En Son Paylaşılan Haber
Etiket : Diyet zayıflama
Hepimiz gün içerisinde veya akşam evde vakit geçirirken atıştırmak için bir şeyler arıyoruz. Eğer doğru atıştırmalığı bulamazsak vay halimize. Yüksek kalorili atıştırmalıklar yüzünden her sene giderek daha da ağırlaşmaya başlıyoruz. Sağlıklı ara öğünler kişinin vücut ağırlığı ve sağlık durumuna göre 100-250 kalori arasında değişebilir. Ancak ara öğün hakkımızda dolduğunda hala atıştırmak istiyorsak sağlığımız ve kilomuz açısından en mantıklısı en düşük kalorili olanlara yönelmek.
İşte Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber'in önerdiği 100 kalorinin altında 10 lezzetli atıştırmalık.
TARÇINLI ELMA
Özellikle tatlı krizi geldiğinde atlatmanın en keyifli yollarından biridir. Bir büyük boy kırmızı elmayı soyun, ortadan ikiye bölüp, yarısını rendenin iri tarafı ile rendeleyin. Bir tavada elmaları tarçın ile çevirin. Pişen elmaların üzerine 1 yemek kaşığı yarım yağlı yoğurt veya dondurma ilave edin.
DONDURULMUŞ MUZ
İri bir muzu soyun ve yağlı kâğıdın üzerinde donana kadar dondurucuda bekletin. Çıkarınca rende Hindistan cevizi serpiştirin.
DONDURULMUŞ ÜZÜM

On beş iri üzümü yıkayın, buzlukta dondurun. Tahmin etmediğiniz kadar lezzetli ve doyurucu olacak.
SALATALIK SMOOTHİE
Bir adet yeşil elmayı ve istediğiniz kadar salatalığı birkaç buz ile birlikte blenderdan geçirin. Hem sağlıklı, hem de lezzetli. Üstelik 60 kalorinin altında.
MARUL DÜRÜM
İki adet marul yaprağına birer dilim hindi füme ve domates dilimleri koyarak sarın.
YOĞURTLU KRAKER
Tuzlu sade krakerin üzerine 1 yemek kaşığı süzme yoğurt sürün. Hem doyurucu hem leziz, üstelik sadece 56 kalori.
OTLU OMLET
Bir adet yumurtayı çentilmiş dereotu ve maydanoz ile karıştırıp, baharat ve tuz ilave edin ve yağsız tavada pişirin. Atıştırmalık olarak protein tercih etmek metabolizmanızı hızlandırır.
BİTTER ÇİKOLATA
Ortalama 4 tablet bitter çikolatayı bir kupa kahve ile tüketip keyfinize keyif katabilirsiniz. Ayrıca kakaonun kalp sağlığı açısından önemli olduğu bilimsel çalışmalarca kanıtlanmış durumda.
SEBZE SOTE
Sarı, kırmızı ve yeşilbiberleri ince ince doğrayın. Bir tatlı kaşığı zeytinyağında baharatlar ile soteleyin. 1 yemek kaşığı yoğurdu çırpıp üzerine sos olarak gezdirin. C vitamini açısından zengin bir atıştırmalık tüketmiş olun.
ÇİĞ SEBZELER VE YOĞURT DİP SOS
İki yemek kaşığı yoğurdu nane ile çırpın. Salatalıkları, yeşil ve kırmızıbiberleri yıkayın, uzunlamasına doğrayın. Hem lif hem de kalsiyum içeren düşük kalorili bir atıştırmalık.
Hızlı ve sağlıklı bir şekilde zayıflamak için uygulanan diyetlerde, düşük karbonhidratlı beslenme tercih ediliyor. Ancak bilinçsizce uygulanan diyetler, kilo vermek bir yana birçok sağlık problemine de yol açabiliyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Memorial Wellness Sağlıklı Yaşam Danışmanı Doç. Dr. Gökhan Özışık ve Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Işınsu Köksal, düşük karbonhidratlı diyetler ve dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
Kısa zamanda kilo kaybı hedefleniyorsa…
Düşük karbonhidratlı beslenme; meyve, sebze, ekmek ve türevi tahıllar, şeker gibi karbonhidrattan zengin besinlerin sınırlandırıldığı; bunun yanı sıra et, tavuk, balık, süt ve süt ürünleri, yağlı tohumlar gibi protein ve yağdan zengin besinlerin sıklıkla tüketildiği bir programı içermektedir. Düşük karbonhidratlı beslenme programı ile kısa zamanda içerisinde hızlı bir şekilde kilo kaybı hedeflenmektedir.
Doğru uygulandığında diyetin birçok yararı var
Düşük karbonhidratlı diyetin birçok faydası olduğu araştırmalarla kanıtlanmıştır. Doğru uygulanan düşük karbonhidratlı diyetin epilepsi hastalığının hafiflemesinde, tip-2 diyabetli obez bireylerin glikoz ve insülin direncinin azalmasında etkili olduğunu bilinmektedir. Düşük karbonhidratlı diyet, metabolik sendrom ve diyabet hastalığı ile ilgili komplikasyonları da azaltabilmektedir. Farklı bir araştırma ise bu tür diyetlerin iç organların çevresindeki yağlanmayı azaltmada, kan trigliserid değerlerini ve metabolik sendromun belirtilerini hafifletmede yardımcı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bilinçsizce yapılan diyetler tiroidin çalışmasını etkiler
Bilinçsizce yapılan çok düşük karbonhidratlı beslenmenin ise yarardan çok zararı olabilmektedir. Çok düşük karbonhidratlı beslenme; kan şekerinin kritik sınırlara inmesine, tiroit bezindeki hormon üretim dengesini bozulmasına ve T3 hormonu üretimi azalırken reverse-T3 adı verilen hormonun artmasına kısacası üretimin "aktif" hormondan "inaktif" hormon olarak değişmesine neden olmaktadır. Bu da hipotiroidi adı verilen tiroit tembelliğinin oluşmasına yol açabilir.
Kronik yorgunluk görülebilir
Yanlış uygulanan diyetler "stres hormonu" olarak bilinen kortizol hormonunun da artmasına yol açar. Yaşamsal fonksiyonlar için bir numaralı enerji kaynağı olan karbonhidrat girişinin kısıtlanması beyin tarafından "yaşamı tehdit eden bir durum" olarak algılanır. Kortizol artınca vücut kötü gün için yağ depolamaya başlar, sindirim yavaşlar ve halsizlik ortaya çıkar. Kortizol'e olan talebin artması hipotalamus, hipofi, böbreküstü bezleri arasındaki hormonal dengenin aşırı zorlanmasına bu da "kronik adrenal yorgunluk sendromu" adı verilen tabloya yol açabilir.
Yararlı bakteriler azalır, zararlı bakteriler artar
Meyve ve sebzelerin eklenmediği bilinçsizce yapılan bir diyet disbiozise; yani bağırsaktaki yararlı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin artmasına neden olur. Bu da protein, vitamin, mineraller gibi besin öğelerinin sindirilememesi, sindirimin yavaşlamasına neden olur. Bunun aksine belirli oranlarda sebze ve meyveler ile dengelenmiş bir diyet bağırsak sağlığını koruyarak sindirime yardımcı yararlı bakterilerin yani probiyotiklerin artmasını sağlar.
Bilişsel ve fiziksel fonksiyonlar zayıflayabilir
Çok düşük karbonhidratlı diyetler bilişsel fonksiyonların zayıflamasına neden olabilmektedir. Beyin hücrelerinin bazıları yağlardan sentezlenen keton cisimcikleri yerine sadece glikozdan enerji ihtiyaçlarını karşılar. Yetersiz ve bilinçsiz beslenme, glikoz kaynaklarının azalmasına neden olup halsizlik hatta fiziksel performansta da zayıflamaya yol açabilir.
Hormon dengesini bozabilir
Yanlış uygulanan çok düşük karbonhidratlı diyetler kadınlarda progesteron, östrojen, LH ve FSH gibi cinsiyet hormonların salgısını azaltıp adet düzensizliğine neden olabilir ve gebe kalmayı zorlaştırabilir. Aynı zamanda yapılan çalışmalar düşük karbonhidratlı diyetleri kısa dönemde düşük yağlı diyetlere göre daha fazla kilo verdirdiği fakat uzun dönemde ise verilen kiloların hatta bazen fazlasıyla geri alındığını göstermiştir.
Sağlıklı bir şekilde kilo verebilmek için
Düşük karbonhidrat diyetinin doğru uygulanması için bazı noktalara dikkat edilmesi gerekir. Kişiye özel olarak hazırlanan bu beslenme planı; karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineraller gibi tüm makro ve mikro besin öğelerini içermelidir. Belirli besinlere karşı bir hassasiyet yoksa özellikle insülin direncini azaltan ve glisemik indeksi düşük mevsim sebze ve meyvelerinin; çavdar ekmeği, tam buğday, yulaf kepeği, kinoa gibi tam tahıl kaynaklarının belirli miktarlarda beslenme programına eklenmesi gerekir. Glisemik indeksi yüksek şekerli içecekler, hazır meyve suları, yoğun şeker içeren tatlılar ve yüksek düzeyde alkol gibi beslenme alışkanlıkları bırakılmalıdır. Bu şekilde sağlıklı bir şekilde kilo kaybı sağlanıp kalıcı bir beslenme alışkanlığı oluşturulabilir.
Kadınlara "fazla kilolusun" demenin de bir şiddet türü olduğuna dikkat çekildi. Kadınları kiloları nedeniyle horlamanın hem beden hem de ruh sağlığını bozan duygusal şiddet etkisi yapan kadınlara bedenleriyle barışmaları ve kendilerine değer vermeleri çağrısında bulunulduKadına şiddetin gündemden düşmediği günümüzde kadınlara "fazla kilolusun" demenin de aslında bir şiddet türü olduğunu biliyor muydunuz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, kadını fazla kilosu bulunduğu için horlayarak sağlığını ve psikolojini bozmanın duygusal şiddet olduğuna dikkat çekerek, "Bu tür söylemler kadınların güvenini zedeler. Kadınlarda fazla kilo aslında irade zayıflığının değil, kendine bakmamanın göstergesidir. Onları hor görerek hem beden hem de ruh sağlıklarını bozmayın" uyarısını yaptı.
Kilosundan dolayı sürekli eleştirilen, baskı gören kadınların bir süre sonra kilo vermeyi ve zayıflamayı en büyük başarı olarak hayatının merkezine koyduğunu aktaran Gürhan, "Bu durumda kadınlar kilolarından bir an önce kurtulmak için sağlığını tehlikeye atabilecek tehlikeli kilo verme yöntemlerine açık duruma geliyor. Kilo vermek için her yolu deniyor, sağlığını ve yaşamını tehlikeye atıyor" dedi.
Kilo irade zayıflığından kaynaklı değil!
Kamuoyundaki yargının aksine, çoğu kadının irade zayıflığından değil, kendine bakmadığı, beslenmesine özen göstermediği için kilo aldığını da hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, kilo vermek isteyen kadınlara şu tavsiyeleri yaptı:
Kendinizle ve bedeninizle barışın!
Sağlıklı beslenin. Sağlıklı beslenen kişilerin enerjisi yüksek, duruşu sağlam, hafızası berrak, cildi parlak ve saçları canlı olur. Daha genç ve bakımlı görünür.
Kilo vermek için acele etmeyin. Kilo vermek bir süreç ve bu süreç ne kadar sağlıklı olursa, sonuç da o kadar başarılı olur. Kendi bedeninin farkında olan kişi diyette de başarılı olur. Başarı da mutluluk getirir. İnsanın üzerindeki yük azaldıkça enerjisi artar, hareket kabiliyeti yükselir, daha rahat ve kolay kilo verir.
Sağlıklı beslenin enerjiniz artsın!
Sağlıklı ve yeterli beslenen insanların aynı zamanda pozitif olduğunu da açıklayan Gürhan, şunları söyledi: "Kendine güvenleri de yükselir. Hayat enerjileri artar. İş hayatında daha başarılı olur, engelleri daha rahat aşarlar. Sağlıklı beslenen kadınların fiziksel görünümleri değişirken daha rahat kıyafet seçerler. Bu da onları mutlu eder."
Nil Şahin Gürhan, sağlıklı beslenmenin aynı zamanda yeni nesillerin geleceği için de çok önemli olduğunu vurgulayarak, "Sağlıklı anneler sağlıklı çocuklar demek" değerlendirmesinde bulundu.
Duygularımız, hayatımızı yönetirken hep ön planda olmuştur aynı durum yemek seçimlerimize de yansımaktadır. Aç olduğumuzu en basit şekilde karnımız guruldamaya başladığında anlarız ancak duygusal açlık, fiziksel açlıktan oldukça farklı olmasına rağmen ikisini birbirinden ayırt etmek oldukça zor olabilmektedir. Duygular, beslenmemizi etkileyen önemli faktörlerden biridir. Yapılan araştırmalar, normalin üzerinde yemek yeme sebebimizin %75 oranında duygusal duruma bağlı olduğunu gösteriyor diyor, Uzman Diyetisyen Gamze Şanlı Ak.
En önemli soru şu Gerçekten Aç Mısınız?
Beynimiz, sinirler arasında iletişimi ‘nörotransmitter’ adı verilen kimyasallar ile sağlar. Ruh halimizi direk etkileyen nörotransmitter’ler; serotonin, noradrenalin ve dopamin’dir.
Serotonin; rahatlamayı ve sakinleşmeyi sağlamakla birlikte iştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynar. Serotonin stres ve gerilim hissini azaltır.
Dopamin ve Noradrenalin; enerjikliği ve uyanıklığı sağlar. Vücutta üretildiklerinde; birey daha hızlı düşünmeye, tepki vermeye başlar, daha motive hisseder, refleksleri hızlanır.
BEYNİN AÇ
Yale Üniversitesi tarafından yapılan bir çalışmada, açken ve tokken beynin aktiviteleri ölçülüp beynin açlık durumdaki tepkisi gözlemlenmiştir. Katılımcılar bir cihaza bağlanarak kan glikoz seviyelerinden açlık ve tokluk durumlarına, ayrıca işlevsel MRI yöntemiyle beyin aktivitelerine bakılmıştır.
Yemekten iki saat sonra katılımcılara çeşitli yemek fotoğrafları gösterilmiş ve ölçümlere başlanmıştır. Katılımcıların beyindeki, mantıklı düşünme ve karar verme, sebep- sonuç, planlama gibi yönetimsel becerilerinin olduğu kısımda daha fazla aktivite olduğu görülmüştür. Bireyler, yüksek kalorili abur cuburları reddetmek ve duygularını kontrol etmekte daha başarılı olmuştur. Ancak uzun süreli açlık sonrası glikoz değerleri düşmeye başladığında beyindeki duygularımızla ilişkili daha derin alanlar aktive oluyor. Beyin komut vererek bireyi yemeğe yönlendiriyor ve birey gördüğü abur cuburu yemeye başlıyor.
Uzun süreli açlık gibi, yapılan şok ve düşük kalorili diyetler sonucu da besin bulamayan beyin hücreleri, açlık adını verdiğimiz içgüdümüzü harekete geçirir.
KALBİN AÇ
Duygusal yemek yeme, en çok ‘Kalbimiz Aç’ olduğunda ortaya çıkmaktadır. Kızgınlık, öfke, yalnızlık, güvensizlik, suçluluk, kıskançlık, kaygı, hayal kırıklığı, üzüntü, sıkıntı, sevgi boşluğu duygusal yemek yemeği tetikler. Duyguların yerini yemekle doldurmak, kilo alma sürecini başlatacaktır. Kilo aldıkça kendini beğenmeme ve bunun sonucu şok diyet uygulamaları ve sonrasında tekrar kilo alımı vücutta yo-yo sendromuna sebep olacaktır. Mutsuz hisseden kişi kilo alır. Hayal kırıklığı kişiye kendini yalnız ve gelecek hakkında umutsuz hissettirir. Bu da kendine olan ilgisini kaybetmesine ve belki de kilosunu umursamamasına yol açar. Bastırılmış üzüntü fark edilip, başa çıkılmadığı sürece, binge eating olarak adlandırdığımız tıkınırcasına yemek yeme sendromuna yol açabilir. Depresyon yüzünden yiyen kişiler, genellikle süt ürünlerine yönelirler (dondurma, çikolata, peynir gibi). Çünkü süt ürünleri kimyasal yapıları nedeniyle antidepresan ilaçlarla aynı nörolojik etkiyi yaparlar.
MİDEN AÇ
Normalde sağlıklı bir diyet programı kişiyi çok ciddi bir şekilde acıktırmaz. İnsan fizyolojisinde kan şekeri 3 saatte bir düştüğü için, 3 saatlik aralarda mutlaka ara öğünlerin tüketilmesi gerekir. Eğer kişi sadece 3 ana öğünden oluşan bir diyet yapıyorsa, ya da uyguladığı diyet programı kendi vücuduna ve metabolik hızına göre çok düşük kaloride ise o zaman ani açlık krizleri oluşur.
Açlık krizleri/yiyecek aşermelerinin vücudun bilgeliğini yansıttığına inananlardanım; vücudun ihtiyaç duyduğu besin ögelerinin sinyalini verdiğini düşünüyorum. Örneğin; krize girip çikolataya aşermek vücudun daha fazla antioksidana ihtiyaç duyması olabilir. Bununla birlikte aslında bir kase dolusu kırmızı üzüm, çikolataya oranla daha yüksek antioksidan sağlar ancak çoğumuz üzüm yerine çikolatayı tercih ederiz.
Açlık krizlerinin ve aşermelerin psikolojik mi fizyolojik mi olduğuna dair çok uzun zamandır araştırma yapılmakta ancak her iki durumunda etkili olabildiği görülmektedir. Örneğin; küçükken hasta olduğumuzda annemizin yapmış olduğu tavuk suyu çorba bizi iyileştirmeye yeter. Büyüyünce de hasta olduğumuzda psikolojik olarak anne eli değmiş tavuk suyuna çorbanın işe yaracağını düşünürüz. Her yiyeceğe aşerebiliriz ancak genelde bunlar pek de besleyici olmayan yiyeceklerdir ve bu durumlarda psikolojik faktörler muhtemelen fiziksel ihtiyaçlardan daha etkilidir.
Açlık kriziniz/aşermeleriniz karşı konulamaz duruma geldi ve kaçamak yaptınız kendinizi suçlu hissediyorsunuz...
Çok sıkı diyetler uygulamak veya diyetteyken bazı grupları kısıtlamak (özellikle karbonhidratları) bu krizlerin pik yapmasına neden olur ve kendinizi kısır bir döngünün içinde bulabilirsiniz. Bazıları başarılı olabilir ancak genelde kaçınma daha da güçlü bir istekle sonlanır. Aşerilen yiyecek ciddi bir sağlık riski oluşturmadığı sürece (yüksek tansiyonu olan birinin tuzlu yiyecekler aşermesi gibi) bu isteği gidermenin ancak bunu ılımlı bir şekilde yapmak daha iyidir. Bazen yüksek kalorili ve yağlı yiyeceklerden minik miktarlarda tüketmek kendinizi kontrol etmenize yardımcı olabilir.
Açlık Krizleri/Aşermelerle Başa Çıkmanın İpuçları;
• Açlık krizleri genelde kısa sürelidir 20 dakika dayanabilirseniz bu isteğinizin geçtiğini görebilirsiniz.
• Ara öğünlerinizi planlayarak krizleri önleyebilirsiniz, çalışma masanızın çekmecesinde, arabanızda ve çantanızda mutlaka sağlıklı atıştırmalıklar taşıyın.
• Kriz anlarınızı ve aşermelerinizi not edin. Örneğin günün hangi saatlerinde açlık krizi yaşıyorsunuz hangi yiyeceklere aşeriyorsunuz, ne kadar uzun sürüyor ve nasıl başa çıkıyorsunuz? Aşermeleriniz hakkında notlar tutmak ilerideki günler için size ışık tutacaktır ve kontrol edilebilirliği sağlayacaktır.
• Sağlıklı alternatiflere yönelin. Cips yerine yağsız patlamış mısır olabilir. Sert ve gevrek bir şeyler mi canınız çekiyor o zaman meyve kurularını deneyin.
• Tatlı mı istiyorsunuz? Elma, armut veya şeftaliyi fırınlayıp üzerine tarçın eklemeye ne dersiniz.
• Bazen susuzlukla açlık birbirine karışır. Acıktığınızı hissettiğinizde önce su için ve bekleyin, çoğu zaman aslında aç olmadığınızı fark edeceksiniz.

Tek seansta yağ hücrelerini yok eden Ultra Ice Lipo teknolojisi Türkiye’ye geldi. Kilolarınızdan kurtulmanın yolu artık yağları önce ısıtıp sonra eksi 10 dereceye düşüren vücudu şaşırtan tedavi yönteminden geçiyor.
Tek seansta göbek eriten, incelten ve de yağ hücrelerini ameliyatsız olarak yok eden bu yöntem Avrupa ve Amerika’da film öncesi Hollywood yıldızlarına uygulanıyor. Oyuncuların elbiselere bir an önce girmesi için avantaj sağlıyor.
Fazla kilolarınızdan kurtulmanın yolu artık yağları önce ısıtıp sonra eksi 10 dereceye düşüren vücudu şaşırtan tedavi yönteminden geçiyor. Göbek, basen, bacak içi, sırt bel çevresi bölgesine uygulanan bu yöntem yağ hücrelerinin önce ısıtılıp sonra eksi 10 dereceye kadar getirilerek vücut tarafından bloke edilmesini sağlıyor. Vücut, işlem sırasında dondurulan yağları yok sayarak dolaşım sistemi ile atıyor.
1 Saatte Zayıflayın
Diyet yapılarak ya da sporla verilemeyen yerleşmiş bölgesel yağları hedef alan Ultra Ice Lipo, İtalya Ferere üniversitesinde Dr. Fabrizio ve ekibi tarafından yüzlerce hastaya uygulanmış sonra Amerika ve Brezilya’da Dr. Kostas tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Mucizevi yöntemi Türkiye’ye getiren, Estetik Uzmanı ve Türkiye’nin ilk Güzellik Koçu Meltem Şarkışlalı, “Yağ aldırma operasyonlarına alternatif olan bu yöntem; önce ısıtma, sonra soğutma ile vücudu şaşırtıp, yağ hücrelerini tek seansta yok ederek vücuttan süreç içinde atılımını sağlıyor. Acısız,, ağrısız ve ameliyatsız olarak uygulanan yöntem ortalama 1 ya da 2 saat sürüyor” şeklinde konuştu.
Yan Etkisi Olmadan Uygulanan Bir Yöntem
Yan etkisi olmayan ve doktor kontrolünde uygulanan yöntem, kalp, diabet ve tiroit hastalarında da başarılı sonuçlar veriyor. Yağ aldırma işlemi olmadan tek seansta yapılan uygulama sonrası hastalar şikâyetçi oldukları bölgedeki yağlardan kurtuluyor. Kişinin yaş, kilo ve durumuna göre uygulanan bu yöntem sonrası kişiler normal hayatına hemen dönebilmekte acı ve ağrı duymamaktadır.
Tek seansta göbek eriten, incelten ve de yağ hücrelerini ameliyatsız olarak yok eden bu yöntem Avrupa ve Amerika’da film öncesi Hollywood yıldızlarına uygulanıyor. Oyuncuların elbiselere bir an önce girmesi için avantaj sağlıyor.
Fazla kilolarınızdan kurtulmanın yolu artık yağları önce ısıtıp sonra eksi 10 dereceye düşüren vücudu şaşırtan tedavi yönteminden geçiyor. Göbek, basen, bacak içi, sırt bel çevresi bölgesine uygulanan bu yöntem yağ hücrelerinin önce ısıtılıp sonra eksi 10 dereceye kadar getirilerek vücut tarafından bloke edilmesini sağlıyor. Vücut, işlem sırasında dondurulan yağları yok sayarak dolaşım sistemi ile atıyor.
1 Saatte Zayıflayın
Diyet yapılarak ya da sporla verilemeyen yerleşmiş bölgesel yağları hedef alan Ultra Ice Lipo, İtalya Ferere üniversitesinde Dr. Fabrizio ve ekibi tarafından yüzlerce hastaya uygulanmış sonra Amerika ve Brezilya’da Dr. Kostas tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Mucizevi yöntemi Türkiye’ye getiren, Estetik Uzmanı ve Türkiye’nin ilk Güzellik Koçu Meltem Şarkışlalı, “Yağ aldırma operasyonlarına alternatif olan bu yöntem; önce ısıtma, sonra soğutma ile vücudu şaşırtıp, yağ hücrelerini tek seansta yok ederek vücuttan süreç içinde atılımını sağlıyor. Acısız,, ağrısız ve ameliyatsız olarak uygulanan yöntem ortalama 1 ya da 2 saat sürüyor” şeklinde konuştu.
Yan Etkisi Olmadan Uygulanan Bir Yöntem
Yan etkisi olmayan ve doktor kontrolünde uygulanan yöntem, kalp, diabet ve tiroit hastalarında da başarılı sonuçlar veriyor. Yağ aldırma işlemi olmadan tek seansta yapılan uygulama sonrası hastalar şikâyetçi oldukları bölgedeki yağlardan kurtuluyor. Kişinin yaş, kilo ve durumuna göre uygulanan bu yöntem sonrası kişiler normal hayatına hemen dönebilmekte acı ve ağrı duymamaktadır.
Taze meyve, sebze, yeşillik, zeytinyağı ve balığın ağırlıklı olarak yer aldığı Akdeniz diyetinin beyin sağlığı için de çok önemli olduğuna dikkat çeken uzmanlar, beyin yapısındaki bağlantıları koruyan Akdeniz diyetinin bilişsel yaşlanmayı yaklaşık 10 yıla kadar geciktirebildiğini kaydediyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, taze sebze ve meyve, balık ve zeytinyağının ağırlıklı olduğu Akdeniz diyeti ile beyin sağlığının da korunduğunu ve sağlıklı yaşlanmanın mümkün olduğunu söyledi.
Akdeniz diyeti beyni koruyor
Sebzenin az, etin ise daha fazla tüketildiği beslenme kültürlerinde yaşlanma belirtilerinin de erken görüldüğüne dikkat çeken Gizem Köse, beslenme ile beyin sağlığı arasındaki ilişkinin yapılan araştırmalarla da kanıtlandığını söyledi.
Erken yaşlılık döneminde uygulanan Akdeniz diyetinin beyin yapısındaki bağlantıları koruduğunun çalışmalarla ortaya çıktığını belirten Gizem Köse, "Alzheimer's & Dementia dergisinde yayınlanan son makalede Fransızlar'ın yaptığı çalışmalarda erken yaşlılık döneminde uygulanan Akdeniz diyetinin beyin yapısındaki bağlantıları koruduğu yer alıyor.
Çalışmaya göre Akdeniz diyetinin bilişsel yaşlanmayı neredeyse 10 yıla kadar geciktirebildiği gözlenmiş. Akdeniz diyetinin yararı yıllardır biliniyor ve yaklaşık 30 yıldır da bu diyet ve vücut fonksiyonları üzerine araştırmalar yapılıyor. Özellikle et tüketmeyi seven bir toplum olarak sebze tüketimimizin az olması nedeniyle yaşlanma belirtileri de erken ortaya çıkıyor." dedi.
Akdeniz diyetinin beyin sağlığının yanı sıra aynı zamanda dolaşım sistemine ve dolayısıyla kalp üzerine de bolca olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Gizem Köse, "Akdeniz diyeti, özellikle protein alımını beyaz ete hatta balık tüketimine yöneltmesiyle omega-3 alımını da arttırıyor.
Bol sebze, meyve, balık ve de zeytinyağının öne çıktığı Akdeniz diyeti yeşillikler ve zeytinyağı bir araya geldiğinde bol bol vitamin ve yağ asidi tüketmiş olursunuz. Sağlığınıza olumlu etkilerin yanında bolca K vitamini alarak cildinizin de daha sağlıklı ve canlı olmasını sağlarsınız." dedi.
Tahılları çeşitlendirin, her öğünde sebze yiyin
Diyetisyen Gizem Köse, Akdeniz diyeti ile ilgili şu önerilerde bulundu:
• Kırmızı et yerine balık tüketin.
• Her öğünde mutlaka sebze olsun, hatta akşam yemekleri sadece sebze tüketin.
• Zeytinyağı en sağlıklı yağdır, her yemekte kullanın ama kalorisine de dikkat!
• İşlenmiş beyaz tahıllardan uzak durun, tahılların bir sürü çeşidi var. Alışveriş sırasında raflara iyice bir göz gezdirin. Sebzeli, tam tahıllı, çavdarlı birçok pirinç, makarna, kinoa ve ekmek görebilirsiniz. Tek yönlü tahıl tüketmeyin, hep çeşitlendirin.
• Haftada 2 kere kurubaklagil tüketin! Kurubaklagiller hem barsak sağlığı için gerekli hem de bolca bitkisel protein içeriyor. Yani kırmızı et ile alamadığınız proteinin bir kısmını karşılayabilirsiniz. Ancak hatırlatayım kırmızı et olmadan da olmaz! Haftada 1 kırmızı et olsun.
• Canınız tatlı bir şeyler istediğinde önce meyve tüketin, baktınız geçmiyor sütlü tatlı tüketin. Şerbetli tatlılardan mümkün oldukça uzak durun, bol meyve… Bol derken günde 1 kilo değil tabii.. Her gün 3 taze meyve yeterli…
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, taze sebze ve meyve, balık ve zeytinyağının ağırlıklı olduğu Akdeniz diyeti ile beyin sağlığının da korunduğunu ve sağlıklı yaşlanmanın mümkün olduğunu söyledi.
Akdeniz diyeti beyni koruyor
Sebzenin az, etin ise daha fazla tüketildiği beslenme kültürlerinde yaşlanma belirtilerinin de erken görüldüğüne dikkat çeken Gizem Köse, beslenme ile beyin sağlığı arasındaki ilişkinin yapılan araştırmalarla da kanıtlandığını söyledi.
Erken yaşlılık döneminde uygulanan Akdeniz diyetinin beyin yapısındaki bağlantıları koruduğunun çalışmalarla ortaya çıktığını belirten Gizem Köse, "Alzheimer's & Dementia dergisinde yayınlanan son makalede Fransızlar'ın yaptığı çalışmalarda erken yaşlılık döneminde uygulanan Akdeniz diyetinin beyin yapısındaki bağlantıları koruduğu yer alıyor.
Çalışmaya göre Akdeniz diyetinin bilişsel yaşlanmayı neredeyse 10 yıla kadar geciktirebildiği gözlenmiş. Akdeniz diyetinin yararı yıllardır biliniyor ve yaklaşık 30 yıldır da bu diyet ve vücut fonksiyonları üzerine araştırmalar yapılıyor. Özellikle et tüketmeyi seven bir toplum olarak sebze tüketimimizin az olması nedeniyle yaşlanma belirtileri de erken ortaya çıkıyor." dedi.
Akdeniz diyetinin beyin sağlığının yanı sıra aynı zamanda dolaşım sistemine ve dolayısıyla kalp üzerine de bolca olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Gizem Köse, "Akdeniz diyeti, özellikle protein alımını beyaz ete hatta balık tüketimine yöneltmesiyle omega-3 alımını da arttırıyor.
Bol sebze, meyve, balık ve de zeytinyağının öne çıktığı Akdeniz diyeti yeşillikler ve zeytinyağı bir araya geldiğinde bol bol vitamin ve yağ asidi tüketmiş olursunuz. Sağlığınıza olumlu etkilerin yanında bolca K vitamini alarak cildinizin de daha sağlıklı ve canlı olmasını sağlarsınız." dedi.
Tahılları çeşitlendirin, her öğünde sebze yiyin
Diyetisyen Gizem Köse, Akdeniz diyeti ile ilgili şu önerilerde bulundu:
• Kırmızı et yerine balık tüketin.
• Her öğünde mutlaka sebze olsun, hatta akşam yemekleri sadece sebze tüketin.
• Zeytinyağı en sağlıklı yağdır, her yemekte kullanın ama kalorisine de dikkat!
• İşlenmiş beyaz tahıllardan uzak durun, tahılların bir sürü çeşidi var. Alışveriş sırasında raflara iyice bir göz gezdirin. Sebzeli, tam tahıllı, çavdarlı birçok pirinç, makarna, kinoa ve ekmek görebilirsiniz. Tek yönlü tahıl tüketmeyin, hep çeşitlendirin.
• Haftada 2 kere kurubaklagil tüketin! Kurubaklagiller hem barsak sağlığı için gerekli hem de bolca bitkisel protein içeriyor. Yani kırmızı et ile alamadığınız proteinin bir kısmını karşılayabilirsiniz. Ancak hatırlatayım kırmızı et olmadan da olmaz! Haftada 1 kırmızı et olsun.
• Canınız tatlı bir şeyler istediğinde önce meyve tüketin, baktınız geçmiyor sütlü tatlı tüketin. Şerbetli tatlılardan mümkün oldukça uzak durun, bol meyve… Bol derken günde 1 kilo değil tabii.. Her gün 3 taze meyve yeterli…
Spor ve egzersiz, sağlıklı bir hayat için en önemli faktörlerden birisi. Ancak sadece zayıflama amacıyla yapılan spor ve egzersiz tek başına hem yetersiz kalıyor hem de tam verim sağlamıyor. Beslenmemizde değişiklik yapmadığımız sürece, yaptığımız spor da yeterli olmuyor. Diyetisyen Emre Uzun, vücut formunu şekillendirmek, iyileştirmek, korumak, sağlıklı ve yormayacak bir çalışma için beslenme faktörünün atlanmaması gerektiği vurguluyor.
Sağlıklı yaşamak ve formda kalmak birçoğumuzun isteği. Sporun yanı sıra ne şekilde beslendiğiniz de kilo vermenizde ve formda kalmanızda önemli rolü olduğu bir gerçek. Bazen fazla kaçırılan yemekler, yapılan kaçamakların size kilo olarak geri dönüşü canınızı sıkabilir. Peki, yediklerinizin ne kadar süreli, hangi spora eşdeğer olduğunu biliyor musunuz? Diyetisyen Emre Uzun, 1 dilim pasta veya pizza, hamburger, patates kızartması gibi genelde kaçamak yapılan zamanda tercih edilen bu yiyecekleri yakmak için kaç saat ve hangi sporu yapılması gerektiğini açıkladı.
1 dilim çikolatalı pasta, 3 saatlik ev işine eşit
Diyetisyen Emre Uzun; "180-200 gramlık bir pizza dilimi yaklaşık 350-400 kaloriye denk geliyor. 1 saatlik yüzme ile bunu telafi edebilirsiniz. Çeşit ve boyutuna göre ortalama 110-130 gramlık bir hamburger yaklaşık 240-270 kalori.
Bu kaloriyi yakabilmek için yaklaşık 1,5-2 saat tempolu yürüyüş yapmanız gerekir. 70-80 gramlık bir dilim çikolatalı pasta ortalama 270-300 kalori. Bu kaloriyi harcamak için ise 2 buçuk-3 saat aktif bir şekilde ev işi yapmanız lazım. Özellikle bayramda en tehlikeli tatlılardan biri olan baklava ortalama 70 – 80 gramı 240- 250 kaloridir. 1 buçuk-2 saat zumba veya dans ile bu kaloriyi harcayabilirsiniz."
Bir kutu meşrubat için 300 dakika merdiven inip çıkılması gerekiyor
330 cc'lik bir kutu meyve suyu yaklaşık 180-200 kalori olduğunu ve bu kaloriyi harcamak için ortalama 300 dakika boyunca merdiven inip çıkmanızın şart olduğunu söyleyen Diyetisyen Emre Uzun, sözlerine şöyle devam ediyor; "Kızartılmış patatesin ne kadar yüksek kalorili olduğunu bilmeyen yoktur. 100-150 gram patates kızartması yaklaşık 400-500 kaloridir. 1,5 saat yüksek tempoda kürek çekerek bu kaloriyi harcayabilirsiniz.
Yaklaşık 300 kalori olan 1 porsiyon pideden alınan kaloriyi, 1-1,5 saat aerobikle yakabilirsiniz. 600 kalori olan bir porsiyon kebabın kalorisini harcamak için 1,5-2 saat tempolu bisiklet çevirmeniz gerekir. 80-100 gramı yaklaşık 160-180 kalori olan lahmacunu ise 30-45 dakika basketbol ile yakabilirsiniz. Ortalama 280- 320 kalori olan 150-200 gram soslu makarnanın kalorisini yakmak için ise en az 2-2,5 saat aktif ev işi yapmanız gerekiyor."
Bunlara dikkat ederken mutlaka vücuttaki yağ oranınızı da kontrol altında tutmanız gerektiğini söyleyen Diyetisyen Emre Uzun, vücut analiz ekipmanlarından faydalanarak yağ ölçümünüzü yaptırılmasını öneriyor. Tartı'nın Tanita vücut analiz ekipmanları, pratik kullanımı sayesinde kişilerin vücut analizlerini kendilerinin de yapabilmesini sağlıyor.
Kilo, yağ ve vücut sıvı oranı, kas ve kemiklerin ağırlığını, fiziksel aktivite derecesini, günlük alınması gereken kalori miktarı ve metabolizma yaşı gibi birçok değeri analiz eden Tanita vücut analiz ekipmanları ile doğru sonucu 10 saniyede görebilirsiniz.
Dönem dönem kişilerde tatlı yemeye karşı duyulan istek artabilir. Tatlı krizinin nedenlerinden biri de düzensiz beslenmedir. Tatlı isteğini azaltabilmek ve kan şekerini dengede tutabilmek için günlük beslenmenin yeterli ve dengeli olmasının gerekir. Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Demir, "Yeterli enerji ve besin ögelerini alamayan, uzun süre aç kalan, yanlış diyetler uygulayan, öğünlerini düzenli tüketmeyen kişilerde tatlı isteği daha fazla olabilir. Çok sık tatlı tükettiğinizde de tatlıya olan eğiliminiz artabilir" açıklamasında bulundu.
Glikoz ve insülin (pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan hormon) metabolizmasındaki bozukluk nedeni ile de tatlıya düşkünlük gelişebileceğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Demir "Ağızda kuruluk, gerginlik, konsantrasyon bozukluğu, çok sık idrara çıkma, aşırı tatlı isteği, halsizlik vb. belirtiler varsa herhangi bir sorun olup olmadığını öğrenebilmek için endokrinoloji desteği alınmalıdır" dedi.
Özellikle Regl Öncesinde Kadınlarda Tatlı Yeme İsteği Artıyor
Beynin serotonin ve endorfin adı verilen mutluluk hormonları salgıladığını vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Demir tatlı krizine dair önemli bilgiler paylaştı. Demir "Yaşamış olduğumuz bazı sıkıntılar nedeni ile bu hormonlar yetersiz salınır ve kendimizi mutsuz hissederiz. Böyle durumlarda tatlıya yönelir, psikolojik olarak bizi mutlu ettiğine inanırız. Özellikle adet öncesi dönemde kadınlarda tatlı isteği yine hormonların etkisi ile artış gösterebilir" açıklamasında bulundu.
Tatlı Krizi Nasıl Önlenebilir?
• Öğün atlamamaya çalışın. Kan şekerinizi dengede tutmak, metabolizma hızını arttırmak ve bir sonraki öğünde oluşabilecek açlık durumunuzu kontrol altında tutmak için öğün aralarında minimum 2 maksimum 4 saat olacak şekilde günde 5-6 öğün beslenmeye özen gösterin. Aksi takdirde kan şekeriniz düşer ve canınız daha çok tatlı isteyebilir.
• Doğal tatlı olarak meyve tüketebilirsiniz. Hem antioksidan vitaminler hem de yeterli lif almanız için günde 3-4 porsiyon meyve tüketmeye özen gösterin.
• Glisemik indeksi yüksek besinler kana çabuk karışır ve şeker düzeyinizi hızlı yükseltip, hızlı indirir. Bu da sizin tatlı isteğinizi arttırır. O yüzden lif oranı yüksek, glisemik indeksi düşük karbonhidratlar tüketin. Örneğin; pirinç yerine bulgur, kinoa, beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, karpuz muz yerine elma, armut, şeftali tercih edebilirsiniz.
• Kuru meyvelerin fruktoz ve glukoz oranı daha yüksektir ve daha çok tatlıdır, fakat vitamin-mineral değerleri yüksektir. Gün içinde porsiyon ölçüsüne dikkat ederek kuru üzüm, dut, kayısı gibi meyveler tüketirseniz tatlı isteğinizi azaltabilirsiniz.
• Meyveleri tüketirken yanında süt, yoğurt, kefir gibi protein kaynağı besinlerle tüketmeniz, meyvedeki şekerin daha yavaş emilmesini sağlar.
• Pekmez hem doğal şeker hem de vitamin-mineral deposudur, enerji verir. Ölçüsüne dikkat ederseniz günlük beslenmenizde yer alabilir.
• Şerbeti tatlılar yerine haftada 1-2 defa sütlü tatlı veya meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz.
• Tarçının kan şekerini regüle etkisi olduğundan yeşil çay, beyaz çay veya diğer bitki çaylarınıza çubuk tarçın, süte veya yoğurda ise toz tarçın olarak ilave edebilirsiniz.
Yağ enjeksiyonları estetik cerrahide kullanılan en etkili uygulamalardan birisi. Bölgesel yağlardan elde edilen kök hücreden zengin yağ dolgusu ise, bugün estetik cerrahinin her uygulamasında kullanılıyor."Yağ enjeksiyonu aslında plastik cerrahi tarihinin başından beri var. Amaç olan yerden, olmayan yere bu yağların transferini sağlamaktır. Geliştirdiğim Cihantimur Yağ Transferi ise, açık ara farklılıklar gösteren ve hastaya son derece etkili bir geri dönüş sağlayan tekniklerimden bir tanesi" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, tekniğin ayrıntıları anlattı: "Klasik yağ transferlerini incelediğimizde 2 farklı problemin oluştuğunu gözlemleriz.
Klasik yağ transferlerinde, birinci sorun, yağlar koyulan yerde yaşayamıyor, ikincisi ise ölerek yerleştirildikleri yerlerde sertleşmeye başlıyorlar. İşte tüm bu sorunları ortadan kaldırabilmek için Cihantimur Yağ Transfer tekniğini geliştirdim. Bu teknikte az evvel saydığım dezavantajlar yaşanmıyor çünkü yağı hava almadan, kök hücreden zengin bir şekilde, yani içeriğindeki hayati öneme sahip kök hücrelerin yaşamasına olanak sağlayarak transfer ediyoruz. Cihantimur Yağ Transfer tekniğinde, yağ yerleştirildiği yerde yaşamaya devam ediyor, doğal olarak sertleşme yaşanmıyor, doğal görünüyor ve uzun süre tutunuyor"
Amacımız doğal görünüm veren, yaşayan hücreler
" Bu noktada aslında bizim amacımız operasyonu tek aşamaya düşürmek ve yağların enjekte edildikleri bölgede yaşamasını sağlamak. Aslında bu alanda uzmanlaşmış plastik cerrahlar bu yönteme yakın yöntemler kullanıyorlar. Ama bizim uyguladığımız bu yöntem henüz yeterince anlaşılmış değil.
Söz gelimi hastanın bedeninden aldığımız yağı kapalı bir sistemden geçiriyoruz. Bu şekilde kesinlikle hava almıyor, hava zincirinden etkilenmiyor, bozulmuyor, dolayısıyla aktarıldığı yerde yaşamaya devam ediyor" diyen Cihantimur, ayrıca bu yağı kök hücreden zengin hale getirdikten sonra enjeksiyonun yapıldığının da altını çizdi ve ekledi: " Kök hücreden zengin, hava almamış, ölmemiş, kısaca yaşayan bir dokuyu sorunlu bölgeye enjekte ettiğimiz de ise, son derece doğal bir görüntü elde ediyoruz. Yaşayan hücreler dolayısıyla tutunarak, hastaya kalıcı bir estetik de sağlıyor".
Geniş bir kullanım alanı var
" Cihantimur Yağ Transfer sisteminin çarpık bacakların düzeltilmesi, dudak, meme büyütme, yüz estetiği ve daha pek çok yerde, geniş bir kullanım alanı var. Örümcek Ağı Estetiği ile kombine bir şekilde yaptığımızda ise, özellikle yüz bölgesinde muazzam sonuçlar alıyoruz. Dolgu uygulamalarından en büyük avantajı ise, bedeninize kendi hücrelerinizin tekrar enjekte ediliyor olmasıdır.
Alerji ve ya kimyasalların yol açabileceği riskler ortadan kalkar. Kısaca sorunlu bölgenizden yağı alıp, ihtiyacı olan bir başka alana transfer ediyoruz, üstelik yaşayan hücresel boyutta yapıyoruz bunu" diyen Cihantimur, ayrıca transfer edilen yağların bölgede yaşama süresinin kişinin kendi genetiği ve yaşam kalitesi ile alakalı olduğunun da altını çizdi.
Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Oya Yüksek'in verdiği bilgilere göre, yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik (oturarak çalışma) ve insülin dengesizliği bu sorunun başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Kandaki şekeri kontrol eden insülun hormonunun kandaki seviyesi büyük önem taşıyor. İnsülin metabolizması bozulduğu zaman kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar ve özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluşuyor. Bununla birlikte alınan yüksek karbonhidrat da bu rahatsızlığı tetikliyor.
Kalori Kadar Tüketilen Besinler de Önemli
Diyabet Merkezi'nin yaptığı bir çalışmada yağlanmanın önlenmesi için hem alınan kaloru miktarının hem de tüketilen besinlerin önemli olduğu belirlendi.
Araştırma kapsamında; aynı kaloriye fakat farklı besin öğelerine sahip üç beslenme programı hazırlanarak, 62 yaş civarında ailesinde diyabet geçmişi olan ve vücutlarında insülin direnci gelişmiş 11 obez katılımcıya uygulandı. Bu katılımcılar 28 gün boyunca 1600 kalorilik ve dört öğüne bölünmüş (öğün başına 400 kal) bir program uyguladı.
Diyetler şu şekilde düzenlendi;
1. Yüksek karbonhidrat içeren beslenme programı
2. Yüksek doymuş yağ beslenme programı
3. Akdeniz tipi diyet
Sonuç olarak; kilo ve yağ değişimleri olmadı fakat yüksek karbonhidrat alındığı zaman vücut yağlarının göbek bölgesine doğru biriktiği gözlemlendi. Diğer bir iddia ise; yüksek karbonhidrat ile birlikte alınan tekli doymamış yağların insülin metabolizmasını düzelttiği için göbek bölgesi yağlanmasını yavaşlattığı ve koruduğu şeklinde.
Bu çalışmada tekli doymamış besin kaynağı olarak; avokado, ceviz, zeytinyağı, zeytin, çekirdek ve bitter çikolata kullanıldı. Bununla birlikte birçok çalışma tekli doymamış yağların insülin metabolizması üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu savunuyor.
Tekli doymamış yağ asidi (mufa) kaynakları şöyle sıralanıyor:
• Zeytinyağı, kanola yağı, badem yağı
• Fındık, fıstık, ceviz
• Avokado, zeytin
Göbeği Eritmek İçin Özel Formül: SED
1. Sıkılaştırma: Vücut kaslarını korumak için sıkılaştırma(kuvvetlendirme) hareketlerinin yapılması.
2. Egzersiz: Yağ yakımı için aerobik egzersiz.
3. Diyet: Kalp sağlığını koruyan doymamış yağların çok, doymuş yağların az olduğu Akdeniz Tipi beslenme programı ve kilo yönetimi için gün başına alınan enerjiden 100 kal/gün kısıtlamak.
Diyet Yaparken Bunlara Dikkat!
• Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünleri tercih etmek ve karbonhidrat alımında ise karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünlerinin tüketilebilir.
• Salata ve yemeklerde zeytinyağı veya kanola yağı kullanılabilir.
• Öğün aralarında fındık veya ceviz tüketilebilir.
Öyle bir yiyecek olsa ki, yesek yesek kilo almasak…İşte bu niteliği taşıyan başucu sebzelerinden biri de turptur.Ülkemizde çok yetiştirilen pazarlarda gözlerimize renk cümbüşü getiren turpa sofralarımızda yeteri kadar yer açmıyoruz. İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, özellikle zayıflamaya çalışırken bize çok faydası olacak turpla ilgi bilgiler veriyor:
• Turp katı sebzelerden biridir, kişiye çiğneme duygusunu tatmin etme açısından çok faydası olur. Canınız bir şeyler atıştırmak istediğinde turpu dilimleyip, az tuz bol limonla birlikte tüketebilirsiniz, çok yedim duygusu oluşturmaya birebirdir.
• Turpun kan şekerini yükseltme ölçeği olan glisemik indeksi düşüktür. Kan şekerinizde oynama yapmayacağı için sizi daha uzun süre tok tutar.
• Turpun lif oranı yüksektir, midede ve bağırsaklarda çözülüp tokluk hissini pekiştirir.
• Sülfürlü bileşikler açısından zenginidir; karaciğer ve safra dostudur, kansere karşı koruyucudur.
• Ilaç gibi besinlerden biri olan turp, fitosterol bakımından zengin olduğu için kolesterolü dengeleyici etki gösterir.
• Potasyum açısından zengin olduğu için tansiyonu dengeler. Kalp koruyucu etki gösterir.
• Çok iyi bir C vitamini kaynağı olduğu için bağışıklık sisteminizi korumak ve grip olmamak için her gün küçük bir kase yemeye özen gösterin.
• Ülkemizde guatrın en büyük nedeni iyot eksikliğidir, turp iyot açısından zengin olduğu için tirod hastalıklarından korur.
• Folik asit açısından zengin olduğu için hücrelerimizin DNA ve RNA onarımını sağlar. Yaşlanmayı önler.
Düğüne hazırlık süreci, hayatınızda hiçbir zaman olmadığı kadar yoğun geçiyor. Sürekli araştırma yapıyor, alınacaklar listesi hazırlıyor, arkadaşlarınıza danışıyor, iş çıkışı koşa koşa alışveriş merkezlerine ya da mobilyacılara gidiyorsunuz. Ev bakma telaşı, yeni eşyalar, düğün organizasyonu, bitmek bilmeyen detaylar ve olmazsa olmaz gelinlik provası. Gelinlik provaları başladıktan ve gelinliğiniz dikildikten sonra kilonuzda değişiklik olmaması gerekir ki, düğün günü her hangi bir sürpriz durumla karşılaşmayın. O halde, gelinlik provalarınız başlayana kadar fazlalıkları vermeniz, düğüne kadar kilo almamanız gerekir. Diyetisyen Kübra Bal'ın önereceği 10 püf nokta ile gelinliğiniz içinde kendinizi mutlu ve hafif hissedebilirsiniz.
Proteinli kahvaltı
Her sabah, 1 haşlanmış yumurta, 2 dilim peynir ve 2 dilim esmer ekmekten oluşan protein ağırlıklı ve glisemik indeksi düşük bir kahvaltı yapmanız, günün geri kalan kısmını rahat geçirmenizi sağlayacaktır. Bu kahvaltıya alternatif olarak 1 kase laktozsuz süte 4 kaşık sade yulaf ve 2 adet kuru erik veya kayısı ekleyerek yapacağınız bir kahvaltı da kabızlık ve şişkinlik sorunu yaşamamanızı sağlar.
Sağlıklı ara öğünler
Koşturmalar içerisinde öğünlerinizi yapmayı unutuyorsanız, kan şekeriniz düşer ve kendinizi sinirli ve halsiz hissedebilirsiniz. Çantanızda ve aracınızda sağlıklı ara öğünler bulundurun. 2 ceviz, 10 iç badem, 2 hurma ve 10 fındıktan oluşan bir karışım kendinize gelmenizi sağlayacaktır.
Renklerden yararlanın
Gün içerisinde farklı renkli meyve ve sebzeler tüketerek düğün gününüze kadar enerjinizi yüksek tutun. Günde 1 kırmızı (elma, çilek, nar,..) 1 yeşil (kivi, ıspanak, brokoli,..) 1 turuncu (portakal, balkabağı, havuç,..) renkte meyve ve sebzeniz olsun.
Pürüzsüz cilt
Düğününüzde ışıltılı ve pürüzsüz bir cildinizin olması için, günde 2 litre su için, çay ve kahveyi az tüketin. E vitamini içeren badem, ay çekirdeği ve cevizden haftada 2 gün 1 avuç tüketin. Her gün 1 tatlı kaşığı keten tohumu yağını yoğurdunuza ekleyerek cildinizin nemlenmesini sağlayın.
Yürüyün
Zamanınızın çoğu oradan oraya koşturmakla ve işleri organize etmekle geçse de açık hava yürüyüşleri, hem mutluluk hormonunuzun salgılanmasını hem de fit bir bedene sahip olmanızı sağlayacaktır. Ayrıca, her yere arabanızı çıkarmayın, alışverişlerinizde asansör kullanmayın.
Düzenli uyku
Geç yatmayıp, sabahları güne erken başlayın. Geç saatlerde bir şey tüketmeseniz bile, uyanık olmak kortizol ve ghrelin hormonu salınımını azalttığı için kilo vermeyi zorlaştırıyor. Yapılan araştırmalar 00.00-04.00 arasında uykuda olmanın, zayıflamaya yardımcı olduğu yönünde. Yüzünüzün dinlenmesi ve ödemizin olmaması için düzenli uyumayı düğün gününüze kadar devam ettirin.
Omega 3 alın
Her gün omega 3 alarak, hem vücut direncinizi artırın, hem cildinizi koruyun hem de kilo verin. Haftada 2 gün somon balığı tüketin. Salatalarınıza ceviz ve semizotu ekleyin.
Tatlı krizlerine dikkat
Düğün hazırlıkların yaparken keyif aldığınız kadar sinirlenebilir, gerilebilirsiniz. Fazla stres, tatlı istediğiniz artıracaktır. En az yüzde 70 kakaolu bitter çikolata ile tatlı krizlerinizi bastırın. Şerbetli ve hamurlu tatlılardan uzak durun.
Katkı maddelerinden uzak durun
Mümkün olduğunca doğal beslenmeye, ev yemekleri yemeye çalışın. Katkı maddesi içeren hazır çorbalardan, fast food yiyeceklerden, soğan halkası, patates kızartması gibi yağ içeriği yüksek besinler tüketmeyin.
Ve düğün günü
Düğün günü öncesinde gaz yapan (karnabahar, turp, kuru bakliyat, süt,..) gibi besinlerden uzak durun. Ayrıca alerjiniz olduğu besinler varsa (yumurta, çilek, domates,..) bunları da tüketmeyin.
Düğünden 1 gün önce Ödem Atıcı Detoks Diyeti
Sabah: 2 kutu probiyotik yoğurt, 2 kaşık yulaf, 1 halka ananas
Öğle: 6 kaşık zeytinyağlı sebze yemeği, 2 dilim tam buğday ekmeği
İkindi: 1 kivi + 2 ceviz + 10 badem + 10 fındık
Ara Öğün: 1 kase sebze çorbası, 1 kase yoğurt, 2 dilim tam buğday ekmeği
Gece: Papatya / melisa çayı, 2 adet kuru hurma
1 demet maydanoz, 1 demet dereotu, 1 demet nane,1 yemek kaşığı kekik , 2 L suda 20 dk kaynatılıp soğutulur. Gün boyu içilir.
Sağlıklı beslenme kurallarını eşinizle birlikte, düğün sonrası da devam ettirin. Evlenen birçok kişinin kilo aldığını unutmayın.
Birçoğumuz fazla kilolarımızdan şikayetçiyiz. Sağlığımız tehlikede, hayatımızı yaşayamıyoruz. Kıyafetlerimize sığamıyor, beğendiklerimizi giyemiyor, başarısız diyet hikayelerinin kahramanları oluyoruz. Şehir hayatı, stres, kapalı çalışma ortamları bizi abur cuburlara sürüklüyor, en büyük egzersizimiz ofiste kahve makinesine yaptığımız yürüyüş oluyor. İç hastalıkları uzmanı Dr. Bora Öztürk, diyet, egzersiz, yaşam tarzında değişiklik gibi yöntemlerle ideal kilosuna ve sağlığına kavuşamayanlar için yeni bir umut ışığını, Biyoenterik İntragastrik Balon uygulamasını anlatıyor.
Kilo vermek adına uygulanan diyet listeleri, egzersiz ya da yaşam tarzı değişiklikleri her hastada aynı derecede başarılı olmayabiliyor. Bu yöntemlerle bazı hastalar kolaylıkla kilo verebilirken, büyük kısmında sonuçlar istendiği gibi olmuyor. Çoğunlukla da diyet bırakıldığında verilen kiloların daha fazlası geri alınıyor. Yani fazla kilo ve obezite tedavisinde her yöntem her hasta için işe yaramayabiliyor. Kişiye özel, ameliyatsız tedaviler ise başka hastalıklara sebep olmadan tüm metabolik değerleri normalleştiriyor ve hastaların yaşam konforuna zarar vermeyen, koruyucu çözümler oluyor.
Obezite ve kilo fazlalığında "Kişiye Özel, Ameliyatsız Tedavi" En Etkili Çözüm
Kilo fazlalığı ve obezitenin kişiye özel, ameliyatsız tedavisine hastanın genel sağlık durumunun değerlendirilmesi ile başlanıyor Değerlendirmeyle obeziteye ve ya kilo fazlalığına neden olan hormonal ve metabolik değerlerdeki bozukluklar saptanıyor ve ardından diyet, egzersiz, davranış değişikliği, ilaç, biyoenterik intragastrik sistem gibi tedavi yöntemlerinden uygun olanları seçilerek tedavi gerçekleştiriliyor.
Diyabeti, Tiroid Hastalığı Ve Hipertansiyonu Olan Hastalara da Uygulanabiliyor
Diğer yöntemlerden sonuç alamayan ve vücut kitle indeksi (kilo/boy2) 27 kg/ m2'nin üzerinde olan bireylerin, ideal kilolarına ulaşmaları için en güvenilir ve kalıcı yöntemlerden biri Biyoenterik İntragastrik Balon uygulaması. Kan glisemi düzeyini ve tansiyon yüksekliğini kolaylıkla dengeleyebildiği için diyabeti, tiroid hastalığı ve hipertansiyonu olan tüm fazla kilolu ve obez hastalara da, Biyoenterik İntragastrik Balon uygulaması öneriliyor. Çoğu şeker hastasında sağlanan kilo kaybı hastaların ilaçlara ve insüline olan ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Vücut kitle indeksi 40 kg/m2 nin üzerinde olan morbid (aşırı) obez hastalarda da cerrahi öncesi kilo kaybı sağlamak için bu yöntem uygulanabiliyor.
Günlük Hayata Hemen Dönmek Mümkün
Tedavi programına dahil olan hastaya önce kan tahlilleri ve mide endoskopisi uygulanarak intragastrik uygulamaya engel bir hastalık olup olmadığı inceliyor, sorun yoksa 15 dakikalık uygulamayla Biyoenterik İntragastrik Balon, endoskopik olarak mideye yerleştiriliyor. Uygulama bir ameliyat değil, kalıcı hiçbir değişiklik yaratmıyor, biyoenterik balon ömür boyu vücutta kalmıyor, istenildiğinde kolaylıkla çıkartılabiliyor. Hastanede yatış gerekmiyor, uygulama sonrasında normal yaşama kolayca dönülebiliyor.
Biyoenterik İntragastrik sistemlerin mide içerisindeki hacmi, hastanın yaşam konforunu bozmayacak, herhangi bir şikayet yaratmayacak ve istenilen kilo kaybını sağlayacak şekilde ayarlanıyor. Biyoenterik İnstragastrik balon uygulamalarının klasik mide balonu uygulamalarından temel farkı ise klasik uygulamada hastanın yaşam konforunu bozan sorunlarla intragastrik uygulamada karşılaşılmaması, hastaların günlük yaşam kalitelerinin korunması. Hastalar hedefledikleri kiloya ulaştıklarında, sistem yine endoskopik yolla yaklaşık 10 dakika içerisinde çıkarılıyor. Uygulanan intragastrik sistemlerin midede kalma süresi 12 ay. Aşırı kilolu hastalarda ise hedef kiloya ulaşmak için birinci yılın sonunda eski sistem çıkarılıyor, aynı seansta yeni bir sistem uygulaması yapılıyor.
Sonuçları Yüz Güldürüyor
Biyoenterik İntragastrik Sistem uygulamalarıyla birlikte, obezite ve kilo fazlalığının altında yatan metabolik ve endokrinolojik hastalıkların da tedavisi yapılarak ayda 4 – 6; 6 ayda 35.5, yılda 47.9 kiloya kadar kilo kaybı sağlanabiliyor. Uygulamanın küçük porsiyonlarla açlık hissinin bastırılmasını, uyulmakta zorlanılan diyetlere ve diğer önerilere kolayca uyulmasını sağladığını söyleyen Dr. Bora Öztürk, hızlı ve gözle görülür etkiyle de hastanın kararlılığının ve motivasyonunun arttığını, tüm bunların hastayı adım adım hedeflenen sağlık ve mutluluğa ulaştırdığını belirtiyor.
Sağlığı tehdit eden en önemli sorunların başında gelen obezite ile mücadelede hatalı yemek alışkanlıkları geliyor. Uzmanlara göre 8 adımda bu yanlışlıkları düzeltmek mümkün: Göz önünde yiyecek bulundurmamak, mutfakta fazla zaman harcamamak, serviste küçük boy kepçe kullanmak bunlardan sadece bir kaçı… Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, obezitenin önlenebilen kronik bir hastalık olduğunu belirterek "Dünya Sağlık Örgütü'ne göre obezite ve şişmanlık, sağlık için risk oluşturan anormal veya aşırı yağ depolanmasıdır.
Obeziteyi belirlemek için Dünya Sağlık Örgütü'nün obezite sınıflaması kullanılır ve genellikle Beden Kütle İndeksi (BKİ) esas alınır. BKİ, vücut ağırlığının (kg), boy uzunluğunun (m) karesine (BKİ=kg/m2 ) bölünmesiyle elde edilen bir değerdir. BKİ değeri yetişkinlerde 18,5 ile 24,9 değerleri arasında olmalıdır. BKİ boy uzunluğuna göre vücut ağırlığını değerlendiren bir gösterge olup, vücutta yağ dağılımı hakkında bilgi vermez. Bu yüzden yapılan son çalışmalarda bel çevresi daha çok önem kazanmıştır" dedi.
Obezite çocukluk çağında önlenmelidir
Çocuklukta başlayan obezitenin yağ hücre sayısının artışı ile gerçekleştiğini belirten Köse, şunları söyledi:
"Bu durum engellenmez ise yağ hücresi sayısı artar bu da yetişkinlikteki obezite riskini arttırır. Yetişkinlikte sonradan görülen obezite yağ hücrelerinin hacminin, normal ağırlıktaki insanlara oranla daha büyük olması anlamına gelir. Burada yağ hücrelerinin boyutu büyür, sayısı değişmez. Bu yüzden obezite çocukluk çağında önlenmesi gereken kronik bir hastalıktır.
Okul çağı, 6-11 yaş grubundaki çocukları kapsar. Büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu, yaşam boyu sürebilecek davranışların büyük ölçüde kazanıldığı bir dönemdir. Vücut ağırlığındaki artış yaklaşık 20 yaşına kadar devam eder. Boy uzunluğunda artış ise kızlarda 17 yaştan sonra genellikle durur, erkeklerde yavaş da olsa devam eder. Bu büyüme süreci önemli miktarda enerji ve yeni dokuların yapımı için daha fazla miktarda protein, vitamin ve mineralleri gerektirir.
Tüm enerji ve besin ögelerinin yeterli ve dengeli karşılanabilmesi için 6-11 yaş grubu çocukların tüketmeleri gereken besinlerin kaliteli ve yeterli miktarlarda olması önemlidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta ise besinlerin içeriğidir. Ayakta hazır beslenme yeterli enerjiyi sağlarken kalitesizliği ile obeziteye sebep olmaktadır."
Sağlıklı beslenme için 5 öğün
Yeterli ve dengeli beslenmenin tanımına baktığımızda; büyüme, gelişme, sağlıklı ve verimli olarak uzun süre yaşamak için gerekli olan besin ögelerinin her birini yeterli miktarda almaktır. Hem çocuklukta hem de yetişkinlikte uygulanacak beslenme programı, günlük en az 5 öğünlük düzenli ve sık aralıklarla uygulanmalıdır.
Ana öğünlerde dört besin grubuna dikkat
Ana öğünlerde 4 besin grubundan da tüketilmesi gerekir. Et, süt, tahıl ve meyve-sebze grubu olarak ayrılan besin gruplarına baktığımızda bir öğünde her besin grubundan az miktarda tüketim yapılmalıdır. Örneğin; kahvaltıda et grubundan yumurta, süt grubundan peynir, tahıl grubundan tam tahıllı ekmek ve meyve-sebze grubundan domates ile yeşillik olabilir. Her öğünde sebze tüketilmelidir. Meyveler ise ara öğünde tüketilebilir.
Her gün düzenli yürüyüş şart
Obezite ile mücadelede fiziksel aktivitenin de önemli olduğunu belirten Gizem Köse, "Yapılan çalışmalara baktığımızda her gün düzenli egzersiz / yürüyüş yapılması obezite riskini azaltmaktadır. Günde 30-60 dakika yürüyüş yeterlidir. Önemli olan yapacağınız aktivitenin düzenli olarak haftanın 4 günü uygulanmasıdır. Günlük fiziksel aktivitenizi arttırmanız vücut sağlığınız için olumlu geri dönüş sağlayacaktır.
Bu önerilere kulak verin
Obeziteyi önlemek için yemek alışkanlıklarının da önemine dikkat çeken Gizem Köse, hatalı yemek alışkanlıklarının terk edilmesi gerektiğini belirterek 8 sağlıklı öneride bulundu:
- Göz önünde yiyecek bulundurmamak,
- Mutfakta fazla zaman harcamamak, en kısa surede işi bitirip uzaklaşmak,
- Yüksek enerjili ve yenilmemesi gereken besinleri evde bulundurmamak,
- Serviste küçük boy kepçe kullanmak,
- Yemek biter bitmez sofradan kalkmak,
- Servis yaptıktan sonra servis kabını sofradan kaldırmak,
- Lokmalar arasında çatal ve kaşığı elinden bırakmak,
- Mümkün olduğunca iyi çiğneyerek yavaş yemek."
Kişinin yaşam kalitesini düşürerek çeşitli sağlık sorunlarına yol açan obezite, kas-iskelet sistemi üzerinde ciddi etkiler yapıyor. Obezitenin kişinin yürüyüşü üzerinde de etkileri olduğunu belirten uzmanlar, yürüyüş karakterinin bozulmaması için yapılması gerekenlere dikkat çekti.Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Defne Kaya, giderek yaygınlaşan ve bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezitenin kemik-iskelet sistemi üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.
Doç. Dr. Kaya, şunları söyledi: "Obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde aşırı yağ birikmesidir. Vücut ağırlığı (kg) boy uzunluğunun (metre) karesine (kg/m2) bölündüğünde elde edilen sonuç 30'un üstündeyse, kişi obezdir. Vücut ağırlığında artış ve obezite, kas-iskelet sistemi üzerinde ciddi olumsuz etkilere sahiptir.
Fazla kilonun büyük eklemlerde kireçlenmeyi tetiklediği, kas ve yumuşak dokuda yapısal değişikliklere, topuk, ayak bileği, diz, kalça ve bel bölgesinde süreğen ağrılara yol açtığı ve eklem etrafında biriken fazla yağ dokunun hareket kaybına neden olduğu gösterilmiştir.
Obezitede yürüyüş karakteri bozuluyor
Yapılan çalışmalar obez kişilerin yürüyüş karakterinde normal kilolulara oranla ciddi değişikliler olduğunu göstermiştir. Adım aralığı kısalırken, yürüme hızı ve tek bacak üzerinde durması süresi ile bacağa yüklenme miktarı artmaktadır. Yürüme sırasında veya ayakta yapılan aktivitelerde obez kişilerin ayak tabanına binen yükte ciddi artış olduğu bilinmektedir.
Kilo ve hareketsizliğe bağlı gelişen bu bozuk yürüyüş tipi, kas-kıkırdak-eklem yapılarının olumsuz etkilenimi ve ağrılar, fiziksel aktivite önerilerini gerçekleştirilemeyecek hale dönüştürmektedir.
Obezite tedavisinde egzersiz ve yürüyüş, diyet kadar önemlidir. Peki, obez kişilerin kas-iskelet sistemi yapılarında bu kadar olumsuz değişim varken, yürümek eklemlere daha fazla yük bindirmez mi? Yanıt : "Ne yazık ki bindirir". Peki yürümeyelim mi? Yanıt: Elbette yürümeye devam…"
Peki, nasıl yürümeliyiz?
Doç. Dr. Defne Kaya, doğru yürümenin püf noktalarını şöyle sıraladı:
- "Sırtınız dik olsun. Kambur durmayın.
- Yürüyüş sırasında gövdenizin öne ya da arkaya doğru eğilmediğinden emin olun.
- Yürürken sürekli ayaklarınıza bakmayın.
- Gözleriniz, yaklaşık 20 adım ilerideki bir mesafede olsun.
- Dirsekleriniz 90 derece bükülü ve parmaklarınız kapalı pozisyondayken, kolunuzu hafif sallayarak yürüyün.
- Yürüyüş sırasında ayağınıza binen vücut ağırlığınızı, ayak tabanına eşit bir şekilde dağıtacak ve ayak arklarınızı destekleyecek hafif yürüyüş ayakkabılarını kullanınız.
- Küçük adımlar atarak yürüyün. Büyük adım atmaktan kaçının.
- İlk başlarda 5 dakikada 300-500 adım atmak size ideal bir yürüyüş temposu sağlayacaktır.
- Tempolu yürüyüşün, kalbinizi sıkıştırmadan ve sanki yürüyüş sırasında yanınızda biri olsa, onunla nefes nefese kalmadan konuşarak yürüyebilecekmişsiniz gibi hissettiğiniz en yüksek tempolu yürüyüş hızına ulaşmak olduğunu unutmayın."
Kilo vermek ayak taban basıncını normalleştirir
Doç. Dr. Kaya, şöyle devam etti:
"Üç aylık kilo verme programı sonrası hem ayak taban basıncında hem de ayağın sadece dış taraf tarak kemiklerine binen yükte, 6 aylık kilo verme programı sonrası ise hem ayak taban basıncında hem de tüm tarak kemiklerine binen yükte ciddi azalma görülmüştür. Kilo vermek, ayak taban basıncını normalleştir ve vücut ağırlığının tüm bacak eklemlerine düzgün dağılmasını sağlar.
Yürüyüş programı nasıl olmalı?
Düzenli yürüyüş programına başlamaya karar vermek, ilk ve en önemli aşamadır. Haftada beş gün düzenli yapacağınız tempolu yürüyüşlerle sağlığa doğru adım atacaksınız.
Her hafta tempolu yürüyüş sürenizi "ikişer dakika" arttırınız.
Yürüyüş süresinin "ilk beş dakikasını" giderek artan tempo ile ısınma, "son beş dakikasını" ise giderek azalan tempo ile soğumaya ayırınız. Isınma ve soğuma arasında, sabit hızla "tempolu yürüyüş" yapınız.
İlk hafta: Isınma ve soğuma arasında "beş dakika" tempolu yürüyünüz. İkinci haftadan itibaren, tempolu yürüyüş sürenize, her hafta ikişer dakikayı ekleyerek programınızı ilerletin.
Isınma ve soğuma sürelerinin arasındaki tempolu yürüyüş süreniz, 6. haftanın sonunda 15 dakika, 7.haftada 18 dakikaya kadar çıkmış olmalıdır. Üçüncü ayın sonunda kadar tempolu yürüyüş sürenizi en az 30 dakikaya kadar çıkarmış olmalısınız.
Yürüyüş programının başlangıcında kas ve eklemlerinizde hafif ağrılar olabilir, bu normaldir ve dinlenince geçmelidir. Yürüyüş sırasında ağrı hissettiğinizde mutlaka dinlenin, ağrı artarak devam ediyorsa yürüyüş programını bırakarak doktorunuza danışın. Ağrı ya da başka bir şikâyetiniz yoksa yürüyüş süresinizi ve temponuzu yavaş yavaş artırabilirsiniz.
Yazla birlikte fazlalıklarımızdan kurtulma ve hafifleme ihtiyacı duyarız. Hem ruhsal hem de bedensel olarak duyduğumuz ihtiyaç bize hafiflemenin çarelerini aratır. Fazlalıkları atarız ve özgüleşiriz… Ruhumuz gibi kıyafetlerimiz de hafifler. Peki ya kilolarımız? Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan; fazlalıklardan kurtulmanın, fazla kilolarımızı taşımaktan daha kolay ve daha az masraflı olduğunu vurgulayarak "Kilo vermek için sağlam ve gerçekçi yol haritanızı oluşturun" uyarısında bulundu
Nil Şahin Gürhan, "Sağlıklı kiloda olan bireylerin yaşam enerjileri yüksektir ve ideal kiloya ulaştığında çoğu hastalıktan kurtulmuş olur. Kıyafete harcadığı zaman daha az olduğu için daha mutlu alışveriş yapar. Kilo verdikçe aynalarla barışır ve hafifledikçe hareket özgürlüğü artar" açıklamasını yaparken, "Fazla kilolu olan bireylerin yaşam enerjisi daha düşük olur ve bunun için ekstra enerji harcamaları gerekir. Fazlalıklarıyla yüzleşmek istemediği için aynalara küser. Fazla kilolarla yürümek zor olduğu için yürüyüş yapmak bir takım sağlık problemlerinin su yüzüne çıkmasını hızlandırarak bireyler için işkenceye dönüşür" dedi.
Yol haritanız sağlam ve gerçekçi olsun
Fazlalıklardan kurtulmanın fazla kilolarımızı taşımaktan daha kolay olduğunu hatırlatan Nil Şahin Gürhan, "Öncelikle fazlalıklardan kurtulmaya karar verin ve kilo vermek için gerçekçi yol haritanızı oluşturun" diyerek şu uzman tavsiyelerinde bulundu;
1. Birinci kuralınız düzen olsun ve öğünlerinizi düzene sokarak işe başlayın.
2. Sabah uyanınca kahvaltınızı mutlaka yapın. Kahvaltıda yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve bolca yeşillik olsun.
3. Az ve sık beslenin. Öğünlerinizin arası 2-3 saat olsun.
4. Öğle yemeğinizde sebze yerseniz akşam et yemeği tercih edin. Etin görünen yağlı kısımları varsa yememeye dikkat edin.
5. Kaliteli karbonhidratlar tüketin. Ekmeğiniz tam tahıllı ya da çavdar olsun. Beyaz ekmek, poğaça, börek gibi basit karbonhidrat içeren yiyeceklerden uzak durun.
6. Öğünlerinizde en az 1 kâse salata olsun. Böylece günlük lif ihtiyacınızın çoğunu karşılamış olursunuz ve kabızlığı engellersiniz.
7. Porsiyonlarınıza dikkat edin. Yemeniz gereken sağlıklı yiyecekleri ölçülü bir şekilde tabağınıza alın ve tabağınızdaki yemeklerin dışına çıkmamaya özen gösterin.
8. Tatlı ihtiyacınızı meyvelerle karşılayın. Yaz meyvelerinin zayıflamaya yardımcı etkisinden faydalanın. Dilerseniz 2 top taze sütten yapılmış dondurma kaçamağı da yapabilirsiniz.
9. Su içmeyi alışkanlık haline getirin. Her gün 2-3 litre su içmeye çalışın.
10. Her gün yarım saat yürümeyi ihmal etmeyin. Yürüyüş yapmak hem keyif verir hem de zayıflamaya yardımcıdır.
11. Yeterli uyumaya özen gösterin. Çünkü uykusuzluk kilo almanıza sebep olur.
Diyet yapıp fazla kilolarınızdan kurtuldunuz. Ama diyeti bıraktığınız anda yeniden kilo almaya başlayıp belki de öncekinden bile fazla kilo aldınız. Eğer kendinizi sürekli aç hissediyorsanız bilin ki yalnız değilsiniz. Ve bu yaz, tekrar eden bu kötü döngüyü kırmanın tam sırası! Uzman Bariatrik Diyetisyen Nazlı Acar'ın verdiği bilgiler, bitmek bilmeyen yemek yeme arzusunun sebeplerini bulmak ve dizginlemek konusunda işinize yarayabilir.
Doç. Dr. Halil Coşkun, son 17 yıldır sadece obezite ve diyabet cerrahisi alanında uzmanlaşan ve yaptığı başarılı operasyonlarla adından söz ettiren, endoskopik balon uygulamalarında aldığı yüz güldüren sonuçlarla hastalarının hayatlarını değiştiren öncü isimlerinden biri. Ünlü doktor kliniğinde diyet ve psikiyatri konusunda uzmanlaşmış geniş bir ekiple birlikte, Türkiye'yi bariatrik beslenme konusunda bilinçlendirmek için önemli çalışmalar gerçekleştiriyor. Aşırı kilolu ya da tekrar tekrar kilo alıp veren hastalar konusunda mucizeler yaratan bu ekibe, diyet yaptıktan sonra tekrar şişmanlamamak için bilmemiz gerekenleri sorduk. Uzman Bariatrik Diyetisyen Nazlı Acar, yaza formda girmek için tüm dikkatimizi kilomuza yönelttiğimiz şu günlerde, aşırı yemek yeme arzusunun hangi sebeplerden kaynaklandığına dair bilgiler vererek, nasıl kontrol edeceğimiz konusundaki önerilerini anlattı.
Diyetisyen Nazlı Acar, "Sağlıklı beslenme programları ile ideal ağırlığa ulaşmış fakat yemek yeme arzusu (craving) nedeniyle yeniden kilo olmaya başlayan pek çok kişi var. Ne yazık ki, aşırı yeme arzusu, katı diyetleri sonlandıran veya sağlıklı yaşam programlarını çöpe attıran en büyük etken" diyor. Acar'a göre, yemek yeme konusunda oluşan karşı konulamaz arzunun 7 sebebi şöyle:
1. Hormonlar: Hormonal değişiklikler, vücut fonksiyonları üzerinde önemli bir role sahiptir. Endokrin bezlerden tiroid, adrenal, hipofiz ve gonad obezite ile ilişkilidir. Peki, bu endokrin bezler bizi nasıl etkiler? Yiyecekler bizim yakıtımızdır. Acıktığımızda yemek yeriz, onları sindirir enerji olarak kullanırız. Açlık ve tokluk gibi hislerimiz vardır. Öte yandan kimi yiyecekleri, aç olmasanız da arzulayabilirsiniz. Özellikle bayanlar gebelik ve menstürasyon gibi özel zamanlarında farklı yiyecekleri arzulayabilirler. Tüm bu aşermeler, çoğunlukla hormonlardaki değişimlerle ilgilidir. Bunu bilmek, bizi hormonların değiştiği dönemlere karşı daha uyanık kılar.
2. Kan Şekeri Seviyesi: Yemek yeme arzusu, kan şekeri seviyesi ile oldukça ilgilidir. Vücut fonksiyonlarının sağlıklı olması için glukoz gerekir. Yeterli ve dengeli beslenerek kan şekerinizin stabil kalmasını sağlayabilirsiniz. Eğer kan şekeriniz gün içinde dalgalanırsa, kendinizi yüksek kalorili yiyecekleri arzularken, daha da kötüsü fazla fazla yerken bulabilirsiniz. Bunun çaresi ise öğün atlamadan, sağlıklı ara öğünlerle beslenerek, kan şekerini dengelemektir.
3. Vitamin – Mineral Yetersizliği: Yediğimiz her şey vücudumuzda yağa veya enerjiye dönüşür. Eğer aldığınız enerji fazla, yaktığınız enerji azsa, kilo almak söz konusu olacaktır. Bu durumda aktif bir yaşam sürmek önemli… Ancak hareketli bir yaşam sürseniz bile yine de enerji yakabilmek için bazı enzimlerin aktif olması önem taşıyor. Enzimleri aktif hale getiren önemli vitamin ve mineraller vardır. Eğer bu vitamin ve mineraller vücutta yetersizse o zaman kilo kaybı yerine kilo artışı ile karşılaşabiliyoruz. Örneğin vücut yağının artması, D vitamininin aktivasyonunu engeller ve bu da obezite sebebidir. Bu durumda, diğer tüm önlemleri aldığınız halde kilonuzu dengeleyemiyorsanız, uzman bir diyetisyenden yardım almayı düşünebilirsiniz. Böylece gerekli klinik testleri yaptırarak bedeninizdeki olası bir vitamin-mineral yetersizliğini ya da kilonuzu etkileyen diğer faktörleri ortaya çıkartmanız mümkün olacaktır.
4. Karbonhidrat Tokluğu: Karbonhidratlardan zengin diyet, tokluk hissettirse de erken acıkmanıza sebep olur. Pizza veya hamburger karın doyurmak için kolay bir tercihtir. Fakat gün içinde çabuk acıkır ve daha fazla kalori içeren yiyecekler tüketmeyi arzularsınız. Bunlar yerine liften zengin tahıllar, yağlı tohumlar, meyve, sebze ve baklagiller tercih edilebilir. Bu tarz yiyecekler craving'e yani aşırı açlık hissine sebep olmaz.
5. Duygusal-Psikolojik Faktörler: Depresyondaysak, stresli bir işimiz varsa ya da duygusal olarak kötü bir dönemden geçiyorsak, daha çok yemek yemek ve daha kalorili besinler almak isteriz. Bunun ardında yatan sebep bizim seratonin seviyemizdir. Nişastalı ya da şekerli yiyecekler, seratonin salınımını arttırdığından bu duygusal dönem devam ettiği sürece, bu tarz yiyecekleri arzulamaya devam edebilirsiniz. Bu da ardından yeme bozukluklarını ve kilo alımını getirecektir.
6. Yemek Yeme İhtiyacı: Hissettiğiniz yemek yeme hissi, gerçek olmayabilir. Belki de o besini arzuladığınız için çalan, yanlış bir alarmdır. O nedenle tok olduğunuz halde canınız bir besini çok istiyorsa ya biraz tadına bakıp bırakın yani 'nefsinizi körleyin' ya da kendinizi kontrol edemeyecekseniz hiç dokunmayın.
7. Katı Diyet Planı: Katı bir diyet planı, bazı yiyeceklere karşı arzuyu daha da arttırabilir; aman dikkat! Diyetinizde sağlıklı olan tüm yiyeceklere yeterince yer vermeniz önemli. Diyetisyeninizden, çok istediğiniz kimi besinleri yemek için gerekirse diğer hangi besinlerden feragat edebileceğinizi öğrenin. Aynı sınıftaki yiyecekleri yer değiştirerek ya da porsiyonları küçülterek eziyet çekmeden de sağlıklı beslenmenin bir yolu bulunabilir. Bunun için kalorileri öğrenmeniz, diyetinizin gerektirdiklerini iyi anlamanız, karbonhidratları ve proteinleri tanımanız gerekecek. İyi haber şu ki, bilinçli beslenme konusunda uzmanlaştıkça, periyodu azaltarak, sosları ve katkıları çıkartarak ya da pişirme biçimlerini değiştirerek pek çok konuda esnek bir yaşam kurmak mümkün.
Yemek Yeme Arzusunu Kontrol Etmenin 6 Yolu!
Yemek yeme arzunuzu kontrol edebilirsiniz. Peki, ama nasıl? İşte uzman diyetisyenimizin bu konudaki önerileri:
1-Öğün Atlamayın: Öğün atlamamak, pek çok konuda farklı fikirlere sahip olan tıp dünyasının üzerinde tamamen uzlaştığı en önemli kurallardan biri çünkü öğün atlamak, kilo artışına sebep olmakta. Uzun süre aç kalmak kan şekerinizi düşürür. Bu uzun süreli açlık nedeniyle, vücut fonksiyonlarının devamı için gerekli olan enerjiyi yüksek kalorili, şekerli yiyeceklerden almak için büyük bir istek duyarsınız. Bu da gerektiğinden fazla enerji almanıza sebep olur. Sonuç: Giderek artan vücut ağırlığınız!
2. İşlenmiş Ürünleri Tüketmekten Kaçın: Ekstra tuz, baharat ve şeker ilave edilmiş, işlenmiş ürünlerden uzak durun. Bu tarz işlenmiş ürünler, tekrar tekrar aklınıza gelip yemek yeme arzusunun doğmasına neden olur. İşlenmiş gıdalar yerine; taze meyve ve sebzeleri ve düşük kalorili gıdaları tercih etmek çok daha faydalı bir tercih olacaktır.
3. Stresini Kontrol Et: Stres altında olmak, yemek yeme arzusunu arttıran bir faktördür. Eğer stresinizi kontrol altına alabilirseniz yüksek kalorili yiyecekleri de arzulamazsınız. Stres altındayken en çok tüketilen yiyeceklerin pizza, cips ya da abur cuburlar olduğu düşünülürse, stres kontrolünün beden-kitle indeksindeki önemi bir kez daha anlaşılır. Müzik dinlemek, spor yapmak ya da en azından derin nefes alarak zihni sakinleştirmek, hem stresi dengelemede hem de hayatınızı güzelleştirmek konusunda daha iyi alternatiflerdir.
4. Dikkatini Dağıt: Gerçekten aç mısın yoksa o yiyeceği mi arzuluyorsun? Eğer istediğin şey; çikolata, pizza, hamburger veya çikolatalı bir içecekse aslında aç olmadığına sadece yemek yeme arzusunun etkisine kapıldığına emin olabilirsin. Şimdi yapman gereken tek şey, 10 dakika boyunca başka herhangi bir şey düşünmek çünkü bu isteğin sadece 10 dakika sürer. Bu süreyi bir işe konsantre olarak, arkadaşlarınla sohbet ederek ya da çıkıp açık havada biraz yürüyerek atlatabilirsin.
5. Biraz Mola: Yorgun olduğunuzda yeme arzusu daha da yükselir. O nedenle yüksek kalorili, karbonhidratlı yiyecekleri yeme isteğiniz olduğunda, işinize ya da odaklanmış olduğunuz şeye 10-15 dakika kadar ara verin ve craving ile savaşın!
6. Düzenli Egzersiz Yapın: Egzersiz sadece fit olmak için yapılmaz aynı zamanda sizi rahatlatır ve zindelik sağlar. Stres hormonlarınızı baskılar ve bu da kendinizi iyi hissettirir! Böylece hayatınızın kontrolünü daha kolay elinize alırsınız.
Son yıllarda zayıflığın fiziksel güzellikle özdeşleştirilmesi, özellikle kadınların şişmanlıktan korkarak ince bir vücuda sahip olmak için pek çok yönteme başvurmasına neden oluyor. Bu nedenle toplumda hızla artış gösteren anoreksiya nervoza ve bulimiya nevroza gibi yeme bozuklukları hayati tehlikeye yol açabiliyor. Memorial Hizmet Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Uz. Dr. Cennet Yıldırım, yeme bozukluklarının psikolojik etkileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.
Genç kızlar daha çok etkileniyor
Anoreksiya nervoza ve bulimiya nevroza yeme bozuklukları arasında en sık görülen hastalıklardır. Anoreksiya nervoza gençlerin ergenliğe uyum sağlamakta zorluk çektiği 14-15 yaş aralığında daha fazla görülürken,bulimiya nervoza ise 18-19 yaşlarında ortaya çıkmaktadır. Genç kızlarda erkeklere oranla 10 kat daha fazla görülen her iki hastalıkta da vücut kilosuyla ilgili olarak aşırı kaygılanma ve olağan dışı yeme davranışı yaşanmaktadır.
Çocuğunuzun kilosu dengesini ve davranışlarını gözlemleyin
Her yaşta yaşanabilmesine rağmen daha çok erken ergenlikteki kızların sorunu olarak görülen anoreksiya nervoza hastalığında ince bir bedene sahip olma isteği ve kilo almaktan aşırı korku oluşmaktadır. Beden algısı bozukluğu yaşayan anoreksiya nervoza hastaları sürekli kilo verip tehlike sınırlarına gelmelerine rağmen kendilerini şişman görür. Adet kesilmesinin genç hastalarda ortaya çıkan ilk belirtiler arasında olduğu unutulmamalıdır. Porsiyonlarını azaltan ve düşük kalorili besinleri tercih etmeye başlayan anoreksiya nervoza hastaları, ağır diyet ve egzersizlerin yanında su atıcı veya ishal yapıcı ilaçlar da kullanabilmektedir.
Yemek ziyafetleri yanıltıcı olabilir
Anoreksiya nervoza hastaları, farklı tarifler toplayıp yakınlarına yemek ziyafetleri çekebilirler. Yemek saklama davranışları da gözlemlenen hastalar, nadiren kontrollerini kaybedip tıkınırcasına yerler ve sonrasında pişman olarak kendilerini kusturarak yediklerini çıkartırlar. Yemekten sonra kilo almamak için kendini kusturma alışkanlığı daha çok bulimiya nevroza rahatsızlığında da görülür. Anoreksiya nervozadan farklı olarak kişi normal vücut ağırlığında ya da hafif kiloludur. Bulimiya nervoza hastalığının en belirgin özelliği uzun süren yeme kısıtlamasının ardından tıkınırcasına yeme krizlerinin gelmesidir. Yeme krizlerinin ardından kişi kendini suçlu ve depresif hissetmektedir. İshal yapıcı ya da su atıcı ilaçları da kullanan bulimiya nervoza hastaları sık sık kendilerini kusturdukları için ellerinin üzerinde nasırlaşma benzedi dokular oluşabilmektedir.
Mankenler ve sporcular da sık görülüyor
Anoreksiya ve bulimiya hastalıklarının gelişiminde birçok açıklama yapılmakla birlikte ortak uyarıcının diyet yapma davranışı olduğu vurgulanmaktadır. İnce bir vücuda sahip olmanın güzel görünmekle eşdeğer sayılması, beden imgesinin önemli olduğu mankenler, dansçılar ve sporcularda da yeme bozukluğu yaşanması riskini arttırmaktadır.
Tedavi edilmezse hayati risk yaşanabilir
Anoreksiya ve bulimiyanın yanında tıkınırcasına yemek veya aşırı gıda alımı da bedensel belirtilerin ön planda olduğu ciddi psikiyatrik hastalıklar arasında yer almaktadır. Yeme bozukluğu olan kişilerde kalp ritminde bozukluk, kusmalara bağlı yemek borusu hasarları, potasyum düşüklüğü, ishal yapıcı ve su atıcı ilaçlardan dolayı bağırsak hasarı ve böbrek hastalıkları görülebilmektedir. Bunun yanında aşırı zayıflamayla birlikte adet düzensizliği, kas kaybı, kansızlık, kemik erimesi ve diş minesinde bozulmalar yaşanabilmektedir. Ölümcül olabilecek sürece girilmeden önce tedaviye başlanması gerekmektedir.Yeme bozukluklarında hasta sadece psikiyatri değil aynı zamanda dahiliye, kadın hastalıkları ve doğum gibi diğer branşların da işbirliği ile takip edilmektedir.
Bu belirtiler varsa dikkat!
-Zayıf olunmasına rağmen katı diyet yapmak
-Çarpıcı kilo kaybı ve aşırı zayıflığı kabul etmemek
-Sık sık tartılmak ve vücut ağırlığındaki küçük değişikler nedeniyle endişelenmek.
-Çok az beslenilmesine rağmen, yemek yapmak ya da yemek tarifleri toplamak gibi sürekli yemek işleriyle ilgili zaman geçirmek.
-Yemek yemeyerek yediğine dair yalan söylemek.
-Görüntüsünü katı bir şekilde eleştirmek
-Diyet, su atıcı, iştah kapatıcı gibi ilaçları sık kullanmak
-Yemekten sonra kusmak
Stresten cinsel gücü artırmaya kadar egzersizin faydaları bu yazımızda...Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, stresten cinsel gücü artırmaya, bağımlılık tedavisinden ölümcül hastalıkların tedavisine kadar egzersiz yapmanız için önemli gerekçeleri sizler için derledi. İşte daha uzun, kaliteli ve başarılı bir ömür şansı sunan 15 altın neden:
1- Bilim dünyasında yapılan son çalışmalar, düzenli yapılan egzersizin beynimizin hippokampüs denilen, büyük ölçüde hafıza ile ilgili kısmında yeni sinir hücreleri oluşturduğunu ve bunun da öğrenme ve hafıza yeteneğini artırdığını ispatladı.
2- Yaratıcı düşünceyi ve konsantrasyonu geliştirir.
3- Antikor ve beyaz kan hücrelerinin (vücudun savunma sistemi) vücuda hızlı bir şekilde salınmasını sağlar. Hastalığı normalden daha hızlı bir şekilde bulur. Bu reaksiyonlar bağışıklık sisteminizi uyarır ve destekler.
4- Endorfin denen kimyasalların kan dolaşımına katılmasına sebep olarak mutluluk hissini arttırır ve stresi azaltır. Aynı zamanda beynin strese karşı salgıladığı norepinefrin konsantrasyonunu da arttırarak anksiyeteyi hafifletir. Depresyon hissini azaltır.
5- Kalbinizi kuvvetlendirerek kalp krizi riskini azaltmaya yardım eder. Kanser (bazı türlerde), osteoporoz ve diabet riskini azaltır. Yüksek tansiyonu düşürür, omurga ile alakalı hastalıkların tedavisinde çok önemli rol oynar. Kolestrol seviyesini düzenler. Ağrıya olan toleransınızı arttırır. Bunamayla savaşarak mental sağlığınızı destekler.
6- Fiziksel aktivite idrar ve ter gibi atıkların çıkışını arttırarak, bakterilerin akciğerlerinizden atılmasını sağlar. Böylelikle soğuk algınlığını da önler.
7- Egzersiz boyunca antioksidan savunma sistemi kuvvetlenir, bu antioksidanlar serbest radikallerin toksik etkilerini engelleyebilir. Normalde vücudun devamlılığı için serbest radikallere gerek vardır fakat bunlar rastgele üretilirse vücuttaki biyolojik yapıları etkileyerek hücre ve dokulara zarar verebilir, bu da yaşlanma sürecinin hızlanmasını sağlar. Ayrıca egzersiz ile birlikte dokulara oksijenden daha zengin kan gönderilir böylelikle hücrelere giden oksijen miktarını artar. Cildinizin tonu ve rengi güzelleşir.
8- Fiziksel performansınızı arttırarak vücudunuzun fit, güçlü ve daha iyi görünmesini sağlar. Biçimli görünen bir vücut hangi yaş ve cinsiyette olursanız olun kendinize olan güveninizin artmasını sağlar.
9- Kemiğe binen stresin artması, kemiklerinizin kuvvetlenmesini ve kalınlaşmasını sağlar, eklem fonksiyonunu ve kas kuvvetini geliştirir. Vücudunuzdan kas kaybını önler ve postürünüzü düzeltir. Denge ve koordinasyonu arttırır.
10- Her türlü keyif veren durumda (egzersiz, sex, uyuşturucu, alkol ya da yemek) beyin ‘ödül kimyasalı’ dediğimiz dopamini serbestleştirir. Ne yazık ki bazı insanlar dopamine bağımlı hale gelir. Kısa süreli egzersiz bağımlılıkları olan insanların özlemlerini kısa süreli olarak karşılar. Bağımlılıklarınızı kontrol etmeye yardım eder. Ayrıca başka problemleri de çözmekte de yardımcı olur. Örneğin alkolikler içki içmeden uykuya dalamazlar, egzersiz vücut saatini düzenleyerek bu problemi çözmeye yardımcı olur. Egzersiz olumlu bir stres kaynağıdır, vücut bu fiziksel stresi kompanse etmek için, derin uykuda geçireceğiniz zamanı arttırır. Uykunuzu daha kaliteli hale getirir.
11- İştahınızı ve yeme alışkanlıklarınızı düzenler.
12- Dayanıklılık ve enerjiyi arttırır, yorgunluğu azaltır.
13- Beyne giden kan akışını, şeker ve oksijen miktarını artırır. Böylelikle konsantre seviyeniz yükselir. Yaptığınız işteki verimliliğiniz artar.
14- Seks isteğini ve tatmini arttırır.
15- Yaşam kalitesini yükseltir.
Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, sağlığınızı ve formunuzu korumak için altın değerinde önerilerde bulunarak "Kolay uygulanabilecek günlük 6 beslenme önerisi ile sağlıklı bir bedene sahip olabilir, kilonuzu kontrol altına alabilir ve yaşam kalitenizi artırabilirsiniz" dedi.Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin İyi Yaşa programı kapsamında sağlıklı beslenme önerileri hazırlayan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, sağlımızı ve bedenimizi korumanın hayatımızdaki en önemli görevlerden biri olduğunu hatırlatırken, bu görevi hakkıyla yerine getirmenin sırrının ise aslında çok basit olduğunu belirtti. Şeber "Sağlıklı beslenme bilinci neleri tüketebileceğimizin dışında hayata yayılan bir yaşam şeklidir. Yasaklarla dolu bir beslenme listesi önermek, birey için sağlıklı beslenme konusunda caydırıcı bir etki yaratıyor. Önemli olan hiçbir şey yememek değil, doğru yemeği doğru zamanda yemektir" dedi.
• Kahvaltı metabolizmayı hızlandırır
Kahvaltı gece boyunca yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmanın en temel yoludur. Yanı sıra keyifli bir kahvaltı güzel geçecek bir günün habercisidir.
• Kan şekerinizi kontrol altında tutun
Kan şekerindeki dalgalanmalar, iştah artışına ve kilo alımına neden olabileceği gibi, günlük performansta da düşüşe yol açabilir. Bu nedenle vücudu aç bırakmadan belirli aralıklarla beslemek gerekir. İdeal olan 4-5 saatten fazla aç kalmamaktır.
• Susamadan su içmeyi alışkanlık haline getirin
Su kaybeden bedende, su u ihtiyacı karşılamadığı müddetçe halsizlik, yorgunluk, baş ağrıları ve konsantrasyon bozuklukları gerçekleşebilir. Susamadan su içme alışkanlığı geliştirmek ve günde en az 8 bardak su içerek hücre içi ve hücre dışı faaliyetlerin düzenli olarak devam etmesini sağlayabilirsiniz.
• Doğru kombinasyon: Protein + sağlıklı karbonhidrat
Vücudun düzgün çalışabilmesi için enerji ve proteine ihtiyacını doğru besin kaynaklarından karşılamaya özen gösterin. Yemekleriniz için doğru kombinasyonu üretin ve proteinlerin vücutta enerji üretimini sağlayan ve zor sindirilen karbonhidrat türü olan kompleks karbonhidratlar ile birlikte tüketin. Sofranızda tam tahıllı ekmek, makarna, pirinç gibi karbonhidratlara yeterli miktarda yer vermeniz ve bu kompleks karbonhidratların yanında ızgara veya fırında pişmiş yağsız et, tavuk, hindi ya da balık gibi protein kaynakları tüketmeniz sadece kilonuzu korumanıza yardımcı olmaz, kan şekeri ve kan kolesterolü üzerinde de olumlu etkiler yaratır.
• Sofranızı renklendirin
Sağlıklı bir yaşama merhaba demenin yolunun doğadaki renkleri sofraya taşımaktan geçer. Tek tip beslenme birçok sağlık sorununa neden olabilir. Bu nedenle sofranızın renkli olmasını sağlamalısınız. Beslenme alışkanlığınıza temel besin gruplarını katarak, beyazlardan (süt ürünleri) kırmızı ve kahverengilere (et çeşitleri), sarılardan (tahıl ürünleri) gökkuşağına (sebze ve meyveler) kadar tüm renkler sofranızda olmalıdır.
• Yemek yemeyi bir seremoni haline getirin
Her saniyenin kıymetli olduğu yoğun hayat temposuyla bireyler ayaküstü atıştırmalarla öğünleri geçiştirme yoluna gidebiliyor. Sağlıksız beslenmeyle birlikte kilo sorunlarını beraberinde getiren bu düzene dur deyin. Yemek yemek için kendinize daha fazla vakit ayırın ve öğünleri en az 20 dakikada bitirme alışkanlığı kazanmaya çalışın.
Sitede Ara
Bu Siteyi Takipet
Popular Haberler
-
4 D'li işçiler için Ocak ayı zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı
696 sayılı KHK ile taşerondan kadroya geçen 4 D'li işçilerin yeni zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı. 17 günlük bordro ÇKYS ekranına d... -
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi?
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi? Kamuda taşerondan 4/D işçi olarak kadroya alınanlar her seferinde bir b... -
KAMUDA VE BELEDİYEDE ÇALIŞAN KAMU İŞÇİLERİNİN 2021 VERGİ DİLİMLERİYLE İLGİLİ ÖNEMLİ RESMİ DUYURU
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ... -
4/D'Lİ işçilerin 2021 Yılı tayin,becayiş resmi bakanlık duyurusu
4/D'Lİ işçilerin tayin her yıl Mayıs ayında dilekçeler yazılıp il sağlık müdürlüğündeki komisyona sunulur ve Haziran ayında komisyon k... -
4D KAMU İŞÇİLERİ YÜZDE 15 VE YÜZDE 20 VERGİ DİLİMLERİNDE ALACAKLAR BÜRÜT VE NET 2021 YEVMİYELERİ
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ...
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
!>
