıp yayılmadığına bakmak gerekir bu işleme “evreleme” diyoruz. Bu işlem gebelikte çok daha önemlidir çünkü gebelikte meme kanseri daha ileri aşamada olabilir.
MRI ve US incelemesinde fetüsün radyasyona maruz kalmadığı akılda tutulmalıdır. Fakat bazen MRI esnasında kullanılan “boya” asla kullanılmamalıdır. Çünkü plasentayı geçerek anomalilere neden olabilir.
Ac grafisi çok küçük dozda radyasyon içerdiğinden, karnı koruyarak rahatlıkla çekilebilir. PET tarama, kemik taraması ve BT radyasyon nedeniyle tercih edilmez.
Çok çok nadir olguda kanser plasentaya ulaşmış olabilir bu da fetusun beslenmesini etkileyebilir. Fakat meme kanserinin anneden fetuse geçişine rastlanmamıştır.
GEBELİKTE MEME KANSERİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?
Tümörün boyutuna, tümörün yerleşimine, yayılımına gebeliğin sonlanmasına ne kadar kaldığına, nne adayının tercihine göre değişir.
Aslında amacımız gebe olmayan meme kanseri olgularında olduğu gibi “kanseri kontrol altına almak ve yayılımını önlemektir”. Fakat fetüsün korunma endişesi durumu biraz karmaşık hale getirmektedir.
Cerrahi genellikle güvenilir bir tedavidir. Kemoterapi, radyoterapi veya hormonal terapi fetüse zarar verebileceği için uygulanmaz. Ancak gebeliğin ileri aşamalarında kemoterapi düşünülebilir. Ancak inflamatuar kanser gibi tedavide gecikmenin hasta için önemli olduğu durumlarda, kemoterapi zorunlu olduğundan, gebeliğin sonlandırılması söz konusu olabilir.
TEDAVİ İÇİN GEBELİK SONLANDIRILMALI MI?
Eski dönemlerde yapılan bazı çalışmalar, kanser tedavisi için gebeliğin sonlandırılmasının hastalığın seyrinde çok etkili olmadığını göstermektedir. Yine de tedaviye hemen başlamak gerekiyorsa aileye gebelik sonlandırmanın taşıdığı durumun taşıdığı riskler ve faydalar açıkça anlatılmalı ve sonra karar netleştirilmelidir.
Cerrahi: Kanserli göğsün ve lenf nodlarının alınması gebelikte güvenle uygulanabilen bir cerrahidir. Meme koruyucu cerrahi ise sonrasında radyoterapi gerektirdiği için tercih edilmez. Çünkü radyasyon anne karnındaki fetüsü etkileyebilir.
Anestezi: Genel anestezi meme cerrahisi sırasında korkmadan uygulanabilir. Ancak cerrahinin uygulama zamanına kadın doğum uzmanı, cerrah ve anestezist beraberce karar vermelidir.
Cerrahi sonrası tedavi: Kanserin evresine bağlı olarak, tekrarlamasını önlemek maksadıyla kemoterapi, radyoterapi ve hormonal terapi gerekebilir. Bazı durumlarda bu tedaviler doğum sonrasına ertelenebilir.
Kemoterapi: Kemoterapi Cerrahiyle beraber uygulandığı gibi erken dönem kanserlerde ve ileri evre kanserlerde tek başına da kullanılabilir.
Gebeliğin ilk 3 ayında kullanılmaz. Kullanılırsa gebelik kaybı olasılığı çok yüksektir. Yapılan çalışmalar gebelikte 4-9. Aylar boyunca bazı ilaçların fetüsü riske atmadan kullanılabildiğini, sadece erken doğum riskini artırdığını, ileri sürmektedir. Yine de bu ilaçların uzun dönem etkileri bilinmemektedir.
Kemoterapi 35 haftadan sonra da, annenin kan değerlerini düşürerek enfeksiyon ve kanamaya eğilimi artırdığından, uygulanmaz.
Hormon tedavisi ve ileri evredeki kanserler için tercih edilen hedef tedavinin uygulanması için de doğum sonrasının beklenmesi gerekir.
TEDAVİ SÜRECİNDE BEBEK EMZİRİLMELİ MİDİR?
Pek çok doktor tedavi sırasında emzirme yapılmasını istemez. Cerrahi planlandıysa emzirmenin kesilmesi memenin kan akımını azaltıp memenin küçülmesini sağlayacağından operasyon için kolaylaştırıcıdır. Aynı zamanda enfeksiyon riski de azalır.
Ayrıca kemoterapi ilaçları anne sütüne ve dolayısıyla beslenirken bebeğe de geçer.
YAŞAM BEKLENTİSİ NEDİR?
Gebelik meme kanserinin hem fark edilip tanı konmasını hem de tedavisini güçleştiren bir süreçtir. Buna karşın yapılan çalışmalarda gebe ve gebe olmayan aynı evrelerdeki kadınlarda meme kanseri sonuçları benzer bulunmuştur.
2013 yılında yapılan ve 300 den fazla gebelik sırasında tanı konmuş meme kanseri olgusunu incelemişler ve 5 yıllık takipte gebelik dışında meme kanseri tanısı almış aynı evre olgularla karşılaştırılabilir sonuçlara ulaşmışlardır.
Sadece hastalıksız geçen süre gebelikte tanı konmuş olgularda daha kısadır.
Sitede Ara
Bu Siteyi Takipet
Popular Haberler
-
4 D'li işçiler için Ocak ayı zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı
696 sayılı KHK ile taşerondan kadroya geçen 4 D'li işçilerin yeni zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı. 17 günlük bordro ÇKYS ekranına d... -
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi?
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi? Kamuda taşerondan 4/D işçi olarak kadroya alınanlar her seferinde bir b... -
KAMUDA VE BELEDİYEDE ÇALIŞAN KAMU İŞÇİLERİNİN 2021 VERGİ DİLİMLERİYLE İLGİLİ ÖNEMLİ RESMİ DUYURU
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ... -
4/D'Lİ işçilerin 2021 Yılı tayin,becayiş resmi bakanlık duyurusu
4/D'Lİ işçilerin tayin her yıl Mayıs ayında dilekçeler yazılıp il sağlık müdürlüğündeki komisyona sunulur ve Haziran ayında komisyon k... -
4D KAMU İŞÇİLERİ YÜZDE 15 VE YÜZDE 20 VERGİ DİLİMLERİNDE ALACAKLAR BÜRÜT VE NET 2021 YEVMİYELERİ
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ...
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
!>