En Son Paylaşılan Haber

Hükümetin yeni teklifi basina sızdı .işte yeni teklif

Etiket : Ruh Sağlığı

Günümüz kültüründe genelde üzüntü hali pek istenmeyen bir şeydir, hiç olmasın istenir fakat bu da yaşamın bir parçası… Kişisel gelişim kitaplarında sıkça olumlu düşünmenin, olumlu tavırların ve olumlu davranışların faydalarından bahsedilir. Bu kitaplarda üzüntü kişiden uzak olması ya da tamamen yok edilmesi gereken problemli bir duygu olarak nitelendirilir.

Her ne kadar kişinin kendini mutlu hissetmesi arzu edilse de, bazı durumlarda belli bir düzeyde üzgün hissetmek de kişiye önemli faydalar sağlayabiliyor. Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, üzüntü duymanın kişiye bazı önemli faydalar da sağladığını söylüyor.
İşte size üzüntünün faydalı olabileceğini gösteren bazı durumlar.

Üzgün Ruh Hali Hafızanızı Güçlendirebilir

Mutlu ruh hali çevremizde tesadüfi olarak gördüğümüz şeylerle ilgili onlara dikkatimizi verme ve sonradan onlarla ilgili detayları hatırlama gücümüzü zayıflatabilirken, sıkıntılı bir ruh hali bunu arttırabiliyor.

Kötü bir ruh halinde olanlar, ruh hali iyi olanlara göre gördükleri detayları daha doğru hatırlayabiliyor.

Mutlu ruh hali kişinin bilgileri zihninde daha dikkatli ve uyanık şekilde işleme yetisini azaltıyor ve yanıltıcı bilginin hafızadaki orjinal bilgiyi tahrif etme riskini arttırıyor. Buna karşılık kötü bir ruh hali kişinin detaylara daha çok odaklanmasını sağlıyor ve kişinin hafızası onu daha az yanıltıyor.

Üzüntü Motivasyonunuzun Artmasına Yardımcı Oluyor

Mutlu olduğumuz zamanlarda, doğal olarak o mutluluk hissinin hep devam etmesini isteriz. Mutluluk hissi bize şu mesajı verir, şu anda güvenli ve hep alışık olduğun bir ortamdasın ve bir şeyi değiştirmek istediğinde çok az çaba sarfetmen yeterli, herşey yolunda mesajı verir. Buna karşılık, üzüntü hissi hafif bir alarm sinyali gibidir, çevremizde bulunan bir zorlukla başa çıkabilmemiz için bizi daha çok çaba harcamaya ve daha fazla motive olmaya sevk eder, durumu düzeltmeye yönelik bir enerji ortaya çıkartır.

Bu nedenle, negatif bir ruh halinde olup, içinde bulundukları kötü durumu değiştirmek için daha çok motivasyonu olan kişilere göre, mutlu kişiler bazen bir konuda eyleme geçmek için kendilerini daha az motive olmuş hissederler.

Buna göre çaba gerektiren zorlu işlerde mutsuz bir ruh hali kişinin o işle uğraşma azmini artırırken, mutlu bir ruh hali tam tersi etki yapabiliyor. Bunun da muhtemel sebebi kişinin zaten mutlu bir ruh halindeyken, bir işi yapmak için daha az motivasyona sahip olması, çünkü zaten her şey yolunda mesajıyla kişi relaks olabilir ve işler üzerindeki dikkati azaltabilir.

Üzüntü İnsanlarla Daha İyi İletişim Kurulmasını Sağlar

Genel olarak mutluluk insanlar arasındaki olumlu etkileşimi arttırır. Mutlu insanlar daha özgüvenli, daha iddialı ve daha yetenekli iletişim kuruculardır. Daha çok tebessüm ederler ve üzgün insanlara kıyasla mutlu kişiler daha sempatik olarak algılanırlar.

Bununla birlikte, daha temkinli, daha az iddialı ve daha özenli bir iletişim şeklinin gerektiği durumlarda, üzgün bir ruh hali daha çok işe yarayabilir.

Yapılan deneylerde, üzgün bir ruh halinde olan kişilerin daha çok ikna edici konuştuğu ve konuştuklarını savunmak için daha etkili ve somut argümanlar ortaya koyduğunu ve pozitif bir ruh halinde olan kişilere göre diğer insanları bir şeye ikna etme konusunda daha iyi olduklarını görüldü.
Mutlu ruh halinde olanlara göre, üzgün bir ruh halinde olanlar adil olma konusunda daha dikkatli. Kişinin içinde bulunduğu ruh hali onun bencil mi yoksa adil mi olduğu konusunu da etkiliyor.

Üzüntü Kişinin Muhakeme Gücünü Artırır

İnsanoğlu sıklıkla sosyal ilişkileriyle ilgili çıkarımlar yapar, başkalarının düşünce ve davranışlarını anlamak ve tahmin etmek için sosyal işaretleri okumaya çalışır. Ne yazık ki, kişinin yaptığı bu çıkarımların yanlış olma ihtimali beynimizin kullandığı bazı kısa yollar ve sahip olduğumuz bazı önyargılar nedeniyle oldukça yüksektir.

Tekrar tekrar yaptığımız araştırmalarda insanların mutluyken, önyargılarına göre sosyal çıkarımlar yapma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu gördük.

Mutlu bir ruh hali kişiye tanıdık gelen şeyi doğru olarak görme eğilimini arttırıyor, üzgün bir ruh hali ise tam tersi etki yapıyor. Üzgün bir ruh halinde olan kişiler mantıksal hatalar yapmaya daha az meyillidirler ve tanık oldukları bir olayı anlatırken daha az yanlış yaparlar.

Kötü bir ruh hali aynı zamanda kişinin ilk edindiği izlenime çok fazla önem verip daha sonra ortaya çıkan detayları önemsememesinden kaynaklanan ve başka bir peşin önyargı olan öncelik etkisinin azalmasını sağlar.

Kötü bir ruh hali izlenim edinme süreçlerinin daha doğru şekilde gerçekleşmesine yardımcı olur.

Üzgün Olmanız Depresyonda Olduğunuz Anlamına Gelmiyor

Üzgün olmakla negatif odaklı olmak, mutlu olmakla pozitif olmak kişisel gelişim dünyasında çok karıştırılır.

Örneğin bir yakınını kaybeden fakat pozitif bir bakış açısına sahip olan bir kişi bunun geçeceğini ve bu üzüntünün normal olduğunu bilir, kabullenir. Negatif odaklı kişi ise kendi düğününde bile bir şey olacak duygusuyla eğlenemez.

Tabi ki, üzgün ruh halinin faydalarının da belli bir sınırı vardır. Kısmen kişinin ruh halindeki bir bozukluk olarak tanımlanan depresyon, uzun süren ve yoğun üzüntüyle beraber seyrettiğinde, insanın hayatını ciddi oranda etkileyebilir. Mesela hafızası kötüleşen birine bu durumla baş edebilmesi için üzüntülü bir ruh haline girmesi tavsiye edilmez. Yapılan araştırmalar böyle bir şey yapmanın faydalı olduğu sonucunu doğrulamıyor.

Fakat hafif ve kısa süreli bir üzüntü aslında hayatımızın birçok alanındaki problemlerle baş etmede bizim için faydalı. Belki de bu yüzden, her ne kadar kendini üzgün hissetmek başa çıkılması zor bir durum olsa da, Batı sanatı, müziği ve edebiyatının en başarılı birçok eserinde üzüntülü olma konusu ele alınmıştır. Günlük yaşamda da aynı şekilde, insanlar bazen kendilerini üzgün hissettirecek birtakım yollara başvururlar. Mesela hüzünlü sözleri olan şarkılar dinlemek ya da sonu kötü biten veya hikayesi üzücü olan filmler izlemek ya da kitaplar okumak gibi.

Her duygunun doğru şartlar altında oynadığı önemli bir rol var. Her ne kadar kendini mutlu hissetmenin faydaları üzerinde çok şey yazılıp çizilse de, üzüntülü bir ruh halinin de kişiye bazı faydaları olabileceği konusu göz ardı edilmemelidir.

Evrimsel gelişimin düşünsel ve zihinsel gelişimi de tetiklediğini belirten uzmanlar, kaygıların hayal ürünü olmadığını belirterek kuşaklara genlerle aktarıldığına dikkat çekiyor. Uzmanlar, "Kaygılarımız bize atalarımızdan mirastır. Kaygılarımız ile olan bu birlikteliğimiz bize daha korunaklı bir hayat sunar" dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzman Psikolog Duygu Kılıç, kaygı duygusunun atalarımızdan miras kaldığını belirterek "Aslında kaygılarımız bize daha korunaklı bir hayat sunuyor" dedi.

Kılıç, evrimsel gelişimin, düşünsel ve zihinsel gelişimi de tetiklediğini belirterek şunları söyledi: "İnsan zihni araştırılırken 50 bin yıldır süre gelen değişim ve insanların sürekli çoğalarak oluşturduğu büyük gen havuzu göz önünde bulundurulmadan hareket edilmesi insan zihninin ve psikolojisinin hafife alınması anlamına gelecektir.

Bu nedenle karşılaştığımız olaylarla ilgili düşüncelerimizi her defasında yeniden yarattığımızı söyleyemeyiz. Büyük büyük dedelerimizin, büyük büyük ninelerimizin yani atalarımızın bize bırakmış olduğu mirası biz günümüzde yaşatmaktayız. Belki de bu reddetmeye çalıştığımız mirasın içinde bizi defineye götürebilecek bir yol haritası vardır, kim bilir! Bu mirasla birlikte yaşıyoruz ve hep birlikte bu mirasla yaşamak zorundayız.

Kaygılarımız hayal ürünü değil

İşte tam olarak bu nedenle endişelerimiz yani kaygılarımız hayal dünyamızda yarattığımız yeni oluşumlar değildir, bunu kabullenmemiz gerekmektedir. Ve aslında kaygılarımız ile olan bu birlikteliğimizin bize daha korunaklı bir hayat sunduğunu unutmamalıyız. İnsanlık tarih boyunca türlü sıkıntılarla karşılaşmış. Başlangıçta hayatta kalabilmek için doğada yalnız başına yaşamak zorunda kalmış, ardından yerleşik hayata geçilse de sorunların ardı arkası kesilmemiş. Zamanı geldiğinde yüzyıllarca süren hastalıklar görmüş, zamanı geldiğinde ne uğruna savaştığını bilmeden yıllarca kanlı savaşlarda bulunmuş. Şimdi ise modern hayatın türlü sorunları karşımıza çıkıyor.

Hayata adapte olabilmek için…

Kaygılarımıza "dünyanın ortak mirası" demek yanlış olmayacaktır. Aslında yaşama gözlerini yummuş olan atalarımız, şu anda yaşayan bizler ve gelecekte yaşayacak çocuklarımız hep birlikte yaşama karşı verdiğimiz savaşta aynı cephede bulunmaktayız. Şu anda da toplumsal olarak veya bireysel olarak bazı sıkıntılarla karşılaştığımızda bizi kontrol altına alan kaygılarımız aslında bizi koruyabilecek yegâne araçlardan biridir. Önemli olan bu aracı nasıl kullanacağımızı bilmektir. Bitmemiş ve bitmeyecek olan sorunlarımız olduğunun kabulü ile yaşayabilmek için yani hayata adapte olabilmek için kaygılarımız bize yardımcı olacaktır."

Fransız Lape Hastanesi Uzman Psikoloğu Derya Deniz, büyük şehirlerde yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştıkları başlıca sorunları ve bu sorunlara dair çözüm önerilerini açıkladı.

Hızlı sanayileşmenin, göçün, çarpık kentleşmenin ve trafiğin yoğun olarak görüldüğü metropollerde yaşayan bireylerin uzun çalışma saatlerinin yanı sıra cep telefonları, internet ve benzeri birçok unsur dolayısıyla gün içerisinde çok fazla insanla temas ettiğini belirten Fransız Lape Hastanesi Uzman Psikoloğu Derya Deniz’e göre özellikle de çalışan bireyler çok fazla uyaranla karşı karşıya kalıyor.

Bireyin, hem dış uyaranlar hem de kişisel ihtiyaçlarından kaynaklanan iç uyaranlar sebebiyle bombardıman altında yaşamaya çalıştığını belirten Uzman Psikolog Derya Deniz, bu durumun da bireyin çok fazla zihinsel efor harcamasına, iletişim becerilerini ve karar alma mekanizmasını fazlasıyla kullanmak zorunda kalmasına neden olduğunu belirtiyor.

Tüm bu faktörler dolayısıyla bireylerin arkadaşlarına, ailelerine, sosyal ortamlarına ve hobilerine çok az vakit ayırdığını belirten Deniz’e göre metropolde yaşayan bireylerin birincil sorunu yabancılaşma, izole olma ve yalnızlık.

Metropol yaşamında hayatı kolaylaştıracak 10 altın öneri

1. İşi işte bırakın
Her işyerinde az ya da çok iş baskısı ve rekabet koşulları bulunmaktadır. Ancak birey elinden geldiği kadarıyla işi işte bırakmalıdır. İşle ilgili sorunları zihinde taşımak, iş dışındaki hayatı da olumsuz etkileyecektir.

2. Trafikte daha az zaman geçirin
Bireyin kendisine daha fazla zaman ayırması için trafikte geçirilen zamanı asgariye indirmelidir. Özellikle İstanbul’da günde 4 saatini yola harcayan kişilerin olduğunu biliyoruz. Bireyin günü daha kaliteli geçirebilmesi için evler, iş yerine yakın olarak ayarlanmalıdır.

3. Duygularınızın farkında olun
Hayat hızlı akıyor ve çok fazla seçim yapmak zorunda kalıyoruz. Sağlıklı bir ruhsal işleyiş için birey, duygularının farkında olmalıdır. Dünyayla ve kim olduğu gerçeğiyle teması asla kesmemelidir. Her birey asıl değerlerinin, varlığının, ihtiyaçlarının farkında olmalıdır.

4. Sosyal hayatı göz ardı etmeyin
Birey için en önemli değerlerin başında aile bireyleri ve sosyal çevre gelmektedir. Birey, ailesi ve arkadaşları ile bir araya gelmeli, yorgun da olsa onlara belli oranda vakit ayırılmalıdır.

5. Doğru ihtiyaçlara odaklanın
Daha iyi kariyer, daha iyi bir evde oturmak ve benzeri birçok nokta uzun çalışma saatlerini, sorumlulukları ve fedakarlığı beraberinde getirmektedir. İleriye doğru gitmek, insanın doğasında olan ve kötü olmayan bir olgu. Ancak doğru ihtiyaçlara odaklanarak, ihtiyaç olarak görülen unsurların ne kadarının ihtiyaç, ne kadarının ihtiyaç olmadığı belirlenmelidir.

6. Etkili İletişim Becerileri Edinmek
Uzman Psikolog Derya Deniz
Günümüz dünyasında aktif ya da pasif iletişim biçimlerini oldukça fazla kullanıyoruz. Gün içerisinde bireyin yaşadığı sıkıntılar ve kendi içsel ihtiyaçları, doğru iletişim kurmayı engelleyebilir. İletişimde önyargılardan uzak olmak, açık fikirli olmak ve (suçlayıcı olmadan) ne istediğini iyi ifade edilmek, birçok alanda iletişim sıkıntılarını ortadan kaldırır. Kişinin, kendi ihtiyaç ve isteklerinin farkında olması bu anlamda önemlidir.

7. Doğadan kopmayın
Metropollerin en büyük sıkıntısı bireylerin doğayla baş başa kalabileceği yerlerin sınırlı sayıda olmasıdır. Doğa ile iç içe olmak, ruhsal ve fiziksel olarak önemli bir ihtiyaç durumundadır. Bireyin yabancılaşmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri doğayla bağının kopmasıdır. Bu yüzden birey kısa günlük gezilerle ya da hafta sonları doğayla baş başa kalmaya özen göstermelidir.

8. Daha az TV daha çok egzersiz
İşten eve dönüldüğünde bir koltuğa yığılma, yemekten sonra uzun saatler televizyon seyretme durumlarında birey pasif konumda kalmaktadır. Her gün düzenli egzersiz yapan kişilerde yapmayanlara oranla hem fiziksel hem de ruhsal düzelme daha fazla görülmektedir. Egzersiz yapmanın hem koruyucu hem de kaygıyı azaltıcı yönü var.

9. Sosyal ve kültürel aktiviteleri takip edin
Metropollerin en büyük avantajı, sanatsal, spor, entelektüel etkinliklerin yoğun gerçekleştiği merkezler olmalarıdır. Birey, sosyal ve kültürel faaliyetlere olabildiğince zaman ayırmalıdır. Bu tip aktivitelere ayırılacak zaman, bireyin duygularını olumlu yönde çalıştırarak, algılarını açacak ve daha iyi hissettirecektir.

10. Bir oluşuma üye olun
Büyük şehirlerdeki kalabalık, insanı bir anlamsızlık duygusuna itmektedir. Kişiler büyük şehirlerde yalnız olduğunu hissedebilir. Zaman darlığına ve sorumluluklara rağmen bireyin kendine yakın bulduğu bir görüşe, topluluğa, derneğe, kuruluşa üye olması; farklı insanlar ya da sorunlar için fayda sağlayıcı çalışmalar yürütmesi önemlidir. Bu durum bireylerin yaratıcılığını ve aidiyet duygusunu arttıracaktır.

Çocukların sabırsızlıkla beklediği yaz tatiline az bir zaman kaldı. Yaz tatili çocukların hem dinlemeye hem de eğlenmeye ihtiyaç duydukları bir dönem. 3 ay süren uzun yaz tatilinde çocukların gerçekten neye ihtiyacı olduğunu iyi belirlemek gerekiyor.

Reem Nöropsikiyatri Merkezi'nden Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz tatilini dinlenerek ve ailesiyle geçiren çocukların yeni öğretim yılına daha çok motive olarak başladığını söylüyor. Peki, çocuklarla yaz tatili planlarken hangi hatalar yapılıyor; çocuklarla mutlu bir tatil geçirmek için neler yapılması gerekiyor?

Tatilin önemi… Vücut neden tatile ihtiyaç duyar?
Tıpkı yetişkinler gibi çocuklarında tatil yapmaya ihtiyacı vardır. Yazın gelmesiyle birlikte kış boyunca yoğun bir sınav ve okul temposundan çıkan çocukların tatil yapması mümkünse yaşadığı şehirden uzaklaşması onların hem bedenini hem de zihnini dinlendirir. Çünkü insan vücudu içinde en kompleks sistemleri barındıran yaşayan bir "makine" gibidir. Bu nedenle vücudunda dinlenmeye ve enerji toplamaya ihtiyacı vardır.

Tatil yerleri seçerken neler öncelikli olmalı?
Tatil eski rutinden çıkmak için hayatın içinde yakalanan molalardır. Ebeveynlerin de rahat ve huzurlu bir tatil geçirmeleri için seçilen tatil yerinin çocuklara da hitap etmesi gerekir.

Gelişmekte olan çocukların vücudunun spora da ihtiyacı vardır. Çocuklar sportif faaliyetlere yönlendirmek onların kendi yeteneklerini keşfetmesi için iyi bir fırsattır. Spor sadece vücut sağlığını geliştirmekle kalmaz beyni dinlendirir ve kan akımını arttırır. Bu tip sportif faaliyetler beynin sağ tarafının gelişmesine yardımcı olur. Çocukların gelişimi açısından spor yapabileceği deniz ve güneşten faydalanıp, yeni hobiler edineceği ortamda bulunması faydalı olacaktır.

Ailece geçirilen tatil, çocuklar ve anne-babalar için neden önem taşıyor?
Tatiller ailenin bir araya gelip zaman geçirebilecekleri harika zaman dilimleridir. Özellikle büyük kentlerde yaşayan aileler hayatın yoğun temposu içinde birbirlerine yeteri kadar vakit ayıramayabilir. Bu durum zaman içerisinde ailede iletişim kopukluğuna neden olur. Ailece yapılan tatiller aradaki iletişim kopukluklarını gidermek için iyi bir fırsattır.

Babalar tüm yıl boyunca yoğun iş hayatı içinde çocuklarına anneler kadar zaman ayıramıyorlar. Oysa ki babanın fiziksel ve duygusal varlığı, yakınlığı, doğru rol model olması çocuğun ruhsal gelişimi açısından oldukça önemlidir. Ailece yapılan tatiller baba ile çocuk arasındaki bağın kuvvetlenmesi için de iyi bir fırsattır.

Güzel ve mutlu geçirilen bir tatil aile bağlarını güçlendirir. Çocuğun arkasında onu seven ve destekleyen bir aile olduğunu bilmesi özgüvenini arttırır. Özgüveni yüksek ve kendini iyi ifade edebilen çocuklar başkalarıyla da kolay ve iyi iletişim kurabilir.

Çocuklar için tatil neden önemli?
Yaz tatilleri çocuklar için tüm senenin yorgunluğunu attıkları sınırsız oyun, eğlence ve ders yapılmayan bir zaman dilimi anlamına geliyor. Bu yüzden yaz tatillerini çocuklar sabırsızlıkla bekliyorlar. Elbette ki tatil demek hiçbir şey yapmamak, tüm gün televizyon seyretmek ya da bilgisayar oynamak anlamına gelmemelidir. Çocuklar dinlenebilecekleri keyif alacakları faaliyetlerde bulunmalıdırlar. Yapılan araştırmalar tüm yıl boyunca yoğun bir çalışma temposu içinde olan çocukların zihnini ve bedenini dinlendirmesi bir sonra ki dönemde çocuğun okul başarısını artırdığı yönündedir.

Aileler çocuklar için tatil planlarken nasıl bir yol izlemeli
Tatil döneminde kimi çocuğun daha çok sosyalleşmeye, kimisinin dinlenmeye ihtiyacı olurken derslerinde sorun yaşayanların ise günlük aktiviteleri içine ders planı eklenmelidir. Tabii ki tüm bu aktiviteler çocuğu sıkmadan belli bir denge kurularak gerçekleştirilmelidir.

Aileler tatile çocuklar gibi tüm gün eğlence programları olarak bakamayabilir. Ebeveynler, çocuklarının bir sonra ki dönemde derslerine daha iyi hazırlanmaları için yoğun bir ders programı hazırlayarak istemeden de olsa çocuklarına tatili zehir edebilirler. Tatili ailesi yüzünden sıkı bir kamp programında geçirmek zorunda kalan çocuklar ise derslere karşı daha ilgisiz ve eğlenceye aç bir ruh haline sahip olabilir.

Bu konuda ailelerin en sık yaptıkları bir diğer hata da; çocuklara televizyon, futbol oynama, bilgisayar yasakları getirmeleridir. Çocukların derslerden soğumaması ve keyifli bir tatil geçirmeleri için ebeveynlerin dikkatli davranması gerekiyor.

Aileler ve çocukları için tatil önerileri

 Okul zamanlarında düzenli olarak aynı saatte uyuyup uyanmaya alışan çocuklar, yaz tatilinde uyku düzenlerini bozabilirler ve bu durum can sıkıntılarına neden olabilir. Bu nedenle ve gelecek okul döneminde uyku düzeninde sorunlar yaşanmaması için, çocuklar tatilde de düzenli olarak aynı saatlerde uyuyup uyanmalıdır.

 Tatiller, ailelerin çocuklarıyla daha çok ve nitelikli zaman geçirebilmeleri için fırsattır. Bu fırsatı iyi değerlendirin.

 Bilgisayar ve televizyon konusunda çocuğunuza yasak getirmeyin, bu imkanları sınırsız da sunmayın. Günde 2 saate kadar televizyon ve bilgisayara izin verin.

 Tatiller, çocuğunuzun ilgi alanlarını keşfetmek için de iyi zamanlardır. Bu nedenle, çocuğunuzun nelere ilgi duyduğunu gözlemleyin. İlgi alanı yoksa da yaratması için onu yüreklendirin. Birlikte el becerileri, spor veya müzik gibi konularda aktivitelere katılın.

 Yaz tatili gibi uzun tatiller, çocukların derslerini unutmalarına neden olabilir. Bu nedenle, çocuğunuzun bir önceki dönemde öğrendiği dersleri düzenli olarak tekrar etmesini sağlayın. Ancak, bu konuda uzun saatler değil ama kısa ve düzenli bir program uygulayın. Bu sayede, çocuğunuzun sıkılmadan ders tekrarı yapmasını garantileyebilirsiniz.

 Çocuğunuzun yemek saatinde de düzenli bir plan oluşturun. Her gün belli saatlerde, sağlıklı besinler yemesini sağlayın.

Herkesin dönem dönem enejisini kaybettiği ve aynada kendini istediği şekilde göremediği günler olmuştur. Hiçbir değişiklik olmadığı halde o anki ruh haliyle kendimizi güzel hissetmez ve görmeyiz. Böyle günlerde aynaya bakmak bile moralimizi bozarken kalabalıklar arasına karışmak istemeyiz. 

İşte böyle dönemlerde bile muhteşem görünebileceğimizi vurgulayan Herbalife Global Dış Beslenme Ürün Eğitmeni Jacquie Carter, "kendine güvenmek, gülümsemek, kendini başkaları ile kıyaslamamak, yeni bir görünüm denemek, dik durmak ve kendine iyi davranmak bize kendimizi güzel hissettirir" dedi.

Herbalife Global Dış Beslenme Ürün Eğitmeni ve Dış Beslenme Ürün Pazarlama Direktörü Jacquie Carter en kötü günlerde bile muhteşem görünmek için doğru bakış açısına sahip olmanızı sağlayacak bazı ipuçlarını anlattı.

Güven Olmazsa Olmaz

Klişe olduğunu düşünebilirsiniz fakat her gün mükemmel hissetmenin yolu güvenden geçer. Nasıl görünürlerse görünsünler, bazı insanların ilgi odağı olmayı başarmalarının nedeni kendilerine duydukları güvendir ve bu güven lehinize kullanabileceğiniz bir özelliktir! Güzel görünmek istiyorsanız, olumsuz düşünceleri kafanızdan atın ve kendinizi olumlu yönde güdülemeye başlayın. Kendinizde beğendiğiniz yönlere odaklanın ve aklınızdan geçebilecek olumsuz düşüncelere geçit vermeyin. Saçınızı mı beğeniyorsunuz? O zaman sırtınızı şöyle bir sıvazlatın ve şöyle deyin: Muhteşemim!

Gülümseyin

Anında ruh halinizi değiştirmenin (ve güzel görünmenin!) yolu gülümsemektir. Bana inanmıyor musunuz? Canınız istemiyorsa bile gülümsemeyi deneyin ve bana nasıl hissettiğinizi söyleyin. Ruh halini olumlu etkilemesinin yanı sıra, gülümsemenin güzel görünmeyi ve hissetmeyi sağladığı söylenir. İnsanlar gülümseyen bir kişiyi daha çekici bulurlar ve gülümsemek daha genç görünmenizi sağlar.

Kıyaslamaktan Vazgeçin

Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak ve nasıl göründüğümüze başkalarına göre karar verme tuzağına düşmek gerçekten çok kolaydır. Her insan eşsizdir ve başkalarında olmayan olumlu özelliklere sahiptir. Güzel hissetmenin en iyi yolu, kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine birey olduğunuzu kabul etmektir.

Yeni Bir Görünüm Deneyin

Bazen bir güzellik rutinine takılıp kalırız ve bu kendimizi güzel hissetmememize katkıda bulunabilir. Eğlenceli bir makyajla bir şeyleri değiştirmeye ne dersiniz? Görünümünüzü yeniden keşfetmek, heyecan verici bir deneyim sunmasının yanı sıra, rutinden çıkıp tekrar muhteşem hissetmeniz için ihtiyaç duyduğunuz şey olabilir. Yeni bir saç kesimi, kıyafetler veya ruj rengi denemek ihtiyaç duyduğunuz değişikliği sağlayabilir. Kendinizi rahat hissettiğiniz yepyeni bir stil deneyin. Mükemmel göründüğünüzü bildiğiniz için kendinize olan güveniniz artacak ve dünyaya yepyeni bir enerjiyle bakacaksınız.

Duruşunuza Dikkat Edin

Oturup kalkma biçiminiz, kendinizle ilgili ne düşündüğünüzü ele veren ipuçları içerir. İyi bir duruşu olanlar, dünyaya kendilerine güvendiklerini sözcüklere ihtiyaç duymadan haykırırlar. Kendinizi güzel hissetmeseniz bile, omuzlarınızı geriye doğru atarak dik oturmak veya durmak, özgüveninizi dış dünyaya yansıtır. Kambur durduğunuzu her fark ettiğinizde, birkaç saniyenizi ayırıp duruşunuzu düzeltin. Özgüveninizin arttığını hissedeceksiniz!

Kendinize İyi Davranın

Bazen güzel hissetmek için kendinizi şımartabileceğiniz bir bakıma ihtiyaç duyarsınız. Yorgun, stresli veya endişeli hissettiğinizde, muhtemelen kendinizi muhteşem bulmayacaksınız. Bir saat veya eğer mümkünse tüm gün mola verip kendinizle baş başa kalmayı deneyin. Kafanızı dinleyecek zaman bulduğunuzda, kendinize karşı olumlu hisleriniz artacaktır. Parkta yürüyüş (elbette güneşli bir günde), güzellik salonunu ziyaret etmek veya yeni bir kıyafet satın almak gibi rahatlatıcı bir faaliyette bulunabilirsiniz. Benim favorim mumlardan, yüz maskesinden ve arındırıcı peeling'ten oluşan bir köpük banyosu.

Hepimiz zaman zaman kendimizi pek de çekici hissetmediğimiz günler yaşarız. Kendinizi kötü hissettiğiniz günlerin sayısı iyi hissettiğiniz günlerden fazlaysa, neden böyle hissettiğinizi sorgulamanın vakti gelmiş olabilir. Kendinizi muhteşem hissederek uyandığınız bir gün, durup neyin farklı olduğunu düşünün. Yakın zamanda iyi bir egzersiz yapmış, giyinmek için ekstra zaman harcamış veya iyi hissetmenizi sağlayan bir faaliyete katılmış olabilirsiniz. Nelerin iyi hissetmenizi sağladığını bilirseniz, bu davranışları tekrarlayarak muhteşem hissettiğiniz günlerin sayısını arttırabilirsiniz.