En Son Paylaşılan Haber

Hükümetin yeni teklifi basina sızdı .işte yeni teklif

Etiket : Yaşam

Herkesin dönem dönem enejisini kaybettiği ve aynada kendini istediği şekilde göremediği günler olmuştur. Hiçbir değişiklik olmadığı halde o anki ruh haliyle kendimizi güzel hissetmez ve görmeyiz. Böyle günlerde aynaya bakmak bile moralimizi bozarken kalabalıklar arasına karışmak istemeyiz. 

İşte böyle dönemlerde bile muhteşem görünebileceğimizi vurgulayan Herbalife Global Dış Beslenme Ürün Eğitmeni Jacquie Carter, "kendine güvenmek, gülümsemek, kendini başkaları ile kıyaslamamak, yeni bir görünüm denemek, dik durmak ve kendine iyi davranmak bize kendimizi güzel hissettirir" dedi.

Herbalife Global Dış Beslenme Ürün Eğitmeni ve Dış Beslenme Ürün Pazarlama Direktörü Jacquie Carter en kötü günlerde bile muhteşem görünmek için doğru bakış açısına sahip olmanızı sağlayacak bazı ipuçlarını anlattı.

Güven Olmazsa Olmaz

Klişe olduğunu düşünebilirsiniz fakat her gün mükemmel hissetmenin yolu güvenden geçer. Nasıl görünürlerse görünsünler, bazı insanların ilgi odağı olmayı başarmalarının nedeni kendilerine duydukları güvendir ve bu güven lehinize kullanabileceğiniz bir özelliktir! Güzel görünmek istiyorsanız, olumsuz düşünceleri kafanızdan atın ve kendinizi olumlu yönde güdülemeye başlayın. Kendinizde beğendiğiniz yönlere odaklanın ve aklınızdan geçebilecek olumsuz düşüncelere geçit vermeyin. Saçınızı mı beğeniyorsunuz? O zaman sırtınızı şöyle bir sıvazlatın ve şöyle deyin: Muhteşemim!

Gülümseyin

Anında ruh halinizi değiştirmenin (ve güzel görünmenin!) yolu gülümsemektir. Bana inanmıyor musunuz? Canınız istemiyorsa bile gülümsemeyi deneyin ve bana nasıl hissettiğinizi söyleyin. Ruh halini olumlu etkilemesinin yanı sıra, gülümsemenin güzel görünmeyi ve hissetmeyi sağladığı söylenir. İnsanlar gülümseyen bir kişiyi daha çekici bulurlar ve gülümsemek daha genç görünmenizi sağlar.

Kıyaslamaktan Vazgeçin

Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak ve nasıl göründüğümüze başkalarına göre karar verme tuzağına düşmek gerçekten çok kolaydır. Her insan eşsizdir ve başkalarında olmayan olumlu özelliklere sahiptir. Güzel hissetmenin en iyi yolu, kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine birey olduğunuzu kabul etmektir.

Yeni Bir Görünüm Deneyin

Bazen bir güzellik rutinine takılıp kalırız ve bu kendimizi güzel hissetmememize katkıda bulunabilir. Eğlenceli bir makyajla bir şeyleri değiştirmeye ne dersiniz? Görünümünüzü yeniden keşfetmek, heyecan verici bir deneyim sunmasının yanı sıra, rutinden çıkıp tekrar muhteşem hissetmeniz için ihtiyaç duyduğunuz şey olabilir. Yeni bir saç kesimi, kıyafetler veya ruj rengi denemek ihtiyaç duyduğunuz değişikliği sağlayabilir. Kendinizi rahat hissettiğiniz yepyeni bir stil deneyin. Mükemmel göründüğünüzü bildiğiniz için kendinize olan güveniniz artacak ve dünyaya yepyeni bir enerjiyle bakacaksınız.

Duruşunuza Dikkat Edin

Oturup kalkma biçiminiz, kendinizle ilgili ne düşündüğünüzü ele veren ipuçları içerir. İyi bir duruşu olanlar, dünyaya kendilerine güvendiklerini sözcüklere ihtiyaç duymadan haykırırlar. Kendinizi güzel hissetmeseniz bile, omuzlarınızı geriye doğru atarak dik oturmak veya durmak, özgüveninizi dış dünyaya yansıtır. Kambur durduğunuzu her fark ettiğinizde, birkaç saniyenizi ayırıp duruşunuzu düzeltin. Özgüveninizin arttığını hissedeceksiniz!

Kendinize İyi Davranın

Bazen güzel hissetmek için kendinizi şımartabileceğiniz bir bakıma ihtiyaç duyarsınız. Yorgun, stresli veya endişeli hissettiğinizde, muhtemelen kendinizi muhteşem bulmayacaksınız. Bir saat veya eğer mümkünse tüm gün mola verip kendinizle baş başa kalmayı deneyin. Kafanızı dinleyecek zaman bulduğunuzda, kendinize karşı olumlu hisleriniz artacaktır. Parkta yürüyüş (elbette güneşli bir günde), güzellik salonunu ziyaret etmek veya yeni bir kıyafet satın almak gibi rahatlatıcı bir faaliyette bulunabilirsiniz. Benim favorim mumlardan, yüz maskesinden ve arındırıcı peeling'ten oluşan bir köpük banyosu.

Hepimiz zaman zaman kendimizi pek de çekici hissetmediğimiz günler yaşarız. Kendinizi kötü hissettiğiniz günlerin sayısı iyi hissettiğiniz günlerden fazlaysa, neden böyle hissettiğinizi sorgulamanın vakti gelmiş olabilir. Kendinizi muhteşem hissederek uyandığınız bir gün, durup neyin farklı olduğunu düşünün. Yakın zamanda iyi bir egzersiz yapmış, giyinmek için ekstra zaman harcamış veya iyi hissetmenizi sağlayan bir faaliyete katılmış olabilirsiniz. Nelerin iyi hissetmenizi sağladığını bilirseniz, bu davranışları tekrarlayarak muhteşem hissettiğiniz günlerin sayısını arttırabilirsiniz.

Yiyecekler doğrudan beyin algımızı ve iş performanısımızı etkilemektedir. Vücuda alınan besinler beyin için enerji üretmek ve gün boyu zinde kalmamız için glukoza dönüştürülmektedir. 

Vücudumuzda glukoz oranı düştüğünde dikkat ve odaklanma kapasitemiz de otomatik olarak azalmaktadır. Bu durum da iş kalitesini ve verimlilğini olumsuz etkilemektedir.

İş Verimini Arttıracak İpuçları
Yiyecekler doğrudan beyin algımızı ve iş performanısımızı etkilemektedir. Vücuda alınan besinler beyin için enerji üretmek ve gün boyu zinde kalmamız için glukoza dönüştürülmektedir. Vücudumuzda glukoz oranı düştüğünde dikkat ve odaklanma kapasitemiz de otomatik olarak azalmaktadır. Bu durum da iş kalitesini ve verimlilğini olumsuz etkilemektedir.

Vücudumuza aldığımız her besin aynı oranda ve hızda sindirilmemektedir. Örneğin; makarna , tahıllı krakerler, ekmek ve ürünleri glisemik indeks yükü fazla besinlerdir. Yani kan şekerini çabuk yükseltirler ve metabolizmaya etkisi hızlıdır. Yağ içeriği yüksek besinler ise daha uzun sürede kan şekerini yükseltirler fakat sindirim sisteminin daha çok çalışmasına ve yorulmasına sebep olurlar.
Öğle paydosunda çalışanlar vakitten tasarruf sağlamak adına ve daha uygun fiyatlı oldukları için fast food ürünleri sıklıkla tercih edebilmektedirler. Peki ne yapmalı ?

1. Kahvaltıyı Sağlam Yapın
Doğru hazırlanmış kahvaltı işyerinde verimliliği arttırmada önemlidir. Güne kahvaltısız başlamak enerji kaybına, poğaça,simit ile geçiştirilen kahvaltılar ise hem gereksiz yağ alımına hem de gün içinde daha çok acıkmanıza sebep olmaktadır. Yumurta, peynir, domates,salatalık ve tam buğday ekmeğinden oluşan bir kahvaltıyla güne başlamak iş verimliliğini ve kapasitenizi arttırmada yardımcı olacaktır.

2. Öğle Arası Öncesinde Menüyü Planlayın
Acıkmadan önce ne yiyeceğinize karar vermek , kısa sürede açken vereceğiniz hatalı alternatiften sizi koruyacaktır. Araştırmalara göre tok iken kişi tuza, yağlı yiyeceklere ve yüksek kalori içerikli besinlere açlık haline göre daha karşı koyabilmektedir.

3. Öğle Yemeğinizi Zenginleştirin
Öğle yemeklerini iş yerinde yiyorsanız besin seçimlerine dikkat etmeniz önemlidir. Mümkün olduğunca tabağınızın yarısını sebze yemekleri veya salata, geri kalan kısmın yarısını tam tahıllar, diğer yarısını da az yağlı et, balık veya kurubaklagillerle çeşitlendirerek hazırlayın. Ek olarak yoğurt, ayran, cacık gibi süt grubu besinleri de tercih etmeyi unutmayın. Öğle yemeklerinize 1 kase çorba ile başlamanız sadece menünüzü zenginleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda doygunluk gelişmesini sağlayarak öğün içinde fazla besin tüketiminizi engellemeye yardımcı olacaktır. Fakat çorbalarda unlu terbiye yapılmamış olmasına dikkat edin.

4. Kan Şekerine Dikkat
Kan Glukoz Seviyesinde gün içinde inişler ve çıkışlar; beyin aktivitesini ve verimliliği olumsuz etkilemektedir. Dikkatli porsiyonlarda, sağlıklı atıştırmalıklarla sık ve az yemek gün içinde glukoz seviyenizi belirli seviyede tutmada faydalı olmaktadır.

5. Masa başınızda Sağlıklı Atıştırmalıklar Bulundurun
Badem,ceviz gibi sağlıklı yağ içeren tohumlar, taze meyveler ara öğün ve kan şekeri kontrolünü sağlamak için iyi seçeneklerdir. Taze meyve, protein barlar yine alternatifler arasında yer almaktadır. Araştırmalara göre gün içinde ara öğün olarak sebze- meyve tüketimi sadece vücuda ve metabolizmaya değil, beyin sağlığı ve odaklanmaya da olumlu etki sağlamaktadır. Gün içinde tükettiğimiz yiyeceklerin vücudumuza etkisinin incelendiği bir araştırmaya göre; günlük beslenmede sebze ve meyveye (6-7 porsiyon) yer vermek kişinin kendini daha motive, mutlu hissetmesine ve yaratıcılık kapasitesini arttırmaya yardımcıdır.

6. Hareketsiz Kalmayın
Oturarak masa başı iş yapan kişilerde kabızlık şikayetleri sıklıkla görülür. Bu sebeple mümkünse arada bir kalkıp yerinizi değiştirin. Sürekli oturmak metabolizma hızınızı inaktif hale getirmektedir. Uzaktaki tuvaleti kullanmak, iş arkadaşınızı aramak yerine, yanına gitmek, kahve ve suyunuzu söylemek yerine gidip almak ve ara ara esneme hareketleri yapmak hem fiziksel aktivitenizi artıracak hem de uzun süre oturarak çalışmaktan kaynaklanan sağlık problemlerinin azalmasını sağlayacaktır

7. Suyu Unutmayın
Su içmek metabolizmanızı canlı tutmaya ve gün içinde toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayacaktır. Su içmeyi unutuyorsanız masanızda mutlaka bir şişe su bulundurun. Ayrıca, şekersiz ve sütsüz tükettiğinizde enerji içermeyen kahve, siyah çay, yeşil çay veya ıhlamur, adaçayı, papatya gibi bitki çaylarını tercih edin. Kahve, aynı zamanda işlerinize daha kolay bir şekilde odaklanmanıza da yardımcı olacaktır. Fakat çay kahve tüketimi de vücut suyunun kaybedilmesine ve çarpıntıya sebebiyet verdiğinden aşırı tüketiminden uzak durun.

Uzun ve sık uçak seyahatleri kimi zaman sağlığı tehdit ederek çeşitli sorunlar, riskler ve kaygılar oluşturabilir. 

Sık ve uzun seyahat edenlere yönelik düzenlediği "Uçuş Sağlığı Programı" ile Liv Hospital Ankara'da hem mevcut hastalıkların takibi hem de sağlıklı kişilerde mevcut risklerin tespiti yapılarak koruyucu tedbirler alınıyor, aşılama hizmeti veriliyor. Yaşam şekli, mevcut sağlık durumu ve kaygıları çerçevesinde muayene ile testler gerçekleştirilirken, uçuş sorunlarıyla baş etmede veya daha önce seyahat edilmemiş ülke ve bölgelere yapılacak ilk seyahatlerde aşılama ve diğer önlemler konularında da danışmanlık hizmeti veriliyor.

Uçuş sağlığı programı Nöroloji, Kulak Burun Boğaz, Göğüs Hastalıkları, Kardiyoloji, Endokrinoloji, Enfeksiyon Hastalıkları ve Bulaşıcı Hastalıklar, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Klinikleri tarafından destekleniyor.

JET LAG en sık yaşlılarda görülüyor
Okyanus aşırı ve saat farkının 2'den fazla olduğu bölgelere uçakla seyahat edildiği zaman biyolojik saatin bozulmasıyla vücudunuzda meydana gelen olumsuz durumlar "jet-lag"dir. En sık ve en ağır şekilde yaşlılarda görülür. Doğudan batıya uçuşlarda mümkünse uyumamaya çalışın. Tersi yöndeyse mümkün olduğunca uyuyun. Alkollü, çay ve kafein içeren içeceklerden uzak durun. Proteinden zengin kahvaltı ve yüksek karbonhidratlı akşam yemeği tercih edin. Gündüz vakti içerisinde yürüme gibi hafif egzersizler yapın.

İniş sırasında uyunmamalı
Özellikle uçaktan inerken yaşanan orta kulak basıncında azalmaya bağlı sıkışma, kulak ağrısından kısmi işitme kaybına kadar pek çok soruna neden olur. Burnu parmaklarla kapatıp, ağızdan hafif bir nefes aldıktan sonra havayı genizden kulağa göndermeye çalışmak ve bu hareketi iniş sırasında her iki dakikada bir tekrarlamak tıkanıklığı engeller. İniş sırasında uyumamalı ve sık sık kulak basıncını dengeleyecek esneme ve yutkunma hareketleri yapılmalı.

Kalbi olanlar dikkat!
Son 1 hafta içinde kalp krizi geçiren, kontrol edilemeyen kardiyak aritmisi, ağır kapak hastalığı olanların uçak yolculuğundan önce mutlaka hekimleri tarafından değerlendirilmesi gerekir. Uçuş öncesi hekim tarafından değerlendirilmesi gereken bir diğer grup ise 10 gün içinde koroner arter bypass operasyonu ve son 3 gün içinde inme geçiren hastalardır.
Hekim görüşü önemli

Uçak yolculuklarında kabin basıncı değişikliklerinde hipoksemisi (dokularda oksijen oranının azalması) olan hastalarda oksijen düşüklüğü derinleşebilir. Kalp hastalıkları riski de oluşan bu kişilerde uçuş sağlığı için hekim görüş ve önerileri önemlidir.

Uzun uçuşlarda hareketsiz kalınmamalı
Uçak yolculuklarında hareketsizlik sonucu bacaklarda toplardamarlarda pıhtı oluşabilir. Pıhtının koparak akciğerlere gitmesiyle bu durum ölümcül olabilir. Bu yüzden her yarım saatte bir ayak bileklerinizi aşağı-yukarı doğru hareket ettirin. Riske göre ortalama 2 saatte bir uçak içinde birkaç dakika yürüyün. Dar çorap ve giysilerden kaçının. Bol sıvı tüketin.

Enfeksiyon ve bulaşıcı hastalıklara dikkat!
En sık karşılaşılan hastalık seyahat ishalleridir. Kısa süreli gezilerde güvenli olarak şişelenmiş maden suları veya kaliteli hazır şişe suları kullanılmalıdır. Ayrıca sivrisinek ve diğer sinek-kene gibi hayvanlardan bulaşan hastalıklar açısından tedbirli olunmalıdır. Sinek kovucu solüsyonlar ve cibinlik kullanılmalıdır. Hepatit B aşısı ve tetanoz aşısı herkesin olması gereken ve seyahate bağlı olmayan aşılardır. Aşılanmak için 2 – 6 ay süre gerekebilir. Bu gidilecek ülkeye göre yapılacak aşı adedine bağlıdır. Aşılar üst üste ve aynı anda yapılamaz. Bunun için üç ay önceden müracaat etmek gerekir.

Günümüz kültüründe genelde üzüntü hali pek istenmeyen bir şeydir, hiç olmasın istenir fakat bu da yaşamın bir parçası… Kişisel gelişim kitaplarında sıkça olumlu düşünmenin, olumlu tavırların ve olumlu davranışların faydalarından bahsedilir. Bu kitaplarda üzüntü kişiden uzak olması ya da tamamen yok edilmesi gereken problemli bir duygu olarak nitelendirilir.

Her ne kadar kişinin kendini mutlu hissetmesi arzu edilse de, bazı durumlarda belli bir düzeyde üzgün hissetmek de kişiye önemli faydalar sağlayabiliyor. Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, üzüntü duymanın kişiye bazı önemli faydalar da sağladığını söylüyor.
İşte size üzüntünün faydalı olabileceğini gösteren bazı durumlar.

Üzgün Ruh Hali Hafızanızı Güçlendirebilir

Mutlu ruh hali çevremizde tesadüfi olarak gördüğümüz şeylerle ilgili onlara dikkatimizi verme ve sonradan onlarla ilgili detayları hatırlama gücümüzü zayıflatabilirken, sıkıntılı bir ruh hali bunu arttırabiliyor.

Kötü bir ruh halinde olanlar, ruh hali iyi olanlara göre gördükleri detayları daha doğru hatırlayabiliyor.

Mutlu ruh hali kişinin bilgileri zihninde daha dikkatli ve uyanık şekilde işleme yetisini azaltıyor ve yanıltıcı bilginin hafızadaki orjinal bilgiyi tahrif etme riskini arttırıyor. Buna karşılık kötü bir ruh hali kişinin detaylara daha çok odaklanmasını sağlıyor ve kişinin hafızası onu daha az yanıltıyor.

Üzüntü Motivasyonunuzun Artmasına Yardımcı Oluyor

Mutlu olduğumuz zamanlarda, doğal olarak o mutluluk hissinin hep devam etmesini isteriz. Mutluluk hissi bize şu mesajı verir, şu anda güvenli ve hep alışık olduğun bir ortamdasın ve bir şeyi değiştirmek istediğinde çok az çaba sarfetmen yeterli, herşey yolunda mesajı verir. Buna karşılık, üzüntü hissi hafif bir alarm sinyali gibidir, çevremizde bulunan bir zorlukla başa çıkabilmemiz için bizi daha çok çaba harcamaya ve daha fazla motive olmaya sevk eder, durumu düzeltmeye yönelik bir enerji ortaya çıkartır.

Bu nedenle, negatif bir ruh halinde olup, içinde bulundukları kötü durumu değiştirmek için daha çok motivasyonu olan kişilere göre, mutlu kişiler bazen bir konuda eyleme geçmek için kendilerini daha az motive olmuş hissederler.

Buna göre çaba gerektiren zorlu işlerde mutsuz bir ruh hali kişinin o işle uğraşma azmini artırırken, mutlu bir ruh hali tam tersi etki yapabiliyor. Bunun da muhtemel sebebi kişinin zaten mutlu bir ruh halindeyken, bir işi yapmak için daha az motivasyona sahip olması, çünkü zaten her şey yolunda mesajıyla kişi relaks olabilir ve işler üzerindeki dikkati azaltabilir.

Üzüntü İnsanlarla Daha İyi İletişim Kurulmasını Sağlar

Genel olarak mutluluk insanlar arasındaki olumlu etkileşimi arttırır. Mutlu insanlar daha özgüvenli, daha iddialı ve daha yetenekli iletişim kuruculardır. Daha çok tebessüm ederler ve üzgün insanlara kıyasla mutlu kişiler daha sempatik olarak algılanırlar.

Bununla birlikte, daha temkinli, daha az iddialı ve daha özenli bir iletişim şeklinin gerektiği durumlarda, üzgün bir ruh hali daha çok işe yarayabilir.

Yapılan deneylerde, üzgün bir ruh halinde olan kişilerin daha çok ikna edici konuştuğu ve konuştuklarını savunmak için daha etkili ve somut argümanlar ortaya koyduğunu ve pozitif bir ruh halinde olan kişilere göre diğer insanları bir şeye ikna etme konusunda daha iyi olduklarını görüldü.
Mutlu ruh halinde olanlara göre, üzgün bir ruh halinde olanlar adil olma konusunda daha dikkatli. Kişinin içinde bulunduğu ruh hali onun bencil mi yoksa adil mi olduğu konusunu da etkiliyor.

Üzüntü Kişinin Muhakeme Gücünü Artırır

İnsanoğlu sıklıkla sosyal ilişkileriyle ilgili çıkarımlar yapar, başkalarının düşünce ve davranışlarını anlamak ve tahmin etmek için sosyal işaretleri okumaya çalışır. Ne yazık ki, kişinin yaptığı bu çıkarımların yanlış olma ihtimali beynimizin kullandığı bazı kısa yollar ve sahip olduğumuz bazı önyargılar nedeniyle oldukça yüksektir.

Tekrar tekrar yaptığımız araştırmalarda insanların mutluyken, önyargılarına göre sosyal çıkarımlar yapma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu gördük.

Mutlu bir ruh hali kişiye tanıdık gelen şeyi doğru olarak görme eğilimini arttırıyor, üzgün bir ruh hali ise tam tersi etki yapıyor. Üzgün bir ruh halinde olan kişiler mantıksal hatalar yapmaya daha az meyillidirler ve tanık oldukları bir olayı anlatırken daha az yanlış yaparlar.

Kötü bir ruh hali aynı zamanda kişinin ilk edindiği izlenime çok fazla önem verip daha sonra ortaya çıkan detayları önemsememesinden kaynaklanan ve başka bir peşin önyargı olan öncelik etkisinin azalmasını sağlar.

Kötü bir ruh hali izlenim edinme süreçlerinin daha doğru şekilde gerçekleşmesine yardımcı olur.

Üzgün Olmanız Depresyonda Olduğunuz Anlamına Gelmiyor

Üzgün olmakla negatif odaklı olmak, mutlu olmakla pozitif olmak kişisel gelişim dünyasında çok karıştırılır.

Örneğin bir yakınını kaybeden fakat pozitif bir bakış açısına sahip olan bir kişi bunun geçeceğini ve bu üzüntünün normal olduğunu bilir, kabullenir. Negatif odaklı kişi ise kendi düğününde bile bir şey olacak duygusuyla eğlenemez.

Tabi ki, üzgün ruh halinin faydalarının da belli bir sınırı vardır. Kısmen kişinin ruh halindeki bir bozukluk olarak tanımlanan depresyon, uzun süren ve yoğun üzüntüyle beraber seyrettiğinde, insanın hayatını ciddi oranda etkileyebilir. Mesela hafızası kötüleşen birine bu durumla baş edebilmesi için üzüntülü bir ruh haline girmesi tavsiye edilmez. Yapılan araştırmalar böyle bir şey yapmanın faydalı olduğu sonucunu doğrulamıyor.

Fakat hafif ve kısa süreli bir üzüntü aslında hayatımızın birçok alanındaki problemlerle baş etmede bizim için faydalı. Belki de bu yüzden, her ne kadar kendini üzgün hissetmek başa çıkılması zor bir durum olsa da, Batı sanatı, müziği ve edebiyatının en başarılı birçok eserinde üzüntülü olma konusu ele alınmıştır. Günlük yaşamda da aynı şekilde, insanlar bazen kendilerini üzgün hissettirecek birtakım yollara başvururlar. Mesela hüzünlü sözleri olan şarkılar dinlemek ya da sonu kötü biten veya hikayesi üzücü olan filmler izlemek ya da kitaplar okumak gibi.

Her duygunun doğru şartlar altında oynadığı önemli bir rol var. Her ne kadar kendini mutlu hissetmenin faydaları üzerinde çok şey yazılıp çizilse de, üzüntülü bir ruh halinin de kişiye bazı faydaları olabileceği konusu göz ardı edilmemelidir.


Türkiye dahil 18 ülkede gerçekleştirdiği "Seyahatin Değeri" araştımasına göre, sık seyahat edenler daha açık fikirli ve daha toleranslı hale geliyor. Aynı zamanda sıkça yollara düşenler yabancılara daha fazla güveniyor

Seyahat sitesi momondo'nun yaptığı "Seyahatin Değeri" araştırması, seyahat ile açık görüşlülük ve güven duygusu arasındaki ilişkinin gücünü ortaya koydu. Türkiye dahil 18 ülkeden yaklaşık 7 bin 300 kişinin katıldığı araştırmanın ilk sonuçlarına göre, seyahat etmek ciddi ölçüde daha toleranslı ve açık görüşlü olmamızı, başkalarına daha fazla güvenmemizi sağlıyor.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçları şöyle:

Sık seyahat edenler, cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir düzeyi fark etmeksizin, daha az yolculuk yapanlara göre daha açık görüşlü hale geliyor, tanımadıkları kişilere daha fazla güveniyor.

Katılımcıların yüzde 76'sı, seyahat etmenin, kendilerini "farklı olana" karşı daha toleranslı yaptığını söylüyor.

Katılımcıların yüzde 75'i ise, ziyaret ettikleri ülkelerdeki insanlara karşı daha hoş görülü yaklaştıklarını ifade ediyor.

Yine katılımcıların yüzde 76'sı, seyahat sayesinde genel olarak tüm kültürlere karşı daha açık fikirli hale geldiklerine inanıyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 48'i, bundan beş yıl öncesiyle kıyaslandığında insanların farklı kültürlere göre daha az toleranslı oldukları konusunda hemfikir. Sadece yüzde 16'lık bir bölüm bu fikre katılmıyor.

SEYAHAT VE GÜVEN İLİŞKİSİ ÜZERİNE İLK BÜYÜK ARAŞTIRMA

Konuyla ilgili bir açıklama yapan momondo Halkla İlişkiler Müdürü Lasse Skole Hansen, "İnsanlara duyduğumuz güveni ve ne kadar açık fikirli olduğumuzu belirleyen birçok farklı faktör bulunuyor. Ancak örneğin 'Çok seyahat eden mi, iyi eğitimli olan mı karşısındakilere daha fazla güven duyar?' sorusuna sorduğumuzda, çok seyahat etmenin güven duygusunu çok daha fazla pekiştirdiğini görüyoruz" diyor ve ekliyor: "Bu da çok seyahat etmek ile insanlara güvenmek arasında yakın bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor."

Hansen, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Nitekim Stanford Üniversitesi'nin araştırması dahil, daha önce yapılan birçok akademik çalışma da insanların yabancılara karşı açık fikirli olmasıyla sık sık yolculuk yapmak arasında pozitif bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Ancak hiçbiri momondo'nun araştırması kadar geniş kapsamlı ve doğrudan bu konuyu araştırmaya yönelik değildi. Bu raporda seyahatin pozitif etkisine ve çok önemli bir konu olduğuna inandığımız farklı kültürler arasındaki bariyerleri yıkabilme potansiyeline odaklanıyoruz. Küresel araştırmamıza katılanların neredeyse yarısı, beş yıl öncesine kıyasla günümüzde insanların yabancı kültürlere karşı daha az toleranslı olduğunu düşünüyor."

PROF. DR. NARLI: SEYAHAT ETMEK ZİHİNLERDEKİ KİLİTLERİ AÇIYOR

"Seyahatin Değeri" araştırmasının sonuçlarını değerlendiren Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı ise şöyle konuştu: "Ünlü edebiyatçı Jorge Luis Borges, 'Anlar' adlı şiirinde yaşamaya yeniden başlayabilseydi, daha fazla seyahat edeceğini söylüyor: "Seyahat ederdim daha fazla", "Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim", "Görmediğim bir çok yere giderdim". Seyahat etmek, insanın kendini tanımasını sağladığı kadar, farklı insanları ve kültürleri tanımasına da vesile oluyor. Farklıkları keşfetmek insanların zihinlerindeki kilitleri açıyor, duvarlarını yıkıyor ve meraklarını kamçılıyor. İşte bu nedenle, seyahat eden kişinin bilgisi, hoşgörüsü ve iletişim becerileri gelişiyor."

Türk halkı tarafından uzun zamandır sevilen ve tercih edilen geleneksel bir lezzet olan 'Tavuk Döner', sağlıklı, lezzetli, aynı zamanda ekonomik oluşuyla her yaş grubu tarafından sevilerek tüketiliyor. 

Tavuk döner gibi birbirinden lezzetli ve farklı yemek çeşitlerine imkân tanıyan tavuk etinin tüketimi 90'lı yıllardan bu yana artış gösteriyor. Türkiye kişi başı toplam et tüketimi olan 37,5 kg'ın 23 kg'ını kanatlı eti, 22 kg'ını ise tavuk eti oluşturuyor. Tavuk eti, Türk halkının beslenmesi için önemli olan hayvansal proteine daha kolay ve uygun fiyatlarla ulaşmasını sağlıyor.

Türk halkının severek tükettiği tavuk etinin faydaları saymakla bitmiyor. Protein deposu olan tavuk eti özellikle çocukların gelişim döneminde ve anne adaylarının beslenmesinde önemli bir yer tutuyor. Kalp dostu olarak koroner kalp hastalıkları riskini önemli ölçüde azaltıyor. İçeriğindeki vitaminler her yaş grubu için vücudun gelişimine ve bağışıklık sisteminin korunmasına destek oluyor. Liflerinin kısa olmasından dolayı kolay sindirilebilen ve hazmı kolay bir besin olan tavuk eti sıcak, soğuk tüketim seçeneği ve pratik olması nedeniyle de sıkça tercih edilen besinler arasında yer alıyor.

Kişi başına tüketilen etin %61'i kanatlı eti

Sağlıklı ve lezzetli olmasının yanı sıra ekonomik bir besin kaynağı olması nedeniyle de sıklıkla tercih edilen tavuk etinin Türkiye'deki tüketimi 90'lı yıllardan bu yana büyük oranda artış gösterdi. 1990 yılında kişi başı toplam beyaz et tüketimi kişi başı 3,8 kg iken, 2000 yılında bu rakam 10,9 kg'a, 2015 yılında ise 23 kg'a ulaştı. Türkiye kişi başı toplam et tüketimi olan 37,5 kg'ın 23 kg'ını kanatlı eti, 22 kg'ını ise tavuk eti oluşturuyor.

Daha sağlıklı ve daha dengeli bir beslenme için büyük önem taşıyan tavuk etinin tüketiminin önümüzdeki dönemde de artışını sürdüreceği ve 2025 yılında kişi başı kanatlı eti tüketimini 30 kg seviyelerine çıkacağı öngörülüyor.

Yazın başlamasıyla henüz tatil planı yapamayanları tatlı bir telaş sardı. Henüz nereye gideceğine karar veremeyen tatilciler, sayısız alternatif arasından kendilerine en uygun tercihi en kısa sürede yapmak zorunda. Enuygun.com Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, tatilcileri 5 kategoride değerlendirerek, en ideal seçenekleri onlar için sıraladı.

Havaların ısınmasıyla tatil planları akıllara düşmeye başladı. Pek çok tatilci elini çabuk tutup programını tamamlamış olsa da, henüz planlamasını yapamayan ve gideceği yeri belirleyemediği için tatlı bir telaş içerisinde olan tatilciler de mevcut. Enuygun.com Seyahat Analisti Tuğba Hacıbayramoğlu, henüz tatil planı yapamayanlar için en ideal seyahat seçeneklerini derledi:

Çocukla Tatile Çıkanlar

Çocuklular otel seçerken kulüp odası olan, animasyon yapılan, hatta aquaparkı bulunan otelleri seçerlerse daha keyifli bir tatil geçirebilirler. Seçeceğiniz otel odasının denize uzaklığı, havuza yakınlığı, oyun parkı gibi alanlara olan konumu önemli. Bu konuda gitmeden önce otel yetkililerinden yardım isteyebilirsiniz. Geleceğiniz tarihleri önceden söyleyerek çocuklu olduğunuzu ve ona göre oda ayırmalarını isteyebilirsiniz. Hatta bebekliyseniz merdivenli yokuşlu otelleri tercih etmeyin. Bazı otellerin hem otel odaları hem de kulüp odaları oluyor. Çocuklar için kulüp odası seçmek daha doğru bir tercih olabilir. Ayrıca suit oda seçeneklerini de değerlendirebilirsiniz. İç içe açılan kapılar sayesinde çocuklarınızla beraber daha rahat bir tatil geçirebilirsiniz. Lokasyon olarak Çeşme, hem deniz suyu sıcaklığıyla hem de Ilıca Plajı'nda sahil şeridinin 1 metreyi aşmayan derinlikte olması gibi avantajlarıyla öne çıkıyor. Aynı şekilde Bodrum'da Bitez civarında temiz ve çok derin olmayan ince kumlu plajlar mevcut. Gündoğan koyunda çocuğunuzla çok sayıda su aktivitesi yapabilirsiniz, yelken kursları da bunlardan biri. Akyarlar plajı ise sahilden 25-30 metre ilerleseniz bile su derinliğinin diz seviyesini geçmediği bir plaj olarak güvenli bir tercih. Fethiye de çocuklu ailelerin en sevdiği yerlerin başında geliyor. Bunun nedeni ise hem Fethiye'de gezilecek çok yer olması hem de çocuklarının eğlenebileceği yerlerin çokluğu. Örneğin Fethiye'de bulunan 22 bin metrekarelik bir alana kurulu Çocuk Cenneti'nde 09:00 – 18:00 arası her yaştan çocuğa çok sayıda eğlence fırsatı sunuluyor...


Bekarlar ve Eğlenmeyi Sevenler

Bekarlar ve de eğlenmeyi sevenlerin daha merkezi yerlerde otel tercih etmeleri gerekiyor. Örneğin Bodrum'a gidecekseniz, Bodrum merkezi, Gümbet ya da imkanınız varsa Türkbükü tarafları olabilir. Marmaris, Alanya ya da Kemer için de aynı şekilde merkezdeki otelleri seçmenizde fayda var. Aksi taktirde gece geç saatlerinde otele dönmek için çok ciddi bir taksi parası vermek zorunda kalabilirsiniz. Üstelik merkezdeki oteller genelde daha ucuz oluyor. Hatta pansiyon ya da apart bir otel bile size yetebilir. Çeşme'de ise eğer Alaçatı'ya sürekli gidecekseniz merkezde kalmanın anlamı yok. Ancak Çeşme'de eğlence hayatının bir kısmı Alaçatı bir kısmı koylardaki plajlarda bir kısmı da merkezdeki marina çevresinde yer alıyor. Tercihlerinizi ona göre yapmalısınız.

Doğadan Vazgeçmeyenler

Doğa tutkunları için ille de deniz gören oda satın alıp fiyat farkı vermeye gerek var mı? Deniz kenarı otellerde doğa manzaralı odalar genelde daha ucuz oluyor. Bir de Kaş, Fethiye, Antalya ve çevresiyle Kaz Dağları çevresinde doğa tutkunları için çok güzel butik oteller var. Hamakta sallanmak, organik beslenmek, kitabınızı okurken kuş sesleri altında temiz havada güneşlenmek isteyenler için bu tür oteller ideal.

Lezzet Peşinde Koşanlar

Damak tadına düşkün olanlar genelde 5 yıldızlı otellerin özellikle de her şey dahil otellerin yemeklerini beğenmez. Tatilde ille de özel lezzetler tatmak istiyorsanız boşuna her şey dahil otele para vermeyin. Yarım pansiyon konaklama yapmak hatta sadece oda tutmak yeterli. Kahvaltıyı başka bir yerde akşam yemeğini başka bir yerde yiyebilirsiniz. Fiyat farkını daha sade bir oda tutarak kapatabilirsiniz. Ege ve lezzet kelimeleri yan yana geldiğinde ilk akla gelen lezzetli otlar ve zeytinyağlılar. Şevket-i bostan, deniz börülcesi, turp, kuşkonmaz en öne çıkanları olsa da Ege mutfağında daha birçok lezzetli ve sağlıklı alternatif var. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezi ise İzmir tulumu. Bu bölgenin bir diğer özelliği diğer bölgelere kıyasla daha sağlıklı seçeneklere sahip olması. Yani Ege mutfağı sağlıklı ve uzun bir hayatın da formülü aynı zamanda. Başta İzmir ve Bodrum, Marmaris gibi tatil beldeleri olmak üzere ister küçük lokantalarda isterseniz de restoranlarda her zaman taze ve lezzetli seçenekler bulabiliyorsunuz. Özellikle yaz aylarında çeşitlenen bu lezzetlere doğru yol alırken İzmir ve çevresinde kalabileceğiniz uygun otellerin de bulunduğunu hatırlatalım.


Tarih Meraklıları

Doğa tutkunları ve deniz sevdalıları kadar tatilde kültürel geziler yapmak isteyenler de çok. O halde tarihi eserlere yakın yerlerde konaklama yapmayı tercih edin. Örneğin Kuşadısı, Efes Antik Kenti, Meryem Ana Evi ve Şirince gibi yerlere yakın oteller konaklayabilirsiniz. Kapadokya turu da size iyi gelecektir. Mardin, Antakya gibi şehirleri de önerebilirim. Hem deniz hem de tarih gezilerini bir arada görmek isteyenler için de Likya Turu çok yerinde bir tercih olacaktır.

Eşinizle uzun bir süredir mutlu bir ilişki yaşıyordunuz ama son zamanlarda ilişkinizde yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünüyorsunuz.

Belki de hayatta inanmak isteyeceğiniz son şey ama eşinizin sizi aldattığından şüpheleniyorsunuz. Peki, eşinizi yalan makinesine bağlamadan ya da özel bir dedektif tutmadan onun sizi aldatıp aldatmadığından nasıl emin olabilirsiniz?

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, bir erkeğin karısını aldattığını gösteren bariz işaretler olduğunu söylüyor. Psikolog Başkak, birçok kadının göz ardı ettiği 12 aldatılma işaretini yazdı.

1. Gömleğinin yakasında ve giysilerinde ruj lekeleri, vücudunda cinsel birliktelik esnasında oluştuğunu düşündüğünüz bazı izler, saçında ya da giysilerinde başka bir kadının kokusu… Sabah başka iç çamaşırıyla gidip akşam başka iç çamaşırıyla dönenler. Özellikle de bütün bunlar bir kereden fazla oluyorsa…

2. Dış görünüşüne kafayı takmış durumda mı? Belki daha iyi giyiniyor, belki birdenbire traş sonrası aşırı miktarda kolonya kullanıyor, belki aniden spor salonu aşkı depreşiyor ve ağırlık kaldırmaya başlıyor, aniden kullandığı parfüm değişiyor, kıyafet tarzı başkalaşıyorsa… Hiç adeti olmadığı zamanlarda eve gelip duş almaya başlaması ya da yatağa girmeden önce duş alması da başka bir ipucu. Bunu suçluluk duygusuyla yapıyor olabileceği gibi durum fark edilmesin, diğer kadının kokusu üstünden gitsin diye de yapıyor olabilir. Ayrıca diğer kadına ait herhangi bir izin kalmaması için de arabasını daha sık temizliyor olabilir.

3. Birdenbire eşinizin çalıştığı saatler artıyor, hatta bazen iş gereği seyahat etmek durumunda kalıyor ve bazen birkaç gün bazen de daha uzun süre geceleri sizden ayrı mı geçiriyor? Özellikle bu durum diğer durumlarla beraber meydana geldiğinde, eşinizin geceleri bir başkasıyla geçirdiğinin açık delilleri oluyor bunlar. Ayrıca eşinizin sizin bilginiz dışında günlük masraflarında ciddi bir artış oluyorsa (yeme içme, otel masrafları gibi)…

4. İş yerindeki bir arkadaşına karşı birdenbire ilgisi artıyor, bu bekar bir kadın arkadaşı olabileceği gibi sizin kendi arkadaşlarınızdan biri bile olabilir. Önceden hiç olmadığı şekilde sürekli ondan bahsediyor ve ona hep yardımcı olmak istiyor. Hatta bu kadına çok fazla yardımcı oluyor. Bu durumda siz kendinizi adeta ezilmiş hissediyorsunuz.

5. Yanınızda ama sizinle değil. Her ne kadar fiziki olarak yanınızda olsa da, eşiniz kendi dünyasında yaşıyor ve aslında gerçekten sizinle beraber değilse…

6. Sizi artık gözü görmüyor. Belki kafanızın üzerine şapka niyetine bir çanta geçirseniz dahi eşiniz bunu bile fark etmeyecek durumdaysa… Gerçek manada sizin yanınızda olmak için ciddi çaba harcasa da, sizi gerçekten fark edemiyorsa…

7. Eşiniz sizi kıskanç ya da deli, paranoyak, aşırı kuşkucu vs olmakla suçluyor. Karşı saldırıya geçmek partnerlerine ihanet edenlerin en sık kullandığı silahtır. Sizi kendinizden şüphelenmeye sevk edecek belli bazı taktikleri vardır. Gerçekten genel olarak kıskanç biri değilseniz, o zaman iç sesinize güvenin.

8. Eşiniz size sms mesajlarını ve mail hesaplarını gösteriyor. Aldatma konusunda uzmanlaşmış bir erkek mutlaka diğer kadın ya da kadınlarla görüşmek için sizin hiç görmediğiniz ayrı bir cep telefonu kullanacaktır. Bu durum e-mail hesapları için de geçerli. Sosyal medya mesajlarına gelince de, ahmak değilse ya da özellikle sizin durumu fark etmeniz için uğraşmıyorsa, eşiniz tabi ki sosyal medya hesaplarında sizi aldattığını ele verecek herhangi bir ipucu ya da kanıt paylaşmayacaktır.

9. Birdenbire ortaya çıkan aşırı kibarlık. TV'de ne isterseniz onu seyretmenize izin veriyor, size hediyeler alıyor ve en çok beğendiğiniz restauranta yemeğe götürmek istiyor. Daha once sorun çıkardığı halde, sizi kendinize göre programlar yapmaya teşvik edip, arkadaşlarınızla buluşmalarınızı gezmenizi desteklemeye başlamışsa… Bu durum iki sebepten olabilir. Eşlerini aldatan erkeklerden bazıları diğer ilişkilerinden dolayı genel olarak hayatlarında daha mutlu olmaya başlarlar, bazıları da aldattığı için suçluluk duyar ve bu tür jestlerle bir nevi yaptığını telafi etmek ister.

10. Belki de durum tam tersi ve eşiniz sürekli sizde kusur buluyor veya onu aldattığınızı düşünüyor. Bir ilişki cazibesini kaybettiği zaman, eşlerin birbirine çabuk sinirlenmesi çok kolaydır. Aldatan taraf bazen aldattığıyla kalmaz ve şöyle düşünür; "ben onu fark ettirmeden aldatabiliyorsam, o da belki aynı şekilde beni aldatıyordur."

11. İş arkadaşlarından, arkadaşlardan ve aile üyelerinden gelen uyarılar ve imalar da önemli… Muhtemelen bu insanlar sizin iyiliğinizi istiyor ve sizin bilmediğiniz bir şeyleri biliyorlar.

12. İç sesiniz eşinizin sizi aldattığını adeta haykırıyor. Belki iç sesinizin söylediğini temellendirecek bir delil bulamıyorsunuz ama bu iç sesinizin söylediği şeyin her zaman gerçek olmadığı anlamına gelmez. Yaptığı sadece belki de bin tane küçük ipucundan yola çıkarak size gerçeği söylemek.
Bütün bu maddelerden sadece bir ya da ikisi tek başına bir şey ifade etmeyebilir elbette. Fakat maddelerden en az yarısını gözlemliyorsanız aldatmanın ciddi işaretlerini de elde etmişsiniz demektir.

Koşmayı anlamsız bulan kişiler, genelde koşuculara “Neden koşuyorsun?” diye sorar. Peki koşucuların kendilerine sorulmasından en çok rahatsız olduğu sorular neler? 

Koşuculara asla sorulmaması gereken 10 sorunun cevabını biz veriyoruz.

Koştuğuna göre istediğin her şeyi yiyebiliyor musun?
Egzersiz yapmayanlar, egzersiz yapanların her istediğini yediğini düşünür. İşin doğrusu pasta, kurabiye, çikolata ve patates kızartmasıyla dolu bir mideyle koşamazsınız. Bu nedenle, yemek yedikten sonra koşmaya başlamak için epey beklemek lazım. Koşmaya başladığınızda, yemeklerin vücudunuzu nasıl etkilediğini fark etmeye başlarsınız. Bir gün boyunca yağlı yemekler yerseniz bir sonraki gün koşunuz sıkıcı hale gelir, bırakmak istersiniz. Çok fazla tatlı yerseniz, motive olmanız zorlaşır.

Hızlı mı koşuyorsun yavaş mı?
Her gün aynı tempoda koşmak mümkün değil. Her türlü hava koşulunda koşusunu ihmal etmeyenler bile her gün hızlı koşular yapamaz. Koşmayı özgürlük olarak gören ve dünya dertlerinden uzaklaşarak kendini daha iyi hissetmek isteyen koşucular için hızdan çok her gün çıkıp koşmak önem taşır. Bir önceki gün 90 dakika koşan sporcu bugün daha yavaş koşabilir. Vücudun da arada bir mola vermesi gerekir. Koşmak ne de olsa uzun vadeli bir iş.

Koşmak diz sağlığı için kötü değil mi?
Hiçbir şey yapmadan oturmak kadar kötü değil. Hatta bazı araştırmalar, dizlerin üzerlerine binen yükle mücadele etmek zorunda kaldıklarında daha iyi geliştiklerini söylüyor. Yani koşmak dizleriniz için kötü haber değil.

Koşarken sıkılmıyor musun?
Koşarken sıkılmamak için iki çözüm var. Birincisi güzel manzaralı koşu parkurları belirleyip, etrafı izleyerek koşunuzu tamamlamak. İkincisinde akıllı telefonlar yardıma yetişiyor. Telefonunuza bilmediğiniz şeyleri öğrenmenizi sağlayacak podcast’ler ya da sesli kitaplar yükleyerek bir yandan koşarken bir yandan yeni şeyler öğrenebilirsiniz. Ya da en kısa yoldan müzik dinleyebilir, radyo programlarını takip edebilirsiniz. Müzik, kendini zorlamak isteyen sporcular için en iyi motivasyonu sunar. Bu yüzden spor salonlarında devamlı yüksek tempolu müzikler çalıyor. Arada kulaklarınızı dinlendirmek isterseniz sesi kısıp düşüncelerinize odaklanabilirsiniz. Koşarken hayatınızdaki sorunlara nasıl çözüm bulduğunuza, neleri planlayabildiğinize şaşacaksınız.

Yorgun değil misin? Koşmak yerine evde yatsana?
En son ne zaman açık havada yürüyüş yaptınız? Denizi ya da güneşin batışını seyrettiniz? Hiç orman yolunda ağaçların arasında koşu yaptınız mı? Evde yatmaya devam ederseniz bu güzellikleri hiç görmemeye devam edersiniz. Koşmak şehrin ve doğanın güzelliklerini keşfetmek için de büyük bir fırsat sunar.

Bu havada koşacak mısın?
Yağmurda bile koşmanın ayrı bir keyfi vardır. Yağmur terinizi akıtır, kendinizi iyi bir maceraperest gibi hissetmenizi sağlar. İnsanlar büyük bir hevesle çöllerde ya da kutuplarda yapılan büyük ultramaraton koşularına boşuna gitmiyor. Güneş varsa güneş kreminizi sürün, suyunuzu yanınıza alın. Hava çok rüzgarlıysa sırtınızı ve göğsünüzü koruyun. Hava sıcaklığı sıfırın altına iniyorsa giyiminizi sıkı tutun yeter.

Ayakların acımıyor mu?
İyi bir çift koşu ayakkabısı ayak problemi yaşatmaz. Uzun koşudan sonra ayaklarınız ağrıyacak ama mağaza mağaza dolaştığınız zamankinden daha çok ağrımayacak. Vücudunuz mola vermenizi söyleyene kadar koşmaya gayret edin.

Koşunun bir kısmında yürüsek olmaz mı?
Vücudunuzu harekete geçirin. İster koşu, ister yürüme. Yorulduğunuz anlarda tempoyu düşürebilir, rekabetçi hissettiğiniz anlarda hızınızı artırabilirsiniz. Hatta koşu içinde hız değiştirmek kalbi daha iyi çalıştırır. Dayanıklılığınızı yükseltir ve koşuyu daha keyifli kılar.

Koşmak kadın sağlığına zararlı değil mi?
Hâlâ bu inanışa sahip insanlar var. 70’lere kadar uzun mesafe koşularının kadınlarda rahim yaralanmalarına neden olduğu düşünülüyordu. Bu tamamen hurafe. Koşmak, bir kadının vücut sağlığı için en faydalı egzersizlerden biri.

Ve son bir bonus soru:

Koşmak için nedenin ne?
Soruya soruyla yanıt vermek için ideal soru bu. Siz “Neden koşmuyorsunuz?” Koşmak isteyen bir kişinin gerekçeye ihtiyacı yoktur. Fakat birçok sivil toplum kuruluşu yararına koşarak bağış toplayabilirsiniz. Wings for Life World Run, omurilik araştırmalarına yardım toplamak amacıyla tüm dünyada aynı anda koşuluyor. 3 Mayıs 2015’te startı verilecek koşuya katılanlar altı kıtada ve 35’ten fazla lokasyonda Türkiye saatiyle 14.00’da Wings for Life World Run’a başlayacak. Yarışın Türkiye ayağı 2014’te olduğu gibi yine Alanya’da koşulacak. Siz de koşamayanlar için koşarak omurilik felçlilerine umut olabilirsiniz.

Fransız Lape Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Meltem İlter, toplumsal ortamlarda kişinin başkaları tarafından alay edileceği ve yargılanacağı düşünceleri eşliğinde yoğun kaygı yaşamasına neden olan sosyal fobinin neden olduğu sonuçları ve bu soruna dair çözüm önerilerini açıkladı.

Sosyal fobinin, toplumsal ortamlarda kişinin mahcup ya da rezil olacağı, başkaları tarafından alay edileceği ve yargılanacağı düşünceleri eşliğinde yoğun kaygı yaşaması durumu olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Meltem İlter, sosyal fobi: “Utangaçlıktan daha aşırı bir durumdur ve neden olduğu sonuçlar bakımından tahmin edilenden daha ciddi bir bozukluktur.” dedi.

Dr. Meltem İlter’e göre sosyal fobi, tekrarlayıcı, sosyal ve mesleki anlamda performans kaybına yol açıyor ve bu sebeple kişilerin yaşam kalitelerini azaltıyor. Bu durumu bir hastalık ve rahatsızlık olarak niteleyen İlter, durumun beraberinde alkol madde kullanımını ve depresyonu getirdiğini ifade ediyor.

İlter’e göre, sosyal fobik kişiler başkalarıyla etkileşimde bulunmalarını gerektiren durumlardan ya da bir eylemi başkalarının yanında yapmaktan korkar ve kaçınırlar. Korktuğu durumla karşılaşması gerektiğinde ya da aniden böyle bir durum ortaya çıktığında yoğun kaygı yaşarlar ve çeşitli bedensel belirtiler; çoğunlukla terleme, titreme, yüz kızarması, ağız kuruluğu, çarpıntı şeklinde belirtiler ortaya çıkarırlar. Ve yaklaşmakta olan toplumsal bir olaydan, örneğin katılım gerektiren gereken bir toplantıdan haftalar önce kaygılanmaya başlayabilirler.

Sosyal fobide görülen tipik korkuların; topluluk önünde konuşmak, yabancı kişilerle tanışmak-karşılaşmak, toplum içinde yemek yemek, küçük grup etkinliklerinde yer almak, partilere gitmek, başkaları tarafından izlenirken yazı yazmak ya da çalışmak, topluluk önünde müzik aleti çalmak gibi performans gerektiren durumlarda bulunmak, otorite ile karşılaşmak, yetkili birisi ile konuşmak şeklinde sıralandığının altını çizen İlter, sosyal fobiye eşlik eden özelliklerden bazılarının da eleştirilmeye, reddedilmeye karşı aşırı duyarlılık, haklarını savunamama, benlik saygısında düşüklük gibi kişilik özellikleriyle bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

İlter, çalışmalarda sosyal fobinin kadınlarda daha sık görüldüğü gözlemlense de kliniğe başvuranların daha çok erkekler olduğu ifade ederek, Türkiye gibi toplumlarda halen erkeklerin daha aktif iş hayatı ve daha rekabetçi ortamlarda bulunmalarının tedavi başvurularını arttırdığının düşünüldüğünü belirtiyor.

Sosyal fobinin altında biyolojik ve çevresel birden fazla sebep yattığını; ailenin çocuk yetiştirme tarzı, ebeveyn-çocuk ilişkisi, aile içinde sosyal ortamlara katılımın azlığı, duygusal olarak reddedici ve aşırı korumacı anne-baba, çocuklukta yaşanan olumsuz, travmatik sosyal olaylar sosyal fobi gelişmesini etkileyen faktörler olduğunu belirten İlter, iş ve özel hayata dair önerilerini şu şekilde sıralıyor.

1. Sosyal fobi ile ilgili şikayetler fark edildiğinde tedavi için başvurulmalıdır. Çünkü sosyal fobi, doğru tedaviyle tamamen iyileştirilebilir bir rahatsızlıktır. En etkili tedavi bilişsel-davranışçı terapilerdir. Gerektiğinde ilaç tedavisi de eklenebilir.

2. Kişinin rahatsızlığıyla ilgili bilgi alması ve araştırması hem duygularını anlamasına hem de sorunlarıyla baş etmesine yardımcı olacaktır.

3. Kişinin işyerinde kaygı uyandıran durumları belirlemesi ve yaşadığı kaygıyı tanıması önemlidir. Kişiler bu düşünceleri tanımakla onları değiştirmeye yönelik önemli bir adım atmış olurlar.

4. Sosyal ortamlardan kaçınma, sorunun sürmesine ve yoğunlaşmasına yol açacağından, kişi en kolay yapabileceklerinden başlayarak, işyeri ve iş dışında sosyal ortamlara girmeye çalışmalıdır.

5. Kişi, ruhsal ve fiziksel stresle baş etmek için fiziksel aktivitelerde bulunmalı ve spor yapmalıdır. Nefes egzersizleri, gevşeme teknikleri, yoga gibi anksiyete azaltıcı yöntemleri öğrenmek ve uygulamak sürece yardımcı olabilir.

6. Çay, kahve ya da kolalı içecekler gibi uyarıcı maddelerin aşırı tüketiminden kaçınılmalıdır.

7. Alkollü içeceklerden ya da kontrolsüz sakinleştirici tarzda ilaç kullanımından uzak durulmalıdır. Kaygıyı yatıştırmak için alkol almak veya kontrolsüz ilaç kullanmak bağımlılığa yol açabilir.

Antivirüs yazılım kuruluşu ESET tarafından İngiltere'de sosyal medya kullanıcıları arasında gerçekleştirilen araştırmaya göre katılımcıların %68'inin dijital ortamdaki kişisel bilgilerini korumak için adımlar attığı, %53'ünün ise düzenli olarak sosyal medya hesaplarındaki gizlilik ayarlarını kontrol ettiği ortaya çıktı.

Sosyal medya kullanıcılarının gizlilik konusundaki yaklaşımlarını irdeleyen araştırmanın verilerini değerlendiren ESET Güvenlik Uzmanı Mark James, sosyal medya kullanıcılarının nihayet online tehditlerin farkına varmaya ve özellikle gizli bilgilerini ele geçirmeye çalışan saldırganlar olduğu gerçeğini görmeye başladıklarını dile getirdi.

Gizlilik artık popülerlikten önemli
İngiltere'de 1000 sosyal medya kullanıcısının katılımıyla yapılan çalışmada katılımcıların yüzde 68'inin umut verici şekilde online gizliliklerini ya da başka ifadeyle dijital ortamdaki kişisel verilerini korumak için adımlar attığı, yüzde 75'lik kesimin sosyal medyada gizliliğin popülerlikten daha önemli olduğunu düşündüğü ve yüzde 53'ünün de düzenli olarak gizlilik ayarlarını kontrol ettiği ortaya çıktı. Araştırma, son yıllarda meydana gelen büyük bilgi sızıntılarının da etkisiyle siber güvenlik ve gizlilik önlemleri alma konusundaki farkındalığın arttığını ortaya koyuyor.

Tanımadıklarını takip etmiyorlar
Çalışmada yer alan diğer sonuçlarda katılımcıların yüzde 72'sinin sosyal medyada tanımadıkları kimseleri takip etmedikleri, yüzde 57'sinin yükledikleri paylaşım ve fotoğrafların tanımadıkları kimseler tarafından görülmesini istemedikleri ve yüzde 68'inin ise Facebook veya Twitter üzerinden konum bilgisi paylaşmayı bir risk olarak değerlendirdiği ifade ediliyor.

Aynı parola ya da şifre kullanma oranı düşüyor
Araştırmada ortaya çıkan diğer olumlu verilere göre kullanıcıların yüzde 62'si artık birden fazla hesapta aynı şifreyi kullanmıyor, yüzde 81'i şifrelerinde doğumgünü, yıldönümü gibi özel hayat bilgilerine yer vermiyor ve yüzde 69'u da telefonla alışveriş yaparken kredi kartı bilgilerini paylaşmıyor.

Kadınlar daha dikkatli
Çalışma, kadınların birçok alanda erkeklere göre daha bilinçli güvenlik önlemleri aldığını da belirledi. Örneğin erkeklerin yüzde 36'sı online gizliliklerini korumak adına hiçbir önlem almamışken, kadınlarda bu oran yüzde 29 seviyesinde. Erkeklerin yüzde 10'u sosyal medya hesaplarındaki gizlilik seçeneklerini hiç görüntülememişken, kadınlarda bu oran %5 olarak görülüyor. Ayrıca erkeklerin yüzde 39'u konum bilgisi paylaşmanın bir güvenlik riski oluşturmayacağını düşünürken, kadınların yalnızca yüzde 26'sı benzer şekilde düşünüyor.

Bilgi, 21.yüzyılın para birimidir
ESET İngilitere'den Güvenlik Uzmanı Mark James, yaptığı açıklamada: "Bilgi, 21. yüzyılın para birimi haline gelmiş durumda ve siber saldırganlar buna erişmek için sürekli yeni yöntemler keşfediyorlar. Buna rağmen, tüketiciler gizlilikleri konusunda daha bilinçli hale geldikçe saldırganların işi zorlaşıyor ve bence bu oldukça iyi bir gelişme" dedi.

Online gizliliğinizi koruyun
"Buna rağmen hala konunun ciddiyetini tam olarak kavrayamayarak risk alan pek çok kullanıcı da bulunuyor" diyen James, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu kişilere tavsiyem, çok geç olmadan bir an önce online gizliliklerini korumaya başlamalarıdır. Tüm hesaplarınız için farklı şifreler kullandığınızdan emin olmak ve sosyal medya hesaplarınızdaki gizlilik seçeneklerinizi güncelleyerek paylaşımlarınızın ve resimlerinizin herkes tarafından görülmesini önlemek gibi basit adımlarla işe başlayabilirsiniz. Aynı zamanda, çevrimiçi aramalar yaparak hangi kişisel bilgilerin herkes tarafından görülebildiğini de tespit edebilirsiniz. Eğer endişe verici bir bulguya rastlarsanız o bilgiyi hemen silmelisiniz. Buna ek olarak, tüm kullanıcıların iyi bir internet güvenlik çözümü kullanarak online tehditlere karşı öncü bir güvenlik katmanı oluşturmalarını tavsiye ediyoruz."

Not: Bu araştırma One Poll tarafından Ekim 2016'da, İngiltere'de bulunan 1000 sosyal medya kullanıcısı üzerinde gerçekleştirilmiştir.

Uzmanlara göre, günümüzde yapılan evliliklerin yüzde 40 ila yüzde 50’si boşanma ile sonuçlanıyor. Peki, evliliği sağlıklı bir şekilde devam ettirmek için hangi noktalara dikkat etmek gerekiyor? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, konu hakkında yapılan araştırmaları analiz ederek mutlu evliliğin sırlarını anlattı.

ABD’deki Clark Üniversitesi’nde yürütülen ve 18 - 29 yaş arası erken yetişkinlik dönemindeki 1000 kişinin katıldığı çalışmanın sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 86’sı evliliklerinin ömür boyu sürmesini bekliyor. Fakat istatistikler, bu iyimser gençlerin tam tersini söylüyor.

Amerika Birleşik Devletleri Sağlık İstatistikleri Ulusal Merkezi (NCHS) verileri, günümüzde bir çiftin 20. evlilik yıldönümlerini kutlama olasılığının, bozuk paranın yazı veya tura gelme olasılığından daha yüksek olmadığını gösteriyor.

Buna göre, kadınların yüzde 52’si, erkeklerin ise yüzde 56’sı 20. evlilik yıldönümünü kutlayabiliyor. Uzmanlara göre, günümüzde yapılan evliliklerin yüzde 40 ila yüzde 50’si boşanma ile sonuçlanıyor.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, “Psikologlar uzun yıllardır, mutlu evlilikleri mutsuz evliliklerden ayıran; iyi ve mutlu bir ilişkinin sürekliliğini sağlayan noktaları araştırıyor” diyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2013 yılında 600 bin 138 çift evlenirken; aynı yıl 125 bin 305 çiftin de boşandığını belirten Zat, başarılı evliliğin temelinde ‘sadelik’ yattığının altını çiziyor.

Zeynep Zat, “Uzun yıllardır evliliğin sürekliliğini sağlayan unsurlar tartışılıyor. Çözüm ise sade ve basit davranışlardan geçiyor. Michigan ve Oakland Üniversiteleri’nde ders veren Terri Orbuch, 264 evli çift ile Evliliğin İlk Yılları Projesi adı altında bir araştırma yürüttü. Bu araştırmanın sonuçlarına göre, mutlu çiftlerin dörtte üçü, eşlerini ‘Benimle ilgilenir, beni sever, bana kendimi önemli hissettirir’ şeklinde tanımlıyor. Mutsuz hisseden çiftlerin ise yarısından daha azı bu hissi yaşıyor” diyor.

Erkekler olumlu ifadelere daha fazla ihtiyaç duyuyor…
Karşımızdaki kişiyi önemsediğimizi, sevdiğimizi ve onun önemli olduğunu hissettirmek için yapılması gerekenlerin olabildiğince yalın hareketlerden ibaret olduğunu anlatan Zat, “Güzel kelimeler, yorucu bir günün ardından dinlenmek ve keyifli geçirilen birkaç saat… Bunlar, çiftlerin mutlu bir ilişki sürmesini sağlayan ve boşanmayı önleyen önemli anlar olarak görülüyor. Orbuch’un analizlerine göre, erkekler bu olumlu ifadelere kadınlardan daha fazla ihtiyaç duyuyor. Eşleri tarafından olumlu karşılanmadığını düşünen erkeklerin boşanma oranının, diğerlerine kıyasla iki kat daha yüksek olması da bu analizi doğruluyor” diyor.

Evlilikte başarının iletişimden geçtiğini ancak üslubun çok önemli olduğunu farklı araştırmalardan verdiği örneklerle anlatan Zat, “Gottman Enstitüsü ve Washington Üniversitesi (Love Lab) Aşk Laboratuvarı kurucusu Gottman’a göre evliliklerde yaşanan sorunların yüzde 69’u asla çözümlenemiyor. Ancak araştırma sonuçları, asıl önemli olan hususun sorunların çözülmesinden ziyade, partnerler tarafından o sorunların nasıl ele alındığının önemli olduğunu gösteriyor. Yakın zamanda, UCLA Üniversitesi’nden Justin Lavner bir çiftin kavga etme şeklinin evliliği nasıl etkilediğini inceledi. Lavner, 10 yıl boyunca 136 çift ile yürüttüğü çalışmada, 10 yılın sonunda boşanan veya birlikteliğini sürdüren çiftler arasındaki en temel farkın, bu çiftlerin evliliklerinin ilk yılı boyunca yaşadıkları sorunları ele alış şekilleri olduğunu gördü. Lavner araştırma sonunda, evliliklerinin ilk yılında zor konulara öfke ve karamsarlıkla yaklaşan çiftlerin, 10 yıl sonra boşanma olasılıklarının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Buna göre çiftlerin iletişim şekillerinin bir ilişkiyi; ait hissetme, kişilik özellikleri ve stresten daha çok yıprattığı ortaya çıktı” dedi.

Eşlerin iyi gün dostu olması önemli…
Söz konusu araştırmalara göre çiftlerin, günlük hayata dair görev listesi oluşturmak veya iş bölümü yapmak gibi konulardan bahsediyor olması da mutlu hissetmeleri için yeterli olmuyor. “En mutlu çiftler umutlarını, hayallerini ve korkularını birbirleriyle paylaşan çiftlerdir” diyen Zat, “Terapilerdeki deneyimlerimize göre mutlu çiftler birbirlerini daha iyi tanımak için zaman ayırıyor.

Yapılan araştırmalar iyi günlerde verilen desteğin, kötü günlerde verilen destekten çok daha anlamlı olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, işyerinde terfi aldıktan sonra partneri tarafından desteklendiğini hissedenler hem kendileri hem de ilişkileri ile ilgili daha olumlu davranışlar sergiliyor” diyor.
Ülkemizde işe gidenlerin %19'u sinirli, %15'i endişeli % 66'sı sabahları sakin uyanıyor. İşe toplu taşama araçlarıyla gidenlerin sadece %23'ü yolda bir şeyler okuyor.

Uluslararası işe alım ve danışmanlık firması PageGroup Türkiye'de çalışanların işe gidiş-geliş yol haritasını çıkardı. "Ulaşım Anketi" ile ev-iş arası ulaşımda yaşananları araştırdı. Araştırma Türkiye ile birlikte başta Almanya, İsviçre, Fransa, Hollanda, Portekiz olmak üzere Avrupa genelinde 11 ülkede 12.500 kişi ile gerçekleştirildi.

Avusturya güne erken başlıyor, Portekiz uyku seviyor
Araştırmaya göre çalışma gününe 6:30'dan evvel en erken başlayan ülke %58,8 ile Avusturya, güne en geç başlayan %14,8 ile Portekiz. Türkiye ise çalışanların sadece %38,5'lik bir oranı 6:30'dan erken kalkıyor. Güne en sakin uyananlar %83,9 ile Hollandalılar, Fransa ve Türkiye'de güne gergin uyananların oranı diğer ülkelere kıyasla daha fazla.

İşe ulaşırken en çok toplu taşama aracı kullanan 
%54,2 ile İsviçre olurken, özel araçla işe giden ülkelerin başında %79,7 ile Portekiz geliyor. Türkiye'de özel araçla işe gidenlerin oranı %64,2'yi bulurken, toplu taşıma aracı kullananların oranı ise sadece % 22,9 civarında seyrediyor. Ülkemizde toplu taşıma araçlarında uzun saatler geçirenlerin sadece %22'si yolda bir şeyler okuyor. Öte yandan bu yolculuk sırasında en çok işle ilgili epostalarına bakanların başında Türkiye geliyor. Fransa'da ise büyük çoğunluk işe ulaşırken işle ilgili bir şeylerle meşgul olmamayı tercih ediyor.

Evden uzakta çalışıyoruz
İşyerinin eve uzaklığı 45 dakikadan fazla olan çalışanların en çok olduğu ülkelerin başında % 52 ile Türkiye geliyor. Bu oran Portekiz'de %25 iken Almanya'da %42,8 ve Fransa'da %47'lerde kalıyor. Türkiye'de sabah trafiğine hiç takılmadan işe sadece 15 dakikada varabilen %6'lık bir grup da bulunuyor.

Türkiye 8:30 da işbaşı yapıyor
Türkiye'de çalışanların %62 si mesaiye 8:30 da başlarken sadece %1'lik bir bölümü saat 10'dan sonra işbaşı yapıyor. İşe 8:30 dan erken başlayan çalışanların en fazla olduğu ülke %66,8 ile Hollanda, Türkiye'de bu oran %61,6 iken Portekiz'de sadece %28,4 olduğu dikkat çekiyor.

Evden işe, işten eve gidiyoruz.
Türkiye'de çalışanların %82 si işten çıktıktan sonra doğruca evin yolunu tutuyor, çalışanların %45'inin evden önce uğradığı yer market. Katılımcıların sadece %34'ü iş çıkışında sosyal hayatına vakit ayırdığını belirtiyor.

İş odaklı uyanıyoruz
Araştırma gösteriyor ki Türkiye'de çalışanların sadece %15'i sabah uyanma saatini spor ve benzeri kişisel vakit gerektiren aktivitelere göre düzenliyor. Çalışanların %73'ü uyandıktan sonra başka aktivite yapmaksızın doğruca işe gidiyor.

Gençler toplu taşımadan yana.
Çalışanların %65'i toplu taşımayı kolaylığı, %45'i de ucuzluğu nedeniyle tercih ediyor. Toplu taşıma kullananların %73'ünü, 25-34 yaş grubu oluşturuyor ve işe gidenlerin sadece %22'si kitap okuyor. Öte yandan metro, otobüs, vapur gibi araçların kalabalık olmasından %81'i şikayetçi, %59'luk bir grup da toplu taşıma araçlarında koku ve benzeri kirlilikleri sorun ediyor. %41'i ise toplu taşıma araçlarını çok gürültülü buluyor.

Özel araç tercih edenlerin neredeyse tamamı yalnız seyahat ediyor.
Özel araçların sağladığı özgürlükten vazgeçemeyen çalışanların %40'ı kimseye bağımlı olmak istemiyor. %19'luk bir kesim ise toplu taşıma kullanmaktan nefret ettiğini belirtiyor. Sabahları trafiğe özel aracıyla çıkanların %86'sı yalnız seyahat ediyor. Ankete katılan grubun %46'sı özel araçları bir stres kaynağı olarak görüyor. Araştırmaya göre bu stresin başlıca kaynakları trafik ve diğer sürücülerin trafikte sergilediği davranışlar.

İşe geç kalma mazereti trafik
Ankete katılan dakik çalışanların %46'sı işe asla geç kalmadığını belirtiyor. %7'lik bir azınlık zaman konusunda sıkıntı yaşıyor ve sık sık işe geç kaldığını itiraf ediyor. Kadınlar işe geç kalmaya daha meyilli görünüyor. Ofise vaktinde varamayanların %61'i kadınlardan oluşuyor. Geç kalanların %71'i gecikmelerine sebep olarak trafiği gösteriyor. 25-34 yaş arasındaki çalışanların %42'si erken uyanamadığı için geç kalıyor.

Havaların soğumasıyla beraber açık havada daha az zaman geçiriyoruz. Oysa açık havada yürüyüş yapma, koşu ve bisiklet binme gibi egzersizler bağışıklık sistemini güçlendiriyor, özellikle mevsimsel depresyonu engelliyor, sağlıklı ve formda kalmayı sağlıyor. Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, soğuk havada doğru egzersiz yapmanın önemli püf noktalarını paylaştı.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yıldız Erdoğanoğlu, soğuk havalarda spor yaparken dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekerek önemli tavsiyelerde bulundu. Erdoğanoğlu, şöyle konuştu:

"Soğan gibi kat kat giyinin: Soğuk havalarda, ilk dikkat etmeniz gereken konu, vücut ısınızın fazlaca düşmesine engel olmaktır. Denilebilir ki; kötü hava yoktur, kötü yapılmış kıyafet seçimi vardır. Adeta bir soğan gibi ince ve kat kat giyinmek, teri emen ve hava almaya izin veren kumaşlardan yapılmış giysiler seçmek uygundur.

Şapka kullanın: Dizlerinizi, ellerinizi, baş, boyun ve omuz alanınızı soğuktan koruyun. Araştırmalar, vücut ısısının %30'luk büyük bir bölümünün baş kısmından kaybedildiğini göstermiştir. Dolayısıyla şapka, bere takma alışkanlığı edinmek akıllıca bir davranış olacaktır.

Ayakkabılarınızı kurutun: Yağmurlu havalarda egzersiz sonrası, ayakkabılarınızın bir sonraki egzersize kadar mutlaka kurumasını sağlayın. Tabanı ıslak ve nemli kalmış ayakkabılar kuru ayakkabılara kıyasla daha fazla darbe emer.

Isınmak için acele etmeyin: Egzersize yavaş yavaş başlayın. Çünkü vücudumuzun egzersiz için doğru çalışma sıcaklığına gelmesi kış aylarında daha fazla zaman alır.

Burundan nefes alın: Soğuk havanın, solunum yollarınızda tahrişe yol açmaması için burundan nefes alın. Böylelikle hava, ciğerlerinize ulaşıncaya kadar ısınmış olur.

Su tüketimini ihmal etmeyin: Sıvı tüketme ihtiyacı soğuk havalarda daha az olsa da yine de vücudunuzun susuz kalma olasılığı vardır. Egzersize başlamadan önce bir bardak su, egzersiz sonrası ise bir bardak sıcak içecek tüketin. Gün içerisinde ise 8-10 bardak su için.

Güneş ışığından yararlanın: Soğuk havalarda özellikle öğle ve öğleden sonra saatlerini tercih edin. Bu, hem kemikleriniz hem de bağışıklık sisteminiz için oldukça önemli olan D vitamini üretmek için daha fazla güneş ışığı depolayabilmenizi sağlar.

Kilo almayın: Beslenmenize dikkat ederek deri altı yağ dokunuzu artırmayın. Deri altı yağ dokusu fazla olan kişilerin soğuğa dayanıklılığı bir avantaj gibi gözükse de söz konusu egzersiz olduğunda tam tersi geçerlidir. Amacınız egzersiz esnasında hep sıcak kalmak ise formda olmanın fazla kilodan daha avantajlı olduğunu bilin.

Çok soğuk havada açık alanları tercih etmeyin: Soğuk havada ve açık alanda egzersiz yaparken vücudunuzun sesini mutlaka dinleyin ve kritik sınır olan eksi 10 derecenin altındaki hava koşullarında egzersiz yapmak için açık alanları tercih etmeyin.

Yorgun ve hastayken egzersiz yapmayın: Yorgun ve hasta hissediyorsanız, yüksek ateş ve enfeksiyon durumunda egzersizi sonlandırın. Kronik bir hastalığınız var ise soğuk havaların hastalığınız üzerindeki etkilerini mutlaka doktorunuza danışın.

Hotels.com'un yeni araştırmasına göre Avrupa genelinde her 5 spor tutkunundan 3'ü, deplasmana eşlerindense arkadaşlarıyla gitmek istiyor. Türkiye'de ise her 4 taraftardan 3'ü, bir final maçını izlemeyi sevdiği kişiyle tatile gitmeye tercih ediyor.

Konaklama uzmanı Hotels.com™'un yayınladığı yeni Sports Travel Scorecard raporuna göre Avrupalı sporseverler tuttukları takıma, eşlerine ya da sevgililerine olduğundan daha fazla tutkuyla bağlı! Avrupa genelinde her altı kişiden biri takımına daha sadık olduğunu belirtirken, Türkiye'de her beş taraftardan biri, bir karşılaşmayı izlemek üzere seyahat etmek için sevdiği kişiden ayrılabileceğini söylüyor. Başka bir deyişle spor tutkusu ve romantizm, pek de bağdaşmıyor!

MAÇ KEYFİ ROMANTİK TATİLE TERCİH EDİLİYOR

Avrupa ortalamasına bakıldığında, fanatik taraftarlarının yüzde 50'sinin büyük bir final karşılaşmasını izlemeyi tercih ettiği ve yalnızca yüzde 44'ün sevdiği kişiyle tatile çıkmayı istediği görülüyor.

EN ROMANTİK NORVEÇLİLER

Romantizme en uzak taraftarlar ise Ruslar. Rapora göre Rusların yüzde 72'si ilgilendikleri spor dalındaki bir final maçı izlemeyi seçerken, yalnızca yüzde 25'i sevdiği kişiyle birlikte romantik bir tatile çıkmak istiyor. Norveç ve Birleşik Krallık 'ta ise durum bunun tam aksi. Norveçli sporseverlerin yalnızca yüzde 30'u, Birleşik Krallık'takilerin yüzde 34'ü bir spor müsabakasını romantik bir tatile tercih ediyor.

ARKADAŞLAR EŞLERDEN ÖNCE GELİYOR

Spor tutkunlarının yüzde 56'sı müsabakaları arkadaşlarıyla izlemeyi tercih ederken, yalnızca yüzde 21 partnerleriyle birlikte olmak istiyor. İki oran arasındaki farkın en yüksek olduğu ülkelerse Finlandiya ve Danimarka. Bu ülkelerdeki taraftarlar, spor karşılaşmalarını arkadaşlarıyla izlemeyi, eşleriyle izlemekten beş kat daha fazla tercih ediyor.

TÜRKİYE'DEKİ ERKEKLERİN YALNIZCA YÜZDE 13'Ü…

Türkiye'deki kadınlar ise spor etkinliklerini sevdikleri kişiyle birlikte seyahat etmek için bir seçenek olarak görüyor. Rapora göre kadınların yüzde 44'ü, spor etkinliklerini izlemek için sevgilileri ile birlikte gezebileceklerini söylüyor. Buna karşın erkeklerin yalnızca yüzde 13'ü, spor etkinlikleri için eşleri ya da sevgilileriyle birlikte seyahat etmek istiyor.

"SPOR TUTKUSU İLİŞKİLERİ RİSKE SOKABİLİYOR"

Simon Matthews, Hotels.com EMEA bölgesi Halkla İlişkiler Müdürü araştırmanın sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: "Spor tutkusu pek çok kişinin hayatında önemli yer tutuyor ve bu kişileri sevdikleri takım ya da sporcuları izlemek için yıl boyu seyahat ediyor. Yine de araştırmanın sonuçları bizi şaşırttı. Spor sevgisiyle seyahat eden kişilerin ilişkilerini riske atmayı göze alması, bu kişilerdeki spor aşkının her şeyin üzerinde olduğunu gösteriyor. Böylesi tutkulu kişiler için belki de en doğrusu, spora kendileri kadar değer veren ve bu tutkularını paylaşan kişilerle birlikte olmak".

KadıköyŞifa Sağlık Grubu Ataşehir Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Merve İnce Büyükkucak ; Boşanmış ebeveynlerde baba için tatil, ilişkinin gelişebilmesi adına kıymetli bir dönem olarak değerlendirilebilecekken, kaygı ile yapılan aktivite ile dolu bir tatil planlanmasının doğru olmadığını belirtiyor.

Günümüzde artan boşanma oranları ile çevremizde daha fazla baba-çocuk çiftleri görmeye başladık. Özellikle hafta sonları ya da tatil beldelerinde geleneksel anne-baba-çocuk gruplarından ziyade bu ikililer daha çok göze çarpar oldu. Çocukla baş başa geçirilen bu kıymetli vakitler özel olmasının yanı sıra babalar için büyük zorlukları da barındırır. Çekirdek aile iken temel bakım meseleleri daha çok annede olduğu için, çocukları ile ilişkilerini geliştirmek adına çeşitli avantajlar sunan bu birliktelik şekli babalar için bir keyiften ziyade stres haline dönüşebiliyor.

Özellikle yaz tatili planlamalarında bu zorluk daha da göze çarpabiliyor. Velayetin büyük oranda annelere verildiğini düşünürsek, babalar bu zamana kadar daha kısıtlı vakitlerde çocuklarıyla baş başa kalırlar. Yaz tatili söz konusu olduğunda ister şehir içinde ister şehir veya yurt dışında olsun birliktelik daha uzun sürelerdedir.

Bu tatil ilişkinin gelişebilmesi adına olumlu bir dönem olarak değerlendirilebilecekken endişe ile yapılan en büyük hata tamamen aktivite ile dolu bir tatil planlanmasıdır. Eğlence parklarından animasyonlara, çeşitli hediyelerle maddi kaynakları seferber etmekten kuralların tümden kaldırıldığı sadece hazdan ibaret dönemler olabiliyor yaz tatilleri. Bunun en temel nedeni, ayrılık hangi eş tarafından ne şekilde gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, çocuklarından uzak kalan babaların birlikte yeterince vakit geçirememekten ötürü çocuklarına karşı suçlu hissetmeleri ve birlikte olunamayan vaktin sadece olumlu deneyimlerle telafi edilmeye çalışılması oluyor.

Velayet sahibi olmayan babaların bu anlamda hislerini, telaşlarını ve performans kaygılarını anlamak mümkün. Ancak farkında olmadıkları şey çocuklarının kendileriyle eğlenceli ve olumlu duygularla geçirilen anlara ihtiyaç duydukları kadar tıpkı anneleriyle ilişkilerinde olduğu gibi "mükemmel ebeveynlik" yerine "yeterince iyi ebeveynliğe", babalığa duydukları ihtiyaçtır. Yeterince iyi ebeveynlikten kastedilen çocuğun kısıtlı zamanda gerçekleşen birlikteliklerde dahi ihtiyaç duyduğu sınırlamalar, engellemeler ve hayal kırıklıklarının olumlu deneyimlerle birlikte çocuğa yaşatılabilmesidir. Bunun sağlanabildiği birlikteliklerin daha sağlıklı temellere dayanan ilişkiler olduğu, çocuğun iç düzenini sağlayamaya yardımcı olduğu ve babayla olmadığı zamanlara olan toleransını artırdığı söylenebilir.

Ev veya tatil fark etmez çocukların her zaman bir planlama ve çerçeveye ihtiyaçları vardır. Yaz dönemi elbette ki özellikle okula giden çocuklar açısından bir rahatlama dönemi olmakla birlikte halihazırda var olan kuralların (uyku saati, yemek saati, televizyon izleme ya da elektronik aletlerle vakit geçirme süresi vb) ufak esnemelerle de olsa yaz sonunda başlayacak yeni düzene uyum sağlamayı engellemeyecek ölçüde devam etmesi gereklidir. Kısa birliktelik anları, sadece keyfin ve eğlencenin ön plana çıktığı ve babayı "süper arkadaş" haline getiren zamanlar olmamalıdır. Zira çocukların yaz dönemi de olsa her daim ebeveynlerinin ebeveynler gibi davranmasına ihtiyaçları vardır.

Yaz tatilleri söz konusu olduğunda karşılaşılan başka bir sıkıntı ise; çocukla uzun süre baş başa kalmanın nasıl olabileceğini hayal edemeyen, bu konuda fazlaca deneyimi olmayan babaların tatillerini alışageldikleri yetişkin aktivitelerine çocuklarını dahil etmesi şeklinde planlanmaları olabiliyor. Baba ile çocuğun birbirlerini daha yakından tanımalarına, duygusal paylaşımlarda bulunmalarına engel olacak şekilde tüm vaktin Disneyland vb. yerlerde sadece aktiviteden oluşacak şekilde planlanması kadar bütün zamanı bir tatil köyüne gidip oyundan uzak bir şekilde güneşlenme, yemeğe çıkma vb yetişkin aktivitelerinde bulunarak geçirmek de çocuğa bir o kadar iyi gelmeyecektir. Çoğunlukla çocuksuz bir yaşama alışmaya başlarken elbette ki yaz tatili gibi çocukla yapılan özel bir planda babanın yetişkin ihtiyaçlarının ve planlarının bir miktar geri planda durması, hatta belki bir süreliğine askıya alınması ve çocuğun ihtiyaçlarının ön planda olması daha doğru olacaktır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise; çocuğun daha serbest olacağı yaz aylarında birlikte geçirilen süreyi ayarlamaktır. Yasal süreçlerle belirlenen sürelerin ötesinde, çocukların yaşına bağlı olarak uygun olan anneden uzak kalma süresi gelişimsel anlamda değişiklik gösterecektir. Ergenlikte bu konu çok daha sorunsuz olabilirken özellikle okul öncesi dönemde, temel bakım konusunda anne desteğine ve annenin varlığına daha çok ihtiyaç duyan küçük yaştaki çocuklar için bu daha hassas bir mevzudur.

Örneğin 3 yaş öncesinde çocukların velayete sahip olmayan babayla gece yatıya kalması çok önerdiğimiz bir durum değildir. Onun yerine hafta içerisinde yatıya kalmadan daha kısa süreli ancak sık birliktelikler 3 yaştan küçük çocuklar için çok daha uygundur. Çünkü bu çocuklar temel bağlanma figürleri olan annelerinden uzun süre ayrı kalmayı idrak edemeyeceklerdir.

3 yaşında babası ile iyi bir bağa sahip ve birlikte vakit geçirmeye alışkın çocuklar için ise 3 ila 4 günlük bir yaz tatili uygun olabilir. Ancak böyle bir alışmışlık durumu yoksa, 3 yaş çocuğu için bu sürenin 1 ila 2 günü geçmemesi daha doğru olacaktır.

Okul çağında ise daha uzun süreler söz konusu olabilir. Ancak elbette ki bu süreler boşanmış anne ve babaların aralarında bir çatışmanın olmadığı durumlar için geçerlidir. Zira çocuğu da bu çatışmanın zararlı etkilerinden korumak adına, çatışmanın var olduğu durumlarda süreleri daha kısa tutmak uygun olabilir.

Bunun yanı sıra, yaşından bağımsız olarak söz konusu çocuk her ne kadar babayla iyi vakit geçiriyor dahi olsa annesini özleyebilir ve onunda temas kurmaya ihtiyaç duyabilir. Eğer çocuk eve dönmek istediğini söylüyorsa bu sıkılmış olduğu ya da annesinden ayrı kalmakla ilgili zorlandığı anlamına gelebilir. Elbette ki çocuğun her iki ebeveyninden de uzak kalmayı istememesi ve böyle durumlarda uzakta olan ebeveynini özlemesi kadar doğal bir durum yoktur. Çocuklarıyla zaten kısıtlı vakit geçiren babalar için bu biraz kırıcı olabilir ancak çocuklar açısından bu istek çok doğaldır ve babalar tarafından alınganlık ve öfkeyle değil anlayışla karşılanmalı, yerine getirilmelidir.

Bekar babalar ve çocukları için yaz tatillerinin amacı her zaman için daha iyi bir bağ kurmak, var olan bağlarını daha da kuvvetlendirmek olmalıdır. Bu süreç aynı zamanda çocuğun anne-baba ayrılığını nasıl yaşadığına ve anlamlandırdığına şahit olmak ve yaşam boyu sürecek anılar oluşturmak adına büyük bir fırsattır. Eğer iyi bir planlama yapılamazsa o zaman çocuklarıyla uzun süreli vakit geçirmeyen babalar için yaz dönemi büyük bir stres kaynağı haline gelebilir. Bu doğrultuda çocuğun keyif aldığı aktivitelerden iyice haberdar olunmalıdır.

Çocuklar hızlı gelişen ve hızlı büyüyen varlıklar olduğundan, çok kısa zaman içerisinde babaları fark etmeden dahi ilgi alanları ve hoşlandıkları şeyler değişebilir. Bunları bilmek yapılacak yaz tatili programından alınacak keyfi artırmakla birlikte onların daha rahat ve konforlu hissetmelerine yardımcı olur. Bu bağlamda babalar keyif alınan aktivitelerin yanı sıra çocuklarıyla sıklıkla konuşmalı, sohbet etmeli, onların kaygılarını anlamaya çalışmalı ve bu birliktelikleri anlamalarına yardımcı olmalıdır.

Ve belki de en önemlisi, bu birlikteliğin heyecanına kapılıp sadece bir oyun arkadaşına dönüşmeden, yetişkin konumlarını bırakmadan "baba" olmaya devam etmelidirler. Çünkü onların en büyük ihtiyacı bu…

Sağlıklı ve uzun bir ömür herkesin en büyük dileği. Günlük hayatta yapılabilecek küçük değişikliklerle hastalıklardan korunup sağlıklı, mutlu ve uzun bir hayat ömür yaşamak mümkün. Ama bunun için çaba göstermek gerekiyor. 

Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Alev Özsarı sağlıklı yaşam için yapılması gerekenleri sıralıyor.

Dengeli beslenin
Güne sağlam bir kahvaltı ile başlamak sağlıklı yaşam için olmazsa olmazlardan biridir. Dengeli beslenirken öncelikli olarak dikkat edilmesi gereken şey mevsim sebze ve meyvelerini tüketmektir. Mevsiminde yetiştirilen meyve ve sebzeler daha sağlıklı olur, özel ortam ve destek gerektirmez. Günde 3 ana öğün, 3 de ara öğün yapmak gerekir. Bol su içilmeli, yağ oranı düşük, karbonhidrat ve protein oranı orantılı yiyecekler tercih edilmelidir.

Sigara ve alkolden uzak durun
Sigara asla içilmemeli, bırakmak için gerekirse yardım alınmalıdır. Yapılan araştırmalarda, çocukların yanında içmediğini savunan ebeveynlerin kıyafetlerindeki nikotinin bile çocukları etkilediği saptanmıştır. Sigara kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, solunum sistemi hastalıkları ve kansere (Akciğer, yemek borusu, ağız içi, burun-boğaz, gırtlak, pankreas, böbrek, lösemi)neden olabilir.

Düzenli uyuyun
Bağışıklık sisteminizin dinlenmesine müsaade etmeliyiz. Bağışıklık ve deliksiz bir uyku uyumak birbirine bağımlı iki şey olduğu için kronik uykusuzluk, bağışıklığınızın zarar görmesine neden olur ve vücudunuzun hastalıklarla savaşmasını engeller.

Spor yapın
Vücudun spora en hazır olduğu vakit akşamdır. Ancak her zaman spor yapılabilir. Bacak, karın, kol, göğüs ve bel kaslarını çalıştıracak aktiviteler oldukça önemlidir. Hayatınız boyunca yapacaksanız günde 10 dakikalık hafif tempo koşu ve 10 dakikalık (Mekik, yan mekik, ayak gerdirme) hareketleri yeterli olur. Haftada 3 kez spor yapabiliyorsanız en az 20 dakika, daha az zaman ayırıyorsanız en az 45 dakika olmalıdır.

Güneşten uzak durun
D Vitamini kaynağı olan ancak kanser ve yaşlanmaya neden olan güneş ışınlarına sabah ve akşamüzeri çıkmaya çalışılmalıdır. D vitamini alacağımız güneş ışınları saati öğlen 11.00-13.00 arasıdır. Bu saatlerde güneşe çıkmanın yararı-zararı iyi değerlendirilmelidir. D vitamini aynı zamanda antioksidandır, bağışıklık sistemini destekler, günlük oral alım tavsiye edilir.

Beyninizi aktif tutun
Bulmacalar, zeka oyunları, zeka soruları ve hafıza teknikleri beyni aktif tutar. Ama yorulduğunuzda beyninizi zorlamayın. Her gün okuyacağınız 20 sayfalık bir kitap, yemeklerinizde kullanacağınız baharatlar (Özellikle zerdeçal, safran, tarçın) beynin aktif kalmasına yardımcı olur. Her gün, her alanda yeni tadlar almaya çalışın.

Kendi kontrolünüzü kendiniz yapın
Özellikle duşta ve duş aldıktan sonra vücudu kontrol etmek, yeni yumruları, ben'leri tespit etmekte yararlıdır. Meme kanserini ve yeni çıkan, şekil değiştiren nevüsleri (Ben'leri) erken tespit etmek çok önemlidir.

Temiz kalın
Vücudunuzun temiz kalmasına özen gösterin. Haftada en az 2 kez ya da 3 günde bir kez banyo yapın. Sabun, lif ve şampuan gibi temizlik araçlarını kullanın ve vücudunuzun her tarafını iyice ovun. Tuvalet temizliğine özen gösterin ve ellerinizi sık sık sabunla yıkayın. Birçok bulaşıcı hastalık ellerden yayılabilir, bunu sakın unutmayın.

Aşılanın
Artık yetişkinlerin de bir aşı takvimi var. Korunabileceğimiz aşısı olan hastalıklardan korunmalıyız. Her yıl ölümlere yol açan, iş gücümüzü etkileyen mevsimsel gribe karşı mutlaka aşı olmalıyız. Kronik hastalıkları olanlara pnömoni aşısı, zona aşısı öneriliyor. Her 10 yılda bir tetanoz aşısı olmak gerekir. Rahim ağzı kanserinden korunmada kız çocukları başta olmak üzere tüm çocuklara HPV aşısı yaptırılmalıdır.

Stresle başa çıkmayı öğrenin
Stresle baş etmenin sağlıklı yollarını bulun, Çünkü stres hormonları bağışıklık sistemine zarar verir. Yoga, müzik dinlemek, yürüyüş yapmak, düzenli gülmek ve masaj gibi yöntemlerle stresle mücadele ederek bağışıklık sisteminizi destekleyebilirsiniz. Sosyal ilişkilerin iyi olması, kişinin sevdikleriyle birlikte olması, kucaklaşmalar, stres ve gerilimi azaltır. Kucaklaşma ile kişi yalnızlık ve korkularını yener, sevildiğini hisseder. Mutlu olmak stresle başa çıkmada önemlidir.

Türkiye'de boşanma oranları her geçen yıl daha da artıyor. "İlişkilerde güven duygusu yitirilmediği takdirde evlilikte çözülemeyecek sorun yoktur" diyen uzmanlar, çiftlere "Güvendiğinizi belli edin, dürüst olun, iyi dinleyin, yenilikler yapın, birbirinize zaman ayırın" önerilerinde bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, güven duygusunun mutlu bir evliliğin anahtarı olduğunu vurguladı.

"Güven duygusunu yitirmediğinizde evlilikte çözülemeyecek sorun yoktur" diyen Öztekin, uzun ve sağlıklı bir evlilik hayatı için çiftlere şu önerilerde bulundu:

1-Eşinizi önemsediğinizi ve sevdiğinizi hissettirin. Bunun için büyük şeylere gerek yok. Gün içinde yapacağınız iltifatlar, güzel sözler ona kendini özel hissettirecektir.

2-Eşinizi fark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.

3- İyi dinleyici olun. İyi evliliğin yolu iyi iletişimden geçer. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin. Söylemek istediğinizi dolaylı yollara sapmadan net bir şekilde ifade edin.

4-Birbirinizin en yakın arkadaşı olun. Evlilik sadece birlikte yaşamak değildir İhtiyacı olduğunda yanında olun. Unutmayın, aslında her biriniz, bir diğeri için oradasınız. Hiçbir şey bundan daha değerli olamaz.

5- Yenilikler yapın. Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için kaliteli zaman geçirmek önemli. Bunun için olanaklar yaratın. Beklenmedik küçük sürprizler yapın. Ortak zevklerinize uygun paylaşımlar yaratın.

6-Öfkelendiğinizde asla şiddete başvurmayın. Mola verin, ortamı terk edin, duş alın veya uyuyun. Müzik dinleyin. Çatışmalarınızı yıkıcı değil, yapıcı olarak ele alın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın. Eşinize verdiğini düşündüğünüz zararın aslında evliliğinize verdiğini unutmayın. Önemli olan anlaşmazlıkların varlığı değil, onları çözerken ilişkinizi en az yıpratacak yöntemi uygulamanızdır.

7-Birbirinize olan ilgisizliğinizin nedenini bulun. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, maddi sorunlar, ilginin çocuklara kayması, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftlerin birbirine olan ilgisini azaltabilir.

8-Hayatınızı çocuklara göre değiştirip kısıtlamayın. Eşlerden biri çocuklara çok düşkün olursa, evliliğin dengesi bozulabilir.

9-Kendinize zaman ayırın. İlişkilerde bireylerin kendilerine zaman ayırması da oldukça önemli. Ancak birlikte ve ayrı ayrı geçireceğiniz zamanlar konusunda hem fikir olun.

10-Eşinizin ailesi ile ilişkisine müdahale etmeyin. Onları ziyaret etmesi, onlara vakit ayırması gerektiğinde anlayışlı olun. Ailelerinizin yanında birbirinizi eleştirmeyin, suçlamayın. Eşinizin ailesi ile ilgili sorunlar yaşadığınızı düşünüyorsanız ailesini suçlayıcı, hakaret edici bir dil kullanmadan bu sorunları eşinizle paylaşın. Sorunları birlikte çözmeye çalışın veya eşinizin çözmesine fırsat verin.

11- Aileniz ile evliliğiniz arasına sınır koyun. Kendi ailenizin evliliğinize müdahale etmesine, sizin adınıza karar almalarına izin vermeyin.

12-Eşinizin geçmişi ile ilgili konuları, hataları sürekli gündeme getirerek hayatını sorgulayıp evliliğinizi yıpratmayın.

13-Ruhsal ve bedensel sağlığınız konusunda konuşun. Yaşadığınız depresyon, bağımlılıklarınız; sigara, alkol, madde, kumar gibi sorunlarda dürüst olun. (Bu tür konuları evlilik öncesinde konuşmayı deneyin çünkü daha sonra öğrenildiğinde yıkıcı olabilir.)

14-Evliliğinizdeki sorunları çözmekte zorlandığınızda uzmanlara danışmaktan ve evlilik terapisi almaktan çekinmeyin. Eğer sorunlarınızı birlikte çözemeyeceğinize karar verirseniz, bir uzmandan destek almanızda fayda var.

Mısırlıların piramitleri inşa ederken enerjilerini yükseltmek ve hastalıklardan korunmak için sarımsak kullandığını biliyor muydunuz? 

Eczacı Mehmet Müderrisoğlu, Ramazan'ı daha enerjik ve zinde geçirmek isteyenlerin normal sarımsağa göre daha faydalı ve kokusuz olan siyah sarımsağı kullanabileceğini belirtti.

Türkiye'nin tanınmış eczacılarından Mehmet Müderrisoğlu, Ramazan'ı sağlıklı ve daha zinde geçirmeyi sağlayacak önerilerde bulundu. Ramazan'da oruçlu geçirilecek sürenin 17 saati aşacağını söyleyen Ecz. Müderrisoğlu, "Ramazan'ın manevi ikliminde huzur bulacak olan müslümanlar oruç tutarken sağlıklarını da koruyabilir" dedi. Ecz. Müderrisoğlu, Ramazan ayının sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıkları bırakmak için de bir fırsat olduğunun altını çizerek, "İftar saatlerinde sigara içmek enerjinizin düşmesine, daha çok susamanıza ve ağız kuruluğunu daha fazla hissetmenize neden olur. O yüzden sağlıklı bir Ramazan geçirmek için iftar saatlerinde sigara içilmemesini öneriyoruz" diye konuştu.

Sıvı alımına dikkat

Ecz. Müderrisoğlu, akşamları 2.5 litre ve sahurda da yarım litre su tüketilmesini önererek, şöyle devam etti: "Tuzlu peynir, sucuk, salam, sosis, tuzlu zeytin, turşu gibi gün içinde susamanıza neden olacak yiyeceklerden uzak durun. Daha fazla susamamak için sıcak saatlerde güneşte çok fazla zaman geçirmeyin. Aşırı terleme ile su kaybederseniz hemen bir doktora danışın."

Mide rahatsızlıkları

Mideyi yoracak yağlı ve ağır yemekler, pirinç pilavı gibi kan şekerini ani artıran gıdalar, şerbetli tatlılar ile şekerli-gazlı içeceklerden iftarda ve sahurda uzak durulmasını isteyen Ecz. Müderrisoğlu, "Ramazan'da yaşanan en önemli sorun mide rahatsızlıklarıdır. 17 saat aç kaldıktan sonra mideye ani ve fazla yüklenmek acil servisi ziyaret etmenize neden olabilir" uyarısında bulundu.

Enerji kaybı ve halsizlik

Ecz. Müderrisoğlu, açlık ve sıcak havanın etkisiyle akşam saatlerine doğru bitkinlik ve halsizlik görülebileceğini kaydederek, şunları söyledi: "Her akşam mutlaka sahura kalkılmalı ve uygun besinler tüketilmelidir. Tam buğday ekmeği, yumurta, süt ürünleri, ceviz ve badem daha geç acıkmanızı sağlar ve tokluk hissi verir. Daha enerjik ve dinç olmak istiyorsanız size siyah sarımsağı tavsiye edebilirim. Siyah sarımsak enerjinizi artıracak ve doğal moral kaynağınız olacaktır."

Enerjiyi yükseltiyor

Ecz. Müderrisoğlu, sarımsağın Mısır'da piramitlerin yapımında çalışan işçilere enerjilerini yükseltmek için düzenli olarak verildiğini hatırlatarak, "Mısır'ın sıcak ikliminde son derece ağır şartlarda çalışan piramit işçileri sarımsak sayesinde hem enerji kazanmış hem de sarımsağın antibiyotik etkisi ile hastalıklardan korunmuş ve yaralarını iyileştirmişlerdir" dedi.

Normal sarımsaktan daha etkili

Günümüzde yeni keşfedilen siyah sarımsağın bildiğimiz sarımsaktan daha etkili olduğunu ifade eden Ecz. Müderrisoğlu, şöyle devam etti: "Siyah sarımsak, aslında bildiğimiz sarımsağın fermente edilmiş halidir. Fermantasyon sırasında kokusu ve acı tadı kaybolurken besin değeri artar. Vitamin ve mineraller dahil yararlı 200'ü aşkın bileşik içerir. Yüksek enerji verir. Tansiyonu ve şekeri düzenler. Aynı zamanda antioksidan özelliktedir."

Mide dostu

Ecz. Mehmet Müderrisoğlu, siyah sarımsağın Ramazan ayında görülebilecek mide yanması şikayetlerinde yardımcı olabileceğini ve doğal mide koruyucu olduğunu kaydetti. Sindirim sistemi hastalığı olanların çiğ sarımsak yememesi gerektiği uyarısında bulunan Ecz. Müderrisoğlu, yenilecek çiğ sarımsağın mide rahatsızlığı, gaz ve alerji gibi sorunlara neden olabileceğine dikkat çekti.

Siyah sarımsağın faydaları

Kansere karşı koruyucudur
Kalp sağlığını korur
Beyin hücrelerini serbest radikal hasarına karşı korur
Hafıza bozuklukları semptomlarını azaltır
Bağışıklık sistemini destekler
Karaciğeri korur
Diyabet semptomlarını iyileştirir
Kronik böbrek rahatsızlıklarında, tedavinin toksik etkisini azaltır
Sindirim ve dolaşımı arttırır
Tansiyonu düzenlemeye yardım eder
Doğal mide koruyucudur
Hiperlipidemi ve hiperglisemi durumlarını önlemeye yardımcıdır
Yaşlanmayı geciktirir
Antialerjiktir
Saç ve cilt sağlığını korur
Yorgunluğu önler

Eczanelere başvurun

Ecz. Müderrisoğlu, her ilaç ve sağlık ürününde olduğu gibi siyah sarımsak tabletlerinin mutlaka hekim ve eczacılara danışıldıktan sonra kullanılması gerektiğini söyledi. Ecz. Müderrisoğlu, son olarak şu uyarıda bulundu: "İnternetten ve güven vermeyen noktalardan sağlık ürünlerini kesinlikle satın almayın. Her sağlık ürünü için mutlaka eczanelere başvurun."