En Son Paylaşılan Haber
Etiket : Anne- bebek
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir uyarıyor: "Stresten uzaklaşın, kısırlığı yenin""Sağlık problemi olmadığı halde 100 çiftten 20'si gebelik elde edemiyor. Adet günü hesabı, ilişki zamanlaması, yumurtlama takibi ve adet gecikmesi beklentisi içinde olan kadınlar stresle çok daha fazla karşı karşıya kalıyor. Eşinden yeteri kadar destek görmeyen kadınların gebelik şansı düştükçe, stres de katlanarak çoğalıyor. Hâlbuki çiftler, stresten uzak durup birbirlerine destek olursa bebek olma ihtimali artıyor."
"Çocuk sahibi olma isteği ile doktora başvuran çiftlerin yarıdan fazlası açıklanamayan kısırlığa (infertilite) sahiptir. Anne adayının yumurtalıklarının düzenli çalıştığı, tüplerin açık, rahmin sağlıklı ve baba adayının sperm değerleri normal olduğu durumlarda korunmasız geçen bir yıl sonunda gebelik elde edilememesi; açıklanamayan kısırlık olarak değerlendirilir. Güncel teknolojiler ile teşhis edemediğimiz açıklanamayan kısırlık yaşayan çiftlerin önemli bir kısmı, hiçbir yardım almadan kendiliğinden gebelik elde edebilmektedir. Bu çiftler için daha önceki başarısızlıkları ve zaman içinde elde edilen gebeliği açıklamak mümkün değildir."
GEBELİK ŞANSI YÜZDE 5'E DÜŞER
Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir; "Sağlık problemi olmayan 100 çiftten 20'si bilinmeyen sebeplerle gebe kalamamaktadır. Üreme sisteminde bir sıkıntı var ise gebelik engellenmektedir. Problemsiz çiftlerin her ay yüzde 15-20 civarında olan gebelik şansı açıklanamayan kısırlık gruplarında yüzde 3-5'ler seviyesine inmektedir. Yani bu çiftlerde de hâlâ spontan gebelik ihtimali devam etmektedir. Açıklanamayan kısırlıkta; üreme sisteminde geçici veya kalıcı, basit ya da karmaşık bir problem olduğu kabul edilir. Bazen farklı basamaklarda ve mekanizmalarda çok sayıda problem olabilir."
ÇİFTLER PANİĞE KAPILMAMALI
Gebe kalma süresinin uzaması, çiftler için stres kaynağı olabilir. Erkekler genellikle sorunları inkar etme ya da eşine yansıtma yollarını kullanarak stresle baş ederler. Ayrıca problemin önemsiz olduğuna inanırlar. Kadınlar ise; adet günü hesabı, ilişki zamanlaması, yumurtlama takibi ve adet gecikmesi beklentisi içinde oldukları için çok daha fazla stresle baş ederler. Her ay adet kanamasını beklemek zor bir durumdur. Eşinden yeteri kadar destek görmeyen kadınların gebelik şansı düşük ise stres katlanarak artmaktadır. Bazı toplumlarda çocuk sahibi olamamak mutlak kadına ait bir problem gibi görülmektedir. Bu faktörler, gebelik elde etme şansını gitgide azaltır. Genelde uzun zaman açıklanamayan kısırlık sebebiyle çocuk sahibi olamayan çiftler; tedavi sonrasında gebelik elde ettikten ve doğum olduktan sonra spontan gebelikler başlayabilmektedir. Bu durum da stresin etkisini ortaya koymaktadır. 'Açıklanamayan kısırlıkta çiftlerin paniğe kapılmaması gerekiyor' diyen Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir sözlerine şöyle devam ediyor: "Çünkü bu durumdaki çiftlerin gebelik şansları azalsa da hiçbir zaman sıfır değildir. Tedavi sürecinde bazı çiftler, kendiliğinden gebelik elde edebilir. Bu çiftlere; kendiliğinden gebelik için adet günleri ve şanslarının yüksek olduğu dönemler anlatılmalı veya basit yumurta geliştirme ve takibi yapılarak zamanlı ilişki önerilmelidir."
EVLİLİK KÖTÜ ETKİLENEBİLİR
"Bu arada ilişkinin zamanlı olması ve bir görev algısı yaratması, bir zorunluluk haline dönüşmesine yol açabilir. Bu da ilişkiyi kötü yönde etkileyip evlilik problemlerine neden olabilir. Bir yıl süre ile gebelik elde edemeyen bir çift için gerekli tetkikler yapılıp açıklanamayan kısırlıkta teşhisi konduktan sonra olası tedavilere yönlendirilmelidir."
TEDAVİDE KISIRLIK SÜRESİ VE YAŞ ÖNEMLİ
"Kısırlık süresi dört yıldan az, anne adayının yaşı da 35'in altında ise tercih aşılama tedavisi olmalıdır. Anne yaşı 35'in üzerinde ise yine aşılama yapılabilir ama aşılamaların sayısı artırılmadan tüp bebek tedavisine geçilmelidir. Tüp bebek, çiftler için her zaman elde edilebilir bir tedavi yöntemidir. Ancak öncelikle kolay tedaviler denenmeli. Bu yöntemlerle başarıya ulaşamayan çiftlere, daha sonra tüp bebek tedavisi uygulanmalı." Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir; "Kısırlık süresi dört yıldan uzun ve anne adayının yaşı 40 ve üzerinde ise direkt tüp bebek tedavisi yöntemi denenmeli" diyerek aileleri zaman kaybetmemeleri konusunda da uyarıyor. Doktor, çift ile alternatifleri tartışarak tedavi programı yapmalı ve başarısızlık söz konusu olduğunda bir araya gelerek yeniden değerlendirme yapılmalıdır."
AŞILAMA TEDAVİSİ
"Aşılama tedavisinde spermin doğru zamanda yumurta ile bir araya gelmesi sağlanmaktadır. Yumurta geliştirici ilaçlar hap veya iğneler yolu ile bir veya iki tane yumurtanın gelişmesi sağlanır. Yumurta belirli bir çapa ulaştığında çatlatma iğneleri yardımıyla yumurtlama gerçekleştirilir. Bu dönem, gebelik şansının en yüksek olduğu zaman dilimidir. Yumurtlama, çatlatma iğnesinden sonra yaklaşık 36 saat sonra gerçekleşir. Bu zamana yakın bir saatte spermler alınarak laboratuvarda hazırlık ve yıkama işlemi yapılır. Ardından, aralarından en hızlı ve sağlıklı olanlar toplanarak rahim içerisine yumuşak bir kateter yardımı ile verilir. Açıklanamayan kısırlık grubunda aşılama ile gebelik şansı yüzde15 civarındadır. Üç aşılama uygulaması sonrasında çiftlerin yüzde 35-40 kadarı bebek sahibi olabilir."
TÜP BEBEK TEDAVİSİ
"Tüp bebek tedavisinde; aşılamaya oranla daha fazla ilaç kullanılır ve takipler daha sıktır. Folikül çapları belirli bir büyüklüğe ulaştığı zaman, aşılama tedavisinde olduğu gibi çatlatma iğnesinden 36 sonra sonra ince bir iğne ile vajinal ultrasonografi kullanılarak yumurtalar alınır. Laboratuvar ortamında mikroskop altında her bir yumurta, çevresindeki hücrelerden temizlenip değerlendirilir ve mikroenjeksiyon yöntemi ile olgun her bir yumurtaya bir sperm enjekte edilir. Döllenme sonrası gelişen embriyolar inkübatörler içerisinde takip edilerek, seçilen embriyolar anne rahmine transfer edilir. Tüp bebek ile açıklanamayan kısırlık grubunda yüzde 55-60 oranında gebelik elde edilebilmektedir. Anne adayının yaşı genç ise gebelik şansı artar."
Türkiye’de her 600 bebekten birinde doğum öncesi, doğum sırasında veya doğum sonrası beyinde meydana gelen yaralanma sonucu fonksiyon bozukluğu ortaya çıktığını söylendi.ABD’de toplam nüfusun 1000’de 2’sinin Serebral Palsy olduğunu belirten Dr. Fzt. Gamze Şenbursa, akraba evlilikleri, hamilelik döneminde geçirilen hastalıklar, doğum şartlarının olumsuzluğu, ilk çocukluk yıllarında bebeklerde bulaşıcı ve ateşli hastalıkların fazlalığı, beslenme yetersizliği gibi nedenlerin Türkiye’deki vaka sayısını artırdığını bildirdi.
Dr. Şenbursa, hayatın ilk anlarında oluşan ancak bireyin tüm yaşamını etkileyen beyin hasarları ve tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:
YÜZDE 60’I DOĞUM SIRASINDA OLUŞUYOR
“Serebral Palsy’nin doğum öncesi nedenleri %30’luk bir kısım içerir. Anne-baba arasındaki akrabalık veya kan uyuşmazlığı, hamilelik sırasında geçirilen enfeksiyon hastalıklar, kullanılan ilaçlar, geçirilen kazalar bu nedenlerden bazılarıdır. Prematüre doğum ve düşük doğum ağırlığı, sezeryan, morarma, doğum sırasında hatalı forceps (doktorların kullandığı bir materyal) kullanımı, oksijensiz kalma, doğum sırasındaki nedenlerdir ve %60’lık bir kısmı içerir. Travmalar, yüksek ateşli hastalıklar, zehirlenmeler, tümörler, sarılık gibi nedenler doğum sonrası %10’luk kısmı oluşturur.”
BEŞ SINIFA AYRILIR
“Serebral palsy beş şekilde sınıflandırılır. Spastik çocuk CP teşhisi altında etkilenen vücut kısmına göre tanımlanır.
Monoplejik; Sadece tek bacağı/kolu etkilenen,
Diplejik; Bacaklarda baskın tutulma olan,
Kuadriplejik; 2 kol ve bacak etkileyen,
Hemiplejik; Vücudun bir yarısı tutan çeşididir.
Distonik tip kas tonusu bozukluğu ile karakterizedir. En çok atetoid tip görülür, istemsiz ve yılanvari hareketler mevcuttur.”
Ailelerin ortalama 1-1,5 sene içinde çocuklarındaki problemi tespit edemediklerini veya çocuklarına problemi kondurmak istemedikleri için vakit kaybettiklerine dikkati çeken Dr. Şenbursa, psikolojik açıdan yıkılan ebeveynlere şu önerilerde bulundu:
“1 aylık bebekte sürekli ağlama, emme bozukluğu, ısrarlı ve sürekli kusma, çevresinden gelen uyarılara cevap vermeme, havale; 2 aylık bebekte, 1 aylık bebekteki belirtiler, bulunması gereken reflekslerin kaybı, kas kasılma bozuklukları; 3 aylık bebekte gözde istemsiz ritmik hareketler, bel kaslarında oluşan spazm sonucu vücudun yay gibi gerilmesi, bebeğin gülmemesi, annenin yüzüne bakmaması; 4 aylık bebekte baş kontrolünün olmaması, şaşılık, bazı reflekslerin devam etmemesi; 8 aylık bebekte dönme ve oturma aktivitelerinin olmaması, el göz koordinasyonunun yokluğu, tekme atarken iki bacağında geriye gitmesi, uzun oturmada bacakların makaslama hareketi yapması; 10 aylık bebekte emeklemenin olmaması ya da her iki bacağın birden çekilerek, sıçrar tarzda emekleme, ayağa kalkmada zorluk, ismi ile çağırılınca tepki vermemesi, ağızdan salya akması, verilen yiyeceği ağzına almaması ya da ağzına götürememesi; 1 yaşındaki bebekte tutunarak yürüyememe, parmak ucunda yürüme, makaslama şeklinde yürüme gibi belirtiler görülür.”
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Ailelerin çocuklarını dikkatli gözlemesini ve bu tarz durumlarda bir uzmana başvurmasının erken teşhis olanağı sağladığını vurgulayan Dr. Şenbursa, tedavi yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:
İlaç tedavisi: Hastalığı ilaçla tedavi etmek olanaksızdır. Sadece spastisiteyi bir miktar azaltmak, nöbetleri kontrol altına almak veya salya problemi için kullanılabilir.
Cerrahi Tedavi: Cerrahi sinirlere, kaslara, kemiklere yönelik olabilir. En sık yapılan cerrahiler kas tendon gevşetme, uzatma, transfer, kısaltma veya kemik artrodez ve osteotomidir.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon: Cp’li çocuğun klinik tablosu, Cp’nin nedenine, lezyonun şiddetine, şekline ve eşlik eden semptomlara bağlı olarak çocuktan çocuğa değişir. Bu nedenle her çocuğun tedavi ve rehabilitasyon programı farklılık gösterir. Fizik tedavinin amaçları kolların normal veya normale yakın kullanımını sağlamak, bacakların fonksiyonel kullanımı ve yürümeyi arttırmak, çocuğa normal veya normale yakın görünüm kazandırmak, anlaşılabilir konuşma öğretmek, Cp’li çocuğun eğitimi konusunda aileye yol göstermektir.
Ev egzersiz programında dikkat edilmesi gereken konular; egzersizler aile tarafından öğrenilmeli ve evde her gün tekrar edilmelidir. Egzersizler çok uzun ve sıkıcı olmamalıdır, oyun aktiviteleri ile birleştirilerek yaptırılmalıdır. Oturma, emekleme, dizüstü durma, ayakta durma gibi gelişim aşamaları terapistin uygun gördüğü zamanlarda başlatılmalıdır.
İş uğraşı terapisi: Çocuklara motor fonksiyonlarını kullanma becerisi sağlar. Genel amacı çocuklara günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık kazandırmaktır. El fonksiyon ve kavramalarını geliştirme, tuvalet eğitimi, giyinme ve soyunma, beslenme yönündeki becerileri üzerinde çalışılır.
Klasik tedavilerin yanı sıra uygulanan birçok tamamlayıcı ve alternatif teknik bulunmaktadır. Bu teknikler ile alakalı en önemli sorun alanında uzman olmayan kişiler tarafından yapılan uygulamaların çocuğa verdiği zararlardır. İleri seviyede verilen vaatler gerçekleşmemekle beraber aileyi maddi ve manevi açıdan zora sokmaktadır. Bunun için ailelerin uygulayan kişinin eğitim ve ünvanını sorgulamaları ucuz tedavi yöntemlerine tamah etmemeleri gerekmektedir.
| Dr. Fzt. Gamze Şenbursa |
Okul dönemindeki çocuklar için kahvaltı en önemli öğün. Sabah kahvaltısı yapan çocuklarda dikkat ve konsantrasyonun arttığını belirten uzmanlar, “Kahvaltıda “junk food” olarak adlandırılan hazır gıdalar yerine yumurta, süt, peynir, ekmek tüketen çocuklar daha başarılı oluyor” diyerek kahvaltının önemini vurguladı.Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, sağlıklı ve doğru beslenme alışkanlıklarının öğrenme, dikkat ve konsantrasyon üzerinde çok önemli etkisi olduğunu söyledi.
Kahvaltı mutlaka yapılmalı
Günün en önemli öğününün kahvaltı olduğunu belirten Köse, kahvaltının mutlaka yapılması gerektiğini ifade etti. Kahvaltı yapan çocuklarda dikkat ve konsantrasyonun arttığını belirten Köse, “2016 yılında yayınlanan bazı çalışmalarda kahvaltı yapan 5-18 yaş arası çocuklarda akademik başarının daha yüksek olduğu görülüyor. Çalışmanın detaylarına bakıldığında kahvaltıda ‘junk food’ olarak adlandırılan pastane ürünleri ve şekerli besinler yerine yumurta, peynir, süt, ekmek ve çiğ sebzeden oluşan kahvaltı tüketen çocukların daha başarılı oldukları gözlenmiş” diye konuştu.
Kahvaltı obezite riskini azaltıyor
Akademik başarının yanında sağlıklı büyüme ve gelişme için de besin öğelerinin dengeli alınmasının önemli olduğuna dikkat çeken Köse, “Bu da günün ilk öğünü olan kahvaltılının düzenli tüketimi ile başlar. Kahvaltının diğer bir avantajı da okuldayken hazır paketli yiyeceklerin tüketiminin azaltılmasıdır. Kahvaltı yapan çocuklarda okuldan besin tüketiminin azaldığı araştırmalarca kanıtlanmıştır. Böylece kahvaltı tüketimi ile beraber obezite riski de azaltılmış olacaktır” dedi.
Yumurta şart!
Sabah kahvaltısında mutlaka yumurta tüketilmesi gerektiğini belirten Gizem Köse, “Sabah kahvaltısının vazgeçilmezi hem tok tutan hem de protein içeren yumurtadır. Yumurtanın içerisindeki demirin iyi emilimi için yanında maydanoz ya da yeşilbiber tüketilebilir. B vitamini zengini olan ekmek her hafta çeşit değiştirilerek tüketilmelidir. Çavdar, tam buğday, beyaz, tam tahıl gibi farklı ekmekler denenebilir. Hem yetişkinler hem çocuklar için geçerlidir. Kaliteli bir C vitamini kaynağı olan sebzeler kesilmeden ya da doğranmadan tüketilirse C vitamini ölmeden yararlanılabilir. Ya da kesilecekse tahta bıçak kullanılabilir. Eğer mide bulantısı gibi bir sorunu yoksa sabah kahvaltılarının sonunda 1 bardak süt tüketilmesi tokluk süresini uzatmaya yardımcı olur” tavsiyesinde bulundu.
Sağlıklı beslenme çantası
Çocukların yanlarında götürdükleri beslenme çantalarının içinde de sağlıklı gıda ve atıştırmalıkların bulunması gerektiğini belirten Köse, beslenme çantasında mutlaka bulunması gerekenleri de şöyle sıraladı:
- Her gün mutlaka 2-3 porsiyon meyve tüketmeleri gerektiği için 2 porsiyon meyve
- Kuru meyvelerin tüketimi daha kolay olabilir bu yüzden 20 gram kuru meyve
- Süt ürünleri grubundan süt ya da ayran
- Çiğ sebze vitaminler açısından zengin olduğundan 1 orta boy çiğ sebze
Beslenme çantaları her gün yıkanmalı!
Gizem Köse, beslenme çantalarının her gün düzenli olarak iyice yıkanmalı ve kuruduktan sonra malzemelerin yerleştirilmesi gerektiğini de hatırlatarak “Sebze ve meyveler çiğ tüketileceğinden iyice yıkanmalı ve kurulanmalıdır. Paketli besinler yerine evde yapılan besinler tercih edilmelidir” tavsiyesinde bulundu.
Bağışıklık sistemini balıkla güçlendirin
İçinde bulunduğumuz sonbaharda grip gibi bulaşıcı hastalıklara karşı da bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Gizem Köse, “Bağışıklık sisteminin gücü vitamin ihtiyaçlarından geliyor. Yapmanız gereken hem çocuklarımız hem de kendimiz için meyve ve sebze tüketimini arttırmak gerekiyor. Sadece günde 3 meyve ve 2 porsiyon tüketerek bağışıklık sistemini korumanız mümkün. Burada dikkat edilmesi gereken meyve ve sebzelerin tüketim şekli. Yani meyveleri meyve suyu ya da meyve nektarı olarak tüketmek hiçbir yarar sağlamıyor. Özellikle de meyve suyunu taze sıkıp bütün vitaminleri aldığınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bağışıklık sistemini güçlendiren şeylerden biri de omega-3’tür. Haftada iki kere balık tüketerek hem kalp ve damar sistemi korunabilir hem de bağışıklık sistemi güçlendirebilir” önerisinde bulundu.
Her doğan bebeğin 2 yaşına gelene kadar düzenli olarak anne sütü alması gerekiyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren anne sütü bebeği çeşitli sağlık sorunlarına karşı da korumaya yardımcı oluyor. Tıbbi olarak annenin emzirmesine engel bir hastalık olmadığı sürece bebeklerin 2 yaşına kadar emzirilmesi gerekiyor. Ancak doğumundan itibaren bebeğin emzirilmesi ne kadar sağlıklı ise; 2 yaşından itibaren emzirmenin kesilerek normal bir beslenme sürecine girilmesi de bir o kadar önem taşıyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol, annelere emzirmeyi kesecek tüyolarda bulundu.
• Kararlı olun
Eğer bebek sütten kesilmeye karar verildiyse, uygulamaya hemen başlamak gerekiyor. Bebeğin sütten kesildiğinde anneden uzaklaşacağı gibi doğruluğu olmayan şüphelerden uzak durması önem taşıyor. Bu nedenle annelerin gönül rahatlığıyla kararlı olarak bu sürece girmesi gerekiyor. Anne ile birlikte yakınların da aynı kararlılıkta olması gerekiyor. Bebek ağlıyor diye kısa bir süre sonra tekrar emzirmeye başlamak, her seferinde sürece tekrar başlamaya yol açıyor.
• Emzirme sıklığını azaltın
Bebeklerin sütten kesilmesine karar verildikten sonra öncelikle gündüzleri, daha sonra da geceleri emzirme sıklığının azaltılması gerekiyor. Gündüzleri emzirmenin yerine ara öğün koyulabiliyor, ancak geceleri emzirme sayısını azaltmak daha çok daha zor oluyor. Bu nedenle emzirme sıklığının azaltılması kolaylaşıyor. Bebek süt içmek istediğinde dikkatini başka objelere çekmek, emzirme yerini değiştirmek gibi birtakım değişiklikler yapılması öneriliyor.
• Emzirme süresini kısaltın
Sütü bir anda değil; emzirme süresini kısaltarak yavaş yavaş kesmek önem taşıyor. Süreleri kısaltmaya başladıktan sonra öğünün yaşa uygun ek besinle tamamlanması, bebeğin başka besinlere alışma sürecini de hızlandırıyor.
• Yardım alın
Gece emzirmeyi kesmek, çoğu bebek ve tabi ki aile için zor oluyor. Gece emzirme sıklığı azaltılırken eş veya bakımıyla ilgilenen bir kişiden bebeğin sakinleştirilmesi konusunda yardım alınması önem taşıyor. Emzirmenin, sakinleştirme, uykuya geçiş aracı veya emzik olarak kullanılması kesinlikle önerilmiyor.
Ek Gıdalarda 3 Gün Bekleme Kuralı!
Ek gıdalara başlarken, her bir yeni gıdanın 3 gün ara ile verilmesi gerekiyor. Bu 3 gün içerisinde yeni gıdanın bebekteki etkisi, alerjik reaksiyon yapıp yapmadığı izleniyor. Bu süreçte hırıltı, öksürük, sık tekrarlayan kusma, ishal, tüm vücutta döküntü gibi durumlar gözlenirse, son verilen besinin bebeğin diyetinden çıkarılması öneriliyor.
7'nci Aydan İtibaren Armut, Kavun ve Karpuz Verilebilir
Dr. Reyhan Erol, bebeklerin tüketmesi gereken meyve ve sebzeler için en uygun zamanları şu sözlerle açıklıyor: “Bebeklere ilk olarak elma, muz veya şeftali verilebilir. 7. aydan itibaren listeye kayısı, armut, karpuz ve kavun eklenebilir. Ancak karpuz ve kavun gaz şikayetine yol açabilir. 8. aydan itibaren şeker eklememek kaydıyla hazırlanan meyve püreleri, üzüm suyu, mandalina ve portakal suları ile sulandırılabilir. 9. aydan itibaren ise tropikal meyveler, ananas, kivi ve alerjik olma potansiyeli yüksek besinler denenebilir.”
Bebeğin 1 öğününde meyve pürelerinin yoğurt ile verilebileceğini ifade eden Dr. Reyhan Erol, ileride biberon çürükleri yaşama riskine karşı da biberonla meyve suyu verilmesini kesinlikle önermiyor. Ayrıca, verilen tüm meyvelerin cam rendede rendelenmesine özen göstermek gerekiyor.
Sebzelere Kabak ve Havuç ile Başlayın
Bebeğe verilecek sebzeler arasında önceliği kabak, patates ve havuca vermek gerekiyor. 8.ayından itibaren semizotu, kereviz, pırasa ve brokoli denenebiliyor. Sebze püresine et suyu eklenebileceğini söyleyen Dr. Reyhan Erol, domates ve soğanı da 9'uncu aydan sonra yedirmek gerektiğini ifade ediyor.
Hamileliğin ilk yedi haftasında maruz kalınan soğuk ve sıcak havanın erken doğuma neden olduğu ortaya çıktı. Erken doğan bebekler ise akranlarına göre hayata yenik başlıyor.Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, sonuçları Environmental Health Perspectives isimli bilim dergisinde yayınlanan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:
“Araştırma kapsamında Amerika’nın her tarafından seçilen 12 klinikteki 223 bin 375 doğum incelendi. Gebeliğin ilk 7 haftasında aşırı soğukta yaşayanların, 34. haftadan önce doğum yapma risklerinde yüzde 20 artış izlendi. Yine bu grupta 34-36. haftalarda doğum yapma riskinin yüzde 9, 37. haftada doğum yapma riskinin yüzde 3 daha fazla olduğu gözlendi.
Gebeliğin ilk 7 haftasında aşırı sıcak bölgelerde olan grupta ise 34. haftadan önce doğum yapma riskinin yüzde 11, 37. haftada doğum yapma riskinin %4 arttığı saptandı.
Tüm gebelik boyunca aşırı sıcak ortamlarda yaşayan gebelerde ise 34. haftadan önce ve 36-38. haftalar arasında doğum yapma riskinin sırasıyla yüzde 6 ve yüzde 21 oranında arttığı kaydedildi.”
İklim Değişiklikleri Erken Doğumları Artıracak
İklim değişikliğinden dolayı sıcak günlerin artacağını belirten Op. Dr. Betül Görgen, bu nedenle erken doğumların pik yapacağını söylüyor.
Op. Dr. Görgen’in verdiği bilgiye göre, 37. gebelik haftasından sonra başlayan 40. haftaya kadar olan zaman aralığındaki doğumlar “zamanında” doğum olarak tanımlanıyor. 37. gebelik haftasından önce gerçekleşen doğumlar prematüre (zamanından önce) olarak adlandırılıyor. Zamanından önce doğan bebeklerde, astım gibi akciğer hastalıklarına yakalanma, uzun dönemde fark edilecek bazı gelişimsel problemlerle karşılaşması bakımından risk taşıyor.
Sitede Ara
Bu Siteyi Takipet
Popular Haberler
-
4 D'li işçiler için Ocak ayı zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı
696 sayılı KHK ile taşerondan kadroya geçen 4 D'li işçilerin yeni zamlı maaş sorgulama ekranı açıldı. 17 günlük bordro ÇKYS ekranına d... -
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi?
4/D işçi emekli olmak zorunda mı? Olduktan sonra çalışabilir mi? Kamuda taşerondan 4/D işçi olarak kadroya alınanlar her seferinde bir b... -
KAMUDA VE BELEDİYEDE ÇALIŞAN KAMU İŞÇİLERİNİN 2021 VERGİ DİLİMLERİYLE İLGİLİ ÖNEMLİ RESMİ DUYURU
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ... -
4/D'Lİ işçilerin 2021 Yılı tayin,becayiş resmi bakanlık duyurusu
4/D'Lİ işçilerin tayin her yıl Mayıs ayında dilekçeler yazılıp il sağlık müdürlüğündeki komisyona sunulur ve Haziran ayında komisyon k... -
4D KAMU İŞÇİLERİ YÜZDE 15 VE YÜZDE 20 VERGİ DİLİMLERİNDE ALACAKLAR BÜRÜT VE NET 2021 YEVMİYELERİ
web sitemizin sağ üst köşesinden sosyal medya hesaplarımızı takibe almanız, ve haberlerimizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız bizler ...
Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı
!>